ARŞİV
 
 

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme
Ulusal İlk Rapor
Türkiye-1999
Ankara

Önsöz

Türkiye:Profil

Giriş

1.Genel Uygulama Önlemleri

2.Çocuk Tanımı

3.Genel İlkeler

4.Medeni Hak Ve Özgürlükler

5.Aile Ortamı Ve Alternatif Bakım

6.Çocukların Temel Sağlık Ve Refahı

7.Eğitim, Boş Zaman Ve Kültürel Etkinlikler

8.Özel Koruma Önlemleri

 

8.ÖZEL KORUMA ÖNLEMLERİ

8.1.Acil Durumdaki Çocuklar
8.1.1.Mülteci Çocuklar (Madde 22)

Mülteci çocuklar konusunda, dikkat edilmesi greken temel nokta, ÇHS’nin bu konunun çerçevesini çizen 22nci Maddesidir.
Türkiye’de, sığınma isteyen çocuk ile mülteci çocuk, başvuruda bulunan mültecilere tanınan aynı haklara sahiptirler.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre:
“Herkes, dil,ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” (Madde 10/1)
“Herkes doğal olarak, dokunulmaz ve devredilmez temel hak ve özgürlüklere sahiptir.” (Madde 12/1)
“Temel hak ve özgürlükler yabancılar için uluslararası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.” (Madde 16/1)
Bu hükümlere bakıldığında, mültecilerin ve yabancıların Türk vatandaşları ile aynı temel haklara ve özgürlüklere sahip olduğu söylenebilir. Yabancıların temel hak ve özgürlükleri de Türk vatandaşlarınınkiler gibi yalnızca kanunla sınırlanabilmektedir. Ancak, yabancıların temel hak ve özgürlüklerini sınırlandıran kanunun uluslararası hukuka da uygun olması gerekmektedir.
1951 Cenevre Sözleşmesi ve Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1967 tarihli Protokol, Türkiye tarafından 29 Ağustos 1961 tarih, 359 Sayılı Yasayla ve Bakanlar Kurulunun 1 Temmuz 1968 tarih, 6/10266 Sayılı Kararıyla onaylanmıştır.
Söz konusu Sözleşme ve Protokol genel olarak mültecilerin hukuki statülerini düzenlemektedir. 22nci Maddede yer alan “taraf devletler ilköğretim konusunda mültecilere kendi vatandaşları ile aynı muameleyi gösterirler” ifadesi ile mülteci çocukların eğitim hakkı hükme bağlanmıştır.
1951 tarihli Sözleşmedeİmza Sahibi Devletlere, Sözleşmeye coğrafi tercihle bağlı kalma seçeneği tanınmıştır. Türkiye, bu seçeneğinışığında, bu Sözleşmeye coğrafi tercihini beyan ederek taraf olmuştur.
Bununla birlikte, bu sınırlı tanıma Türkiye’nin dünya genelinde, geçici olarak sığınma ve korunma isteyen insanlara yardım elini uzatmasını engellememektedir.
Türkiye Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi tercihle taraf olmasına rağmen, Türkiye’nin doğu sınırlarından girerek sığınma isteyenler insani gerekçelerle ülkeye kabul edilmekte ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) işbirliğiyle bu kişilerin sorunlarına çözümler aranmaktadır. Bu işlemleri kolaylaştırmak için Türk mercileri tarafından 1994 yılında münhasır bir yönetmelik düzenlenmiştir.
Bu Yönetmeliğin amacı, Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi ve Mültecilerin Statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol çerçevesinde, Türkiye’ye sığınmak isteyen veya üçüncü bir ülkeden sığınma istemek amacıyla Türkiye’de ikamet izni talep eden, tek tek veya gruplar halinde Türkiye’ye gelen yabancılarla ve kitle halinde olası bir mülteci akınıyla ilgili usulleri ve esasları belirlemektir.
Bu Yönetmelik alınması gereken önlemleri, başvurular için uygulanacak usulü içermekte ve Türkiye’ye sığınmak isteyen veya üçüncü bir ülkeden sığınma istemek amacıyla Türkiye’de ikamet izni talep eden, tek tek veya gruplar halinde, yasal veya yasal olmayan yollarla Türkiye’ye gelen yabancılar ile kitle halinde olası bir mülteci akını olması durumunda yabancıların uyması gereken kuralları tanımlamaktadır. Bu Yönetmeliğin 27nci Maddesinde, “mültecilere ve sığınma hakkı talep edenlere, genel hükümler çerçevesinde, Türkiye’de kalış süreleri ile sınırlı olmak kaydıyla, kazançlı iş ve eğitim olanakları sağlanır” hükmü yer almaktadır.
İskan Kanunu’nda öngörülenşartları karşılayanlar bulundukları yerin en yüksek mülki amirini yazılı olarak haberdar ederek Türkiye’de yerleşebilirler. Mülteci kabul etme yöntemleriİçişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen yukarıda anılan Yönetmelikle belirlenir.
8.1.1.1.Sığınmaİsteyenler
Mülteci kabulü konusunda eski bir geleneğe sahip olan Türkiye Cumhuriyeti ve daha önce Osmanlıİmparatorluğu zulümden kaçanlara sığınma hakkı vermişlerdir.
Ayrıca,İmparatorluk coğrafi açıdan küçülmeye başladıkça, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Kırım’da ve diğer bölgelerde yerleşmiş Türk soyundan olanlar da dahil olmak üzere, Anadolu’ya geri dönen çok sayıda insan olmuştur.
Nisan 1991’de, ülkelerinden kaçan yaklaşık yarım milyon Irak vatandaşı yalnızca birkaç gün içinde Türk – Irak sınırına yığılmıştır.
Bu trajedi karşısında Türkiye, sınırlı kaynaklarıyla, yalnızca insani nedenlerle bu insanlara barınak ve yardım sağlamıştır. Tarihi boyunca tekrar tekrar yaptığı gibi, Türkiye merhametle hareket etmiş ve ahlaki sorumluluklarını cesaretle üstlenmekte tereddüt etmemiştir. Ancak, sorun bir ülkenin tek başına üstesinden gelemeyeceği kadar büyük olduğu için, Türkiye yardım için uluslararası topluma başvurmuştur. Yapılan tahminlere göre, Türkiye tarafından sağlanan yardımın maliyeti 300 milyon USD’yi geçmektedir.
1989 yılında, zorla asimilasyon nedeniyle Bulgaristan’dan kaçan Türk kökenli 300 binden fazla insan Türkiye’ye sığınmıştır. Türkiye 1992 yılında eski Yugoslavya’da çıkan savaştan kaçan Bosnalılara da kapılarını açmıştır. 1992 yılı Haziran ayı başında, Türkiye’ye 28 bin Bosnalı mülteci gelmiştir. Bunların yaklaşık 4500’üİstanbul’a ve 1000’i çeşitli illere yerleşmiş olup, 2500’ü Kırklareli’nde bulunan kampa yerleştirilmiştir.
Kampların tümü ülkeye gönüllü dönüş nedeniyle Ağustos 1994’de kapatılmış ve mültecilerin geri kalan kısmı Kırklareli’ndeki kampta toplanmıştır.
Bu kampta ikamet eden çocuklar kendi dillerinde eğitimlerine devam etmişlerdir.İstanbul’da yaşayanlar ise, Bosnalı Mülteciler Sosyal Merkezi’nde dil kurslarına katılmışlardır.
Türkiye en son, yakın bir geçmişte kapılarını etnik temizlikten kaçan Kosovalılara açmıştır. Türk Hükümeti Makedonya’ya kaçmış olan 20 bin Kosovolu mülteciyi geçici olarak kabul etmeye karar vermiştir. Bu mültecilerin üçte-biri çocuklardır. Türkiye, bu çocukların sağlıklı gelişimleri için gerekli olan eğitim sağlık ve sosyal hizmetleri sunarak, kendilerini evlerinde hissetmelerini ve normal bir yaşam sürdürmelerini mümkün kılmak için çaba göstermektedir.
ÇHS’yi imzalayan ilk ülkeler arasında yer alan Türkiye, uluslararası taahhütleri çerçevesinde, hak ve özgürlükler açısından mülteci çocuklara yeterli olanaklar sağlamaktadır.
8.1.2.Silahlı Çatışmalardan Etkilenen Çocuklar (Madde 38)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 15inci Maddesinde “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı önlemler alınabilir” hükmü yer almaktadır.
Milli Savunma Hizmetine ilişkin 3634 Sayılı Kanuna göre, genel veya kısmi seferberlik halinde veya olağanüstü hallerde seferberlik hazırlığında, 15 yaşından küçük çocuklar, 65 yaşından büyük olanlar, özürlü veya hasta olanlar, hamile kadınlar ve bakmakla yükümlü oldukları çocukları olan kadınlar yükümlü tutulamazlar (Madde 1/2).
21.1.1953 tarihinde 6020 Sayılı Kanunla Türkiye tarafından onaylanmış olan, Savaş Zamanında Sivil Halkın Korunmasına ilişkin 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne göre, öldürme, işkence, bedeni ceza, sakat bırakma ve korunan kişinin tıbbi veya bilimsel tedavisi için gerekli olmayan tıbbi veya bilimsel deneyler ile askerler veya siviller tarafından insanlık dışı diğer önlemlerin alınması yasaktır (Madde 32). Korunması gereken kişilerin rehin alınması, toplu olarak cezalandırılması, ayrı ayrı veya toplu olarak saldırgan güçlerin ülkesine nakledilmeleri ve dağıtılmaları yasaktır (Madde 33-34-49).
Türk Kızılay’ı tehlikeli bölgelerde bulunan ve korunmaya muhtaç olan çocuklara Hükümetçe belirlenen yerlerde yardım etmekle görevlendirilmiştir.
Türkiye 1984 yılından bu yana terörist PKK örgütüyle mücadele etmektedir. PKK en temel insan hakkı olan yaşama hakkını hiçe sayan hırçın bir terör örgütüdür. Gaddar terör örgütü PKK’nın zulmünden en çok zarar görenler ise çocuklardır. PKK, çok sayıda çocuk da dahil olmak üzere, 30 binden fazla kişinin ölümünden sorumludur.

8.2. Kanunlaİhtilafa Düşen Çocuklar
8.2.1.Çocukların Mahkum Edilmesi, Özellikle Ölüm Cezasının ve Ömür Boyu Hapis Cezasının Yasaklanması (Madde 37.a)
Anayasanın 17/3üncü Maddesinde, “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” denilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 243üncü Maddesinde, “Sanıkları, suçlarını itiraf etmeye zorlamak için işkenceye tabi tutan veya sanıklara eziyet eden veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye tabi tutan herhangi bir Mahkeme veya Komite Başkanı veya üyesi ve diğer devlet görevlileri beş yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılır ve yaşam boyu veya geçici bir süre için devlet memuriyetinden men edilirler”şeklinde bir hüküm yer almaktadır. Fiilin sanığın ölümüne yol açması durumunda, ceza artırılmaktadır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 238/2nci Maddesine göre, “yasa hükümlerine uygun olmayan kanıtlar reddedilmektedir.” Ceza muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135/A Maddesine göre, “yasaklanan sorgulama yöntemlerini” düzenleyen hükümlerde, “işkence, kötü muamele veyaşiddet gibi bedensel ve psikolojik muameleler yasaktır ve yasaklnmış bu sorgulama yöntemleriyle elde edilen deliller kabul edilemez” hükmü yer almaktadır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 247nci Maddesinde, “Sanığın yargıç önündeki ifadesi, beyanının delili olarak okunabilir” denmektedir. Bu hükümlere göre, karakollarda veya savcılıklarda işkence altında alınan ifadeler duruşmalarda delil olarak kabul edilememektedir.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerineİlişkin 2253 Sayılı Kanun’a tabi olan çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemeleri durumunda, hazırlık soruşturması sonucunda bir belge düzenlenir (Madde 9). Bu hüküm çocuğun soruşturma aşamasında yetişkinlerle aynı işlemlere tabi tutulmasına neden olacağı için, soruşturma başladığında çocuğu psikolojik, fiziksel ve sosyal rahatsızlıklardan korumak için önlem alınmalıdır. Bu nedenle, hazırlık soruşturması sırasında ve soruşturmalar başladığında çocukların duruşma usullerine yetişkinlerden ayrı olarak tabi tutulmaları uygun olacaktır.
Soruşturma ve takibat usulleri 18 ve 19uncu Maddeler çerçevesinde aşağıda belirtildiği gibi düzenlenmiştir. Bu Maddelerde, “yasada hüküm bulunmadığında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanacaktır” denmektedir. 26ncı Maddede, hazırlık soruşturmaları sırasında yargılama usullerini düzenleyen Tanıklı Suçlarda Yargılama Usullerine ilişkin 3005 Sayılı Kanun’un 26ncı Maddesinin çocuklar tarafından işlenen suçlara uygulanamayacağı belirtilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun değişik hükümlerinde, çocuklara verilen cezalarda indirim yapılması hükme bağlanmıştır. Bunun amacı cezaların çocukların bedensel, zihinsel, psikolojik ve sosyal gelişimleri üzerindeki olumsuz etkileri engellemektir. Son uygulamalarda, suçun türü ve temelinde yatan neden açısından, çocuklar tarafından işlenen suçların yetişkinler tarafından işlenen suçlardan ayrılmasında yaş bir ölçüt olarak kabul edilmekte ve çocuklara verilen cezalarda indirim yapılmaktadır. Bu nedenle, yaş çocuklarla ilgili yargılamalada önemli bir rol oynamaktadır.
8.2.2.Her Türlü Gözaltına Alma, Hapsetme veya Gözetim Altında Bulundurmaİşlemi Dahil Olmak Üzere, Özgürlüklerinden Yoksun Bırakılan Çocuklar (Madde 37/b, 37/c, 37/d)
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usullerine ilikin Kanun’un 11inci Maddesinde “Suç işlediği zaman 11 yaşından küçük olanlar hakkında soruşturma yapılamaz ve bu çocuklara ceza verilemez. Ancak, işlenenen suçun bir yıldan fazla hapis cezasını veya daha ağır bir cezayı gerektirmesi durumunda, 10uncu Maddede belirtilen önlemlerden biri uygulanır. 11 Yaşından küçük çocuğun anne babası veya çocuğun bakımından sorumlu kişiler tarafından yeterli önlemlerin alınacak olması halinde, mahkeme tarafından başka önlem uygulanmayabilir” hükmü yer almaktadır. 12nci Maddede, “Fiili işlediği zaman 11 yaşını doldurmuş, ancak 15 yaşını bitirmemiş bir çocuk hakkında 20nci Maddeye uygun olarak yapılan soruşturma ceza verilmesini gerektirmediği takdirde, mahkeme tarafından 10uncu Maddede belirtilen önlemlerden biri uygulanabilir” ifadesi yer almaktadır.
Cezaİnfaz Kanunu’nun 4üncü Maddesinde, cezaların uygulanamayacağı alt yaş sınırı 18 yaşın altı olarak kabul edilmektedir. Aynı Kanunun 5inci Maddesinde para cezaları ve para cezasının ödenmemesi durumunda yaptırım öngörülmektedir. Mahkumiyet hükmünü özgürlüğü kısıtlayan bir cezaya dönüştüren bu yaptırımlar çocuklara uygulanmamaktadır. Cezaİnfaz Kanunu’nun cezaların ertelenmesini düzenleyen 6/2nci Maddesinde, 18 yaşını doldurmamış olanlar için ve 3 yıllık hapis cezaları için erteleme sınırı 2 yıla çıkartılmıştır. Bu Maddeler ÇHS’ye uygundur.
Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 20nci Maddesinin 2nci paragrafında, “gerekli olması durumunda”, ceza uygulanmadan önce çocuk için bir soruşturma raporu hazırlanacağı ve bazı çocuklar için bu soruştuşturmanın yapılmayacağı belirtilmektedir. Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 20nci Maddesi hükümlerinde bu soruşturmanın sosyal hizmet görevlileri veya yardımcıları, pedagoglar, psikologlar veya psikiyatristler gibi uzmanlar tarafından yapılacağı belirtilirken, 30uncu Maddede, “…bu kişilere en çok ihtiyaç duyanlara öncelik verilerek, her Çocuk Mahkemesine yeterli sayıda sosyal hizmet görevlisi veya yardımcısı, pedagog, psikolog ve psikiyatrist atanır” ifadesi yer almaktadır.
Cezaİnfaz Kanunu’nun 4üncü Maddesi, “Hiçbir çocuk yasaya aykırı veya keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Çocukların tutuklanması, gözaltına alınması veya hapsedilmesi yasalara uygun olacak ve yalnızca en son başvurulacak çare olarak ve uygun olan en kısa süre için uygulanacaktır” hükmünün yer aldığı ÇHS’nin 37(b) Maddesine uygun olarak, özgürlüğü sınırlayan kısa süreli (bir yıl veya daha kısa) cezalar yerine uygulanabilecek para cezalarını ve önlemleri içermektedir. Aynı Kanunun 5inci Maddesinde 18 yaşından küçük çocuklara verilen para cezalarının hapis cezasına çevrilemeyeceği hükmü yer almaktadır. 6ncı Maddenin 3üncü paragrafında, suç işlediği zaman 18 yaşını doldurmamış olanlar hakkında verilen ağır hapis cezalarının iki yıldan uzun olmaması durumunda, cezanın erteleneceği belirtilmektedir.
Tutuklanma yalnızca en son çare olarak ve mümkün olan en kısa süre için uygulanmalıdır. Tutuklu kaldığı süre sırasında çocuğa herhangi bir zarar verilmesi önlenmeli ve tutuklama yerine gözetim altında bulundurma, aile yanına veya bir eğitim kurumuna yerleştirme gibi önlemler alınmalıdır. Anayasanın 19uncu Maddesinde, tutuklamanın yalnızca hakim kararıyla yapılabileceği ve hakim kararı olmadan tutuklamanın ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabileceği belirtilmektedir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 104-126ncı Maddelerinde tutuklanma ile ilgili hükümler bulunmakla birlikte, çocuklarla ilgili özel hüküm öngörülmemiştir. Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 19uncu Maddesinin son paragrafında, “10uncu Maddede belirtilen önlemlerin alınması koşuluyla, en fazla üç yıl özgürlüğü kısıtlayıcı ceza verilmesini gerektiren fillerle ilgili soruşturma ve yargılama aşamasında çocuklar için tutuklama kararı verilemez” ifadesi yer almaktadır.
12-18 yaş grubunda olan çocuklara verilen cezalar indirimli olarak uygulanır.
Türkiye’de suç işleyen kız çocukların sayısı erkek çocukların sayısından daha azdır. Cezaları onaylanan kız çocuklarİzmir Çocuk Islah Evi’nde ayrı bir yerde alıkonmaktadır.
11 ile 15 yaş arasındaki çocuklara özgürlüğü kısıtlayan cezalar verilmesi durumunda, bu cezalar Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 12nci Maddesine göreıslah evlerinde uygulanmaktadır. 18 yaşını doldurana kadar bu kurumlarda kalabilecek davalı çocuklar, 18 yaşını doldurduktan sonra açık ceza evlerine gönderilmektedir. Eğitimlerine devam eden, atölye çalışmalarında başarılı olan, iyi hal ve davranışlarıyla yöneticiler ve eğitmenler üzerinde olumlu izlenim bırakan çocuklar açık ceza evlerine gönderilmemekte ve kurumda kalış süreleri 21 yaşına kadar uzatılabilmektedir.
Ankara, Elazığ veİzmir illerinde üçıslah evi bulunmaktadır. Bu kurumlarda çocuklara akademik ve mesleki eğitim verilmektedir. Bu çocuklar diğer çocuklar gibi, yaşlarına ve ihtiyaçlarına göre, temel eğitim kurumlarına, yüksek okul ve dengi okullara ve fakültelere devam edebilmektedirler. Bu çocuklardan bazıları çırak olmak üzere eğitilmektedir. Bunların yanı sıra, yabancı dil ve ünversite giriş sınavı kursları ile sosyal ve kültürel faaliyetlerle ilgili kurslara da devam edebilmektedirler.
Islah evlerinde atölye çalışmaları yapılmakta ve çocukları topluma yararlı bireyler haline getirmek için çaba gösterilmektedir.
Haklarındaki mahkumiyet kararı kesinleşen çocuklar ile yakın illerdekiıslah evlerinde disiplin cezasına mahkum edilen çocuklar, tedaviye yönelik faaliyetlerin gerçekleştirildiği Sinop Çocuk Ceza Evine gönderilmektedir. Ancak, Sinop Çocuk Ceza Evine yerleştirilen çocuklarıslah evlerindeki çocuklar gibi, ceza evi dışındaki eğitim ve öğretim olanaklarından yararlanamamaktadırlar. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tutuk Evleri Genel Müdürlüğünün mahkum olmuş çocukların nakline ilişkin genel talimatında Türk Ceza Yasasının suçlu çocukların yerleştirileceği kurumları belirleyen hükümlerine gönderme yapılmaktadır. Bu genel talimata göre, Ceza Yasası’nın 54üncü Maddesi çerçevesinde mahkum olan çocuklar Ankara Islah Evine, Ceza Yasası’nın 55inci Maddesi uyarınca mahkum olanlar Sinop Çocuk Islah Evi’ne ve Ceza Yasası’nın 54 ve 55inci Maddelerine göre mahkum olanlar Elazığ veİzmir Çocuk Islah Evine gönderilmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 144üncü Maddesinde “Tutuklanan veya gözaltına alınanlar, vekaletnameye gerek duyulmaksızın, konuşulanların üçüncüşahıslar tarafından duyulmayacağı gizli bir ortamda, avukatlarıyla her zaman görüşebilirler. Bu kişilerin avukatlarıyla yazışmaları denetime tabi tutulamaz” ifadesi yer almaktadır. Aynı Maddede tutuklu kişi ile avukatı ve tutuklu kişi ile tanıklık etmeyi reddetme hakkına sahip kişiler arasındaki yazışmalara belirli durumlar dışında el konamayacağı hükmü yer almaktadır. 91inci Madde yargıca mektup ve telgrafların kayda geçirilmesine karar verme yetkisi tanımaktadır. Yargıç ayrıca kurum yöneticileri aracılığıyla, gözaltında bulunanların haberleşmelerini denetleme yetkisine da sahiptir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135inci Maddesine göre, gözaltına alınanlar tutuklandıklarını akrabalarına haber verme hakkına sahiptirler.
8.2.3.Çocuk Suçluluğu Adalet Sisteminin Uygulanması (Madde 40)
Cezaevi ve tutukevlerinde okuma yazma kursları, ilkokul, lise, mesleki ve profesyonel eğitim gibi faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Üniversite giriş sınavlarına hazırlanma, ayrı ayrı üniversite sınavlarına çalışma, müftü veya vaizler tarafından verilmesi gereken ilahiyat konuları, atölye çalışmaları, sosyal ve kültürel etkinlikler bu kurumlarda düzenlenen faaliyetler arasındadır.
Çocukıslah evleri ve çocuk tutukevlerinde uygulanan mesleki eğitim faaliyetlerinin yeniden düzenlenmesi için çalışmalar başlatılmıştır. 1995 Yılında Ankara Çocuk Islah Evinde uygulanmaya başlayan yeni tedavi yöntemi kapsamındaki meslek eğitimi programı çerçevesinde, örgün eğitim sistemi kapsamında temel eğitim kurumlarına devam etme olanağı olmayan ve kurumda çıraklık eğitimine ve meslek kurslarına devam eden 15-18 yaş arasındaki çocuklara teorik ve pratik meslek eğitimi verilmektedir. Bu eğitimin temel amacı çocuk emeğinin kullanılmasını önlemek, çocukları eğitime yönlendirmek ve üretime yönelik itibarlı mesleklere sahip olmalarını sağlamaktır. Bu meslek eğitimi programının genel eğitim sistemiyle birleştirilmesi planlanmaktadır. Bu plan, her aşamada çocukların görüşleri ve talepleri dikkate alınarak ve katılımları sağlanarak yapılmaktadır.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine ilişkin Kanunda, çocukıslah evlerinde ve çocuk tutuk evlerinde kuralların ihlal edilmesi durumunda uygulanacak disiplin önlemleri ile ilgili hükümler bulunmamaktadır. Bu nedenle, yönetmeliklerin ilgili maddeleri kullanılmaktadır. Bu Maddelere göre, mahkum veya tutuklu çocuğa kurum müdürü tarafından, çocuğun belirli bir süreyle kültür, spor ve sanat faaliyetlerine katılmasının engellenmesi veya çocuğun başka kurumlara nakledilmesine ilişkin kurallara uygun olarak çocuğun işyerinin değiştirilmesi gibi disiplin önlemleri uygulanmaktadır.
Cezalarını tamamlayan bazı çocuklar özel ve resmi yatılı okullara yerleştirilmekte ve okula devam edemeyenler resmi ve özel kurumların, gönüllüşahıs ve kuruluşların desteğiyle bir yere yerleştirilmekte, kendilerine iş bulunmakta ve gözlemlenmektedirler. Bazı çocukların ve ailelerinin yanına geri dönen gençlerin uyum sağlamaları için rehberlik hizmeti verilmektedir. Ankara’da, gidecek yeri olmayan, eski çevrelerine geri dönmemeleri gereken ve okula devam eden çocuklar için kurulmuş iki “Gençlik Yurdu” bulunmaktadır.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine ilişkin Kanun’un 34üncü Maddesinde, çocuklarla ilgili suç kayıtlarının, araştırma ve soruşturma amacıyla adli makamlar ve yasama organları seçimleri için seçim kurulları dışında herhangi bir kişiye veya komisyona verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu, çocukların topluma kazandırılmasına yardımcı olmak için yürürlüğe konmuş yararlı bir hükümdür.
Türk Ceza Kanunu’nun 1inci Maddesinde yer alan “Hiçkimse kanunda suç olduğu açıkça belirtilmeyen bir eylemden ötürü cezalandırılamaz. Hiçkimseye kanunda yer alanlar dışında başka ceza verilemez” ifadesiyle yasallık ilkesi benimsenmiştir. 2nci Maddede “Hiçkimse, eylem gerçekleştirildiği zaman geçerli olan yasalara göre suç veya kabahat olarak kabul edilmeyen eylemlerden ötürü cezalandırılamaz” ifadesi yer almaktadır. Anayasanın 15 ve 38inci Maddelerinde de benzer hükümler bulunmaktadır.
ÇHS’nin 2nci Maddesinde, sanığın en önemli haklarından biri olan “masumiyetşartına” işaret edilmektedir. Buna göre, suçlu olduğu kanıtlanana ve cezası mahkeme kararıyla kesinleşene kadar herkes masum kabul edilmektedir. Bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38inci Maddesinin IVüncü paragrafında hüküm olarak düzenlenmiştir.
Masumiyetşartının bir başka sonucu da, “makulşüphe” ilkesinin sanık lehine uygulanmasıdır (in dubio pre reo). Yeterli kanıt bulunamaması durumunda,şüphe sanık lehine hüküm verilmesine neden olur. Türk kanunlarında yer alan bu konu ile ilgili hükümler ÇHS’ye uygundur.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na (Madde 135/2) göre, suç işlediğindenşüphe edilen ve hakkında soruşturma başlatılan herkesin aleyhindeki suçlamalardan haberdar edilmesi en doğal hakkıdır. Bu hak “önceden bildirim” ilkesi olarak da bilinmektedir. Bu savunmanın temelini oluşturmaktadır. Ne ile suçlandığını bilmeyen bir kişi etkin savunma yapamaz. Kuşkulanılan kişinin masum olması her zaman olasıdır. Aleyhindeki suçlamaları bilme hakkı özellikle suçsuz kişiler için önemlidir.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine ilişkin Kanun’un 25inci Maddesinin Iinci paragrafında duruşmanın gizli olması hükmü ve IInci paragrafında yargıcın izniyle duruşmada hazır bulunabilecek kişilerin katılımı ile ilgili hüküm düzenlenmektedir.
Duruşmanın adil olmasını sağlayacak en önemli ilke “kanıt serbestisi”dir. Bu ilkeye göre, herşey kanıt olarak sunulabilmektedir. Bilim ve mantığa aykırı olmadıkça herkes kanıt ileri sürebilir. Kanıtların sunulmasında herhangi bir zaman sınırlaması yoktur. Yargıç sunulan delilleri serbestçe değerlendirebilir, ancak bir temele dayandırmakla yükümlüdür.
Duruşmalar mümkün olan en kısa aralıklarla yapılmalıdır ve temyiz aşamasında, davaların süratle sonuçlandırılması için Temyiz Mahkemesinde özel bir birimin oluşturulması gerekmektedir.
Tanığın durumu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 45inci Maddesinde düzenlenmiştir. Tanıklar, kural olarak, 45inci Maddenin 1inci paragrafına göre davet edilmektedir; tanık geçerli bir mazareti olmadan duruşmaya katılmadığı takdirde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 46ncı Maddesine uygun olarak emirle çağrılmaktadır. Mahkemeye zorla getirtme yetkisi yargıca verilmiştir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 154üncü Maddesine göre, Cumhuriyet Savcıları bu hakkı ancak acil durumlarda kullanabilmektedir. Mahkeme son soruşturmada mahkemeye zorla getirme kararı verebilir. Mahkeme, acil durumlarda ve tutuklama davalarıyla ilgili konularda, ilgilişahıs için çağrı belgesi düzenlemeden, mahkemede hazır bulunulması için emir verebilir. Bu konuda çocuklar da aynı kurallara tabidir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 47nci Maddesinin 3üncü paragrafına göre, sanığın aile bireyleri ve akrabaları tanık olmayı reddedebilirler. Duruşmadan önce, bu hakka sahip oldukları kendilerine bildirilir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 52/1inci Maddesine göre, 15 yaşını doldurmamış olanlar duruşmada yemin etmezler.
İfade alma ve soruşturma ile ilgili olarak, sanık suçunu itiraf etmeye zorlanamaz.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135/2nci Maddesine göre, 135/4üncü Madde uyarınca suçlamanın bildirilmesinden sonra, “sanık suçlamalarla ilgili herhangi bir açıklama yapmama hakkına sahiptir.” Ayrıca 5inci bent uyarınca, sanık lehindeki delil toplanmasını talep etme hakkına da sahiptir.
135inci Maddeye göre, sanık susma hakkına sahiptir, sorgulamanın başında sanığa susma hakkını kullanmak isteyip istemediği sorulur.
Sanığın susma hakkını kullanması “zımni itiraf” olarak kabul edilemez.
Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135’inci Maddesinde “yasaklanan sorgulama yöntemleri” listelenmiştir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 153/2nci Maddesinde, cumhuriyet savcısının sanık aleyhinde olanlar yerine sanık lehinde olan konuları araştıracağı ve kaybolma tehlikesi olan delilleri toplayarak kayda geçireceği belirtilmektedir. Tüm bu hükümler ÇHS’ye uygundur.
27nci ve 28inci Maddelerde sırasıyla “itiraz” ve “temyiz” konuları düzenlenmiştir.İtiraz ve temyiz, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 297nci ve daha sonraki Maddelerinde düzenlenmiştir. Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine ilişkin Kanunda hakkında hüküm bulumayan konularda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanmaktadır.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine ilişkin Kanun’un 25inci Maddesinde, çocuklarla ilgili duruşmaların gizli yapılacağı ifade edilmektedir. Aynı Maddede duruşmalara kimin ve hangi aşamada katılacağı düzenlenerek ve çocuğun yararına olması durumunda çocuğa duruşmaya katılmama olanağı tanınarak çocuğun özel hayatının gizliliği korunmaktadır.
Çocuğun ifşa edilmesini ve çocuğun kimliği ile ilgili bilgilerin yayınlanmasını önlemek için özel hayatın gizliliğine büyük önem verilmelidir. Basın Kanunu’nun 33üncü Maddesi ve Çocuk Mahkemeleri ile ilgili Kanun’un 40ıncı maddesi 18 yaşından küçük çocuklarla ilgili bilgilerin yayınlanmasını yasaklamaktadır.
Çocukların geliştirilmesi ve korunması konusunda Çocuk Mahkemeleri Kanunu dışında başka mevzuat yoktur. Çocuk Mahkemeleri ile ilgili Kanun’un uygulanamadığı durumlarda diğer kunanular uygulanmaktadır. Çocuklarla ilgili hükümler içeren mevcut kanunlar konusunda yeterince bilgi sahibi olunmaması sonucunda, zaman zaman bazı davalar çocuklar aleyhine sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle çocuklarla ilgili tüm mevzuatın tek bir kanun kapsamında bir araya toplanması gerekmektedir. Bu amaçla, “Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında mevzuatı tarayacak ve ÇHS ile ilgili yükümlülüklerimizi yerine getirebilmek için yapılması gereken değişikliklerle ilgili tasarıları hazırlayacak sektörler arası bir komitenin” kurulması öngörülmektedir.
Türkiye’de çocuk suçluluğu adalet sistemi ile ilgili en temel kanun, Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine ilişkin 2253 Sayılı Kanun’dur. Bunun yanı sıra, yetişkinler tarafından işlenen suçlarla ilgili tüm kanunlar çocuklara da uygulanabilmektedir. 2259 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kurulmasına ve Yargılama Usullerine ilişkin 2845 Sayılı Kanun, Ceza Muhakemeleri Usulüne ilişkin 1412 Sayılı Kanun, Adalet Bakanlığının Kuruluş ve Görevlerine ilişkin 2992 Sayılı Kanun, Ceza ve Tutuk Evleri Genel Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevlerine ilişkin 4358 Sayılı Kanun, 647 Sayılı Cezaİnfaz Kanunu, Ceza ve Tutuk Evlerinin Yönetimine ilişkin 1721 Sayılı Kanun, 7682 Sayılı Adli Sicil Kanunu ve bunlarla ilgili yönetmelikler çocuk suçluluğu adalet sistemini oluşturmaktadır.
Adalet Bakanlığı bünyesinde, çocuk hukuku, gelişim, psikoloji ve kriminoloji dallarında uzman olanların görev yaptığı bir Rehberlik Komitesi kurulmuştur. Ankara Çocuk Islah Evi pilot kurum olarak seçilmiş veıslah programlarında değişiklik yapma çalışmaları bu kurumda başlatılmıştır.

8.3. Sömürüye Maruz Kalan Çocuklar
8.3.1. Ekonomik Sömürüye Maruz Kalan Çocuklar (Madde 32)
Türkiye’de çocukların çalıştırılması ile ilgili yasal düzenlemeler, sanayi, ticaret, madencilik, deniz işleri ve eğlence sektöründe çalıştırılan çocuklar için alt yaş sınırı düzenlemeleri ve çocukları ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırma yasakları gibi belirli gruplar halinde sınıflandırılabilir.
Ayrıca, çocuk işçilerin çalışmaşartlarıyla ilgili olarak çalışma sürelerinin, tatil günlerinin ve ücretlerinin de düzenlendiği görülmektedir.
Türkiye’de çalışan çocuklarla ilgili temel yasal hükümler Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, 1475 Sayılıİş Kanununda ve 3308 Sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununda yer almaktadır.
Anayasanın 50nci Maddesinde, “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile fiziksel ve zihinsel özürlü olanlar çalışmaşartları açısından özel olarak korunurlar. Dinlenmek ve boş zamana sahip olmak tüm çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları veşartları kanunla düzenlenir” ifadesi yer almaktadır.
1475 Sayılıİş Kanununun 49uncu Maddesi 18 ve daha küçük yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izinin 18 günden az olamayacağını hükme bağlamıştır.
Aynı Kanun çocukların çalışmaşartlarını da düzenlemektedir. Bu düzenlemelere göre, 15 yaşından küçük olanların çalıştırılması yasaktır. Ancak, 13 yaşını doldurmuş olan çocuklar, sağlık ve gelişimlerine, okul veya meslek eğitimlerine zarar vermeyecek hafif işlerde çalıştırılabilirler. Okula devam edenlerin çalışma saatleri okul saatlerini engellemeyecekşekilde düzenlenir.
18 yaşını doldurmamış erkeklerin ve her yaştaki kadınların yeraltında ve sualtında çalışılan işlerde çalıştırılmaları yasaktır.
Sanayiye ait işlerde 18 yaşını doldurmamış erkek çocukların ve her yaştaki kadınların çalıştırılması da yasaktır.
16 yaşını doldurmamış çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamazlar.
13-18 Yaşları (18 dahil) arasındaki çocuklar işe alınmadan önce, işyeri hekimi, işçi sağlığı dispanserleri, bunların bulunmadığı yerlerde, en yakın Sosyal sigortalar Kurumu, sağlık ocağı, hükümet veya belediye tabipleri tarafından muayene edilirler. Fiziksel olarak işinşartlarına dayanıklı oldukları raporla onaylanmalıdır. Bu çocukların 18 yaşını doldurana kadar en az her altı ayda bir aynışekilde sağlık muayenesinden geçirilerek bu işte çalışmaya devam etmelerinde bir sakınca olup olmadığının denetlenmesi gerekmektedir. Bütün bu raporların işyerinde muhafaza edilmesi ve yetkili memurların isteği üzerine kendilerine gösterilmesi zorunludur.
Türkiye’nin taraf olduğu ILO Anlaşmaları ve Avrupa SosyalŞartı da çalışan çocuklarla ilgili hükümler içermektedir. Türkiye yedi ILO anlaşmasını onaylamıştır.
Devletİstatistik Enstitüsünce düzenlenmiş olan “Çocuk Semineri” başlıklı belgeye göre, çocuklar iki temel nedenle çalıştırılmaktadır. Birinci neden ailenin geleneksel yaşamına katkıda bulunmak ve ikinci neden aile gelirine katkıda bulunmaktır.
Çalışan çocuklar tarım sektöründe, küçük ölçekli sanayi işletmelerinde, sokaklarda ve kayıt dışı alanlarda çalıştırılan çocuklarşeklinde sınıflandırılabilir.
Çocukların çalıştırıldığı işyerleri genellikle eski teknolojinin uygulandığı ve el emeğinin yoğun olduğu küçük işletmelerdir. Bu tür işletmelerde çalışan çocuklar denetim eksikliği nedeniyle her türlü suistimale açıktır.
3308 Sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu kapsamında çalıştırılan çocuklar diğer çocuklardan farklı bazı sosyal güvenlik haklarından ve sigortadan yararlanmaktadır. Bu çırakların hastalık, iş kazası ve meslek hastalıkları ile ilgili sigorta primleri Devlet tarafından ödenmektedir. Ancak, bu yasanın geniş kapsamlı olmadığı bilinmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının 1993 yılı istatistiklerine göre, 1992-1993 öğretim yılında 300 çıraklık merkezinde 200 bin çırak eğitim görmüştür. Bu rakam Devletİstatistik Enstitüsünün “Çalıştırılan Çocuklarla ilgili Anketi”ne göre çalışan çocukların yüzde 5’ine tekabül etmektedir.
Türkiye’de, çalıştırılmaları yasak olmasına rağmen, 13 yaşından küçük çocukların iş hayatında oldukları görülmektedir.
Çalışma Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan Çalışan Çocuklar Dairesi, Türkiye’nin ÇHS’yi imzaladığı 1990 yılından bu yana, ilgili kamu ve özel sektör kuruluşlarının dikkatini bu konuya çekmekte önemli bir rol oynamıştır. Bu çerçevede uygulanmaya başlayan ILO-IPEC (Çocukİşçiliğinin Sona Erdirilmesine ilişkin Uluslararası Program) projeleri, çocukların çalıştırılmasının sona erdirilmesi için çeşitli sivil toplul örgütleri ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan çalışmaları teşvik etmiştir. Tüm bu çabalar halkın çocuk işçiliği sorunu konusundaki duyarlılığının artmasında önemli ölçüde etkili olmuştur.
1993 yılından bu yana ILO-IPEC tarafından uygulanmakta olan çeşitli projeler aşağıda belirtilmektedir:
ILO/IPEC – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı işbirliği ile:
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde Çocukİşçiliği Birimi kurulması ve güçlendirilmesi projesi.
- Müfettişlerin çocuk işçiliği konusunda eğitilmesi projesi.
ILO/IPEC – Fişek Enstitüsü işbirliği ile:
- Küçük ölçekli işletmelerde çalıştırılan çocuklara yönelik sağlık hizmetleri.
ILO/IPEC – Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile:
- Ankara sokaklarında çalışan çocuklar projesi.
ILO/IPEC – Devletİstatistik Enstitüsü işbirliği ile:
- Ulusal düzeyde çocuk işçiliği araştırması.
ILO/IPEC – Türk Kalkınma Vakfı işbirliği ile:
- Kırsal bölgelerde çalışan çocuklarla ilgili araştırma projesi.
ILO/IPEC – TÜRKİŞ (İşçi Sendikesı) işbirliği ile:
- Çocuk işçiliği konusunda işçi sendikalarının güçlendirilmesi.
ILO/IPEC – TISK (Ticaret Konfederasyonu) işbirliği ile:
- Yöneticilerin çocuk işçiliği konusunda eğitilmesi.
ILO/IPEC – Sosyal Hizmet Uzmanları Birliği araştırma ekibi işbirliği ile:
-İstanbul sokaklarında çalışan çocuklarla ilgili araştırma projesi.
- Ulusal göçle ilgili araştırma projesi.
Çocukların, sosyo-ekonomik koşullar dikkate alınmadan, bazı alanlarda çalıştırılmasının yasaklanması, çocukların gizli olarak çalıştırılmasına neden olmakta ve çocuklar bu durumda daha fazla suistimale maruz kalmaktadır. Bunu önlemek için, yasal düzenlemelerin yanı sıra, etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
(1475 Sayılı)İş Kanunu’na göre, çalışmanın alt yaş sınırı kural olarak 15 ve istisnai “hafif işler” için 13 olarak belirlenmiştir. Ancak, bu hükmün üç veya daha fazla sayıda kişinin çalıştığı yerlerde geçersiz olması nedeniyle, 1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 173/1inci Maddesinde belirtildiği gibi, asgari çalışma yaşı 12’dir.
Geçmişte zorunlu eğitimi tamamlama yaşı ile asgari çalışma yaşı arasında önemli bir fark olmadığı için, çocuklar erken yaşta işe başlamakta idi. Zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkartılması, 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılmasını önlemeyi amaçlayan 1475 Sayılı Kanunla uyumun sağlanmasında önemli bir başarı oluşturmaktadır.
Ekonomik nedenlerden ötürü çocukları çalışmak zorunda olan aileler için, bu ailelerin çocuklarına eğitim olanağı sağlamak amacıyla, ekonomik ve sosyal yardım mekanizmaları geliştirilmektedir.
ILO/IPEC projelerinden biri kapsamında, çalışan çocukların işyerleri, aileleri, okulları ve arkadaşlık ilişkileri ile ilgili sorunlar konusunda başvurabilecekleri “Ankara Sokaklarında Çalışan Çocuklar Merkezi” gibi kurumlar mevcuttur.
8.3.2. Uyuşturucu Suistimali (Madde 33)
Çocuklar ve gençler uyuşturucu suistimali ve bağımlılığı konusunda zarar görme olasılığı en yüksek olan gruptur. Türkiye ile ilgili istatistikler, Türkiye’deki bağımlıların dörtte üçünün uyuşturucu ilaçları veya çözücüleri 30 yaşından önce kullanmaya başladıklarını göstermektedir. Okullar, üniversiteler ve çocuklarla gençlerin sık gittikleri diğer yerler uyuşturucu satıcılarının temel hedefi haline geldiği için, 25 milyondan fazla genç nüfusa sahip olan Türkiye konununun acilen ele alınması gerektiğinin farkındadır.
İşin yasal yanına bakıldığında, uyuşturucu kaçakçılığı Türk Ceza Kanunu’nda ağır suç olarak kabul edilmekte ve suçlular beş yıldan fazla hapis cezası ile cezalandırılabilmektedir (Madde 403). Bu kanunsuz eylemdeısrar edenlere ve/veya bu suçu örgütlü biçimde işleyenlere daha ağır cezalar verilebilmektedir.
Sorunun üstesinden gelmek için, 1997 yılı Temmuz ayında Aileden Sorumlu Devlet Bakanının başkanlığında resmi bir organ kurulmuştur. Bu organ, ilgili bakanlıkların, eğitim kurumlarının, hukuki ve sosyal kurumların temsil edildiği bir Komite ile Alt-Komiteden oluşmaktadır.
Bu organ uyuşturucu sorunu konusunda halkı bilinçlendirmekle görevlendirilmiştir. Bu açıdan, eğitim sektöründeki personelin eğtimine ve anne babaları çocuklarını tehdit eden uyuşturucu bağımlılığının tehlikeleri konusunda aydınlatacak kampanyaların düzenlenmesine özellikle önem verilmektedir.
Bu organ ayrıca kanun, yönetmelik ve kural tasarılarının hazırlanması ve Hükümete tavsiyelerde bulunulması görevlerini de üstlenmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nda uyuşturucu suistimalinin, satışının ve kaçakçılığının önlenmesi ve çocukların korunması için gerekli hükümler mevcuttur. Örneğin, okul civarında alkol satılmasını yasaklayan hükümler vardır. 18 yaşından küçük çocuklara alkollü içki satışı da yasaktır.
Türkiye’de uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddelere yönelik çalışmalar yapan sağlık kurumları bu konuda uzman bir yapı oluşturmuşlardır.
8.3.3. Cinsel Sömürü ve Cinsel Taciz (Madde 34)
Türkiye’de çocukların cinsel tacizden korunması ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmıştır. 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun 11nci Maddesinin (c) bendine göre, “genel adetlere ve ahlaka aykırı film, kayıt, video filmi ve kaseti hazırlayıp satanlar, herhangi bir başvuru veyaşikayet olmasa bile engellenirler
Ticari amaçla ses bantına ve video kasete kayıt yapan gerçek ve hükmişahıslar, bu bant ve kasetler yayınlanmadan önce bir kopyasını yerel mülki mercilere vermekle yükümlüdürler.”
Yukarıda anılan Kanun’un 12nci Maddesinde “genç kız ve kadınların gazino, bar, kafe ve alkollü içki satılan benzer yerler ile banyo, Türk hamamı ve plajlarda çalıştırılmaları yerel mülki mercilerin iznine bağlıdır. 21 yaşından küçük kadın ve erkekler bu tür yerlerde çalıştırılamaz” hükmü yer almaktadır.
Polis, yanlarında anne babaları ve vasileri olsa bile, 18 yaşından küçüklerin bar, kafe ve meyhanelere girmelerini yasaklar.
Türk Ceza Kanunu’nun çocuklara yönelik cinsel taciz durumunda uygulanacak cezalarla ilgili maddeleri aşağıda belirtildiği gibidir:
Türk Ceza Kanunu’nun 435inci Maddesine göre:
15 yaşını doldurmamış çocuğu fuhuşa teşvik edenler ve fuhuşa aracılık edenler iki yıldan az olmamak üzere hapis cezası ve ağır para cezası ile cezalandırılırlar.
Çocuğun kız veya erkek kardeşleri, çocuğu evlat edinenler veya çocuğun veli veya vasisi, öğretmeni, eğitmeni veya çocuğun bakılmak üzere emanet edildiği hizmetli veya diğerşahıslar çocuğu bu yola teşvik ettikleri takdirde, hapis cezasının süresi en az üç yıl olacaktır.
Çocukların cinsel açıdan taciz edilmesi durumunda aşağıda belirtilen cezalar uygulanır:
414üncü Maddeye göre, “15 yaşını doldurmamış çocuğu baştan çıkaranlar beş yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
Bu eylemin zihinsel veya bedensel özürü nedeniyle karşı koyamayacak durumda olan bir çocuğa karşı baskı, zor, tehdit veya hile yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda, hapis cezasının süresi 10 yıldan az olamaz.
415inci Maddeye göre, “15 Yaşını doldurmamış çocuğun onur ve iffetine karşı bir fiil veya eylemde bulunanlar iki ile dört yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılırlar ve bu fiilin veya eylemin yukarıda yer alan maddenin ikinci paragrafında belirtilen koşullarda gerçekleştirilmesi durumunda, 3 ile 5 yıl arasında hapis cezası verilir.
416ncı Maddeye göre, “15 yaşını doldurmuş bir çocuğu baskı, zor veya tehdit yoluyla baştan çıkaranlar veya bu fiili zihinsel veya bedensel özürü nedeniyle veya ilgili kişinin eylemi dışında bir başka nedenle veya hile nedeniyle karşı koyamayacak durumda olan bir çocuğa karşı işleyenler en az 7 yıl hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
Reşit olmayan bir kişiyle, bu kişinin isteği ile cinsel ilişkide bulunanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, 6 ay ile 3 yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılırlar.
417nci Maddeye göre, “Yukarıda belirtilen fiiller birden fazla kişi tarafından işlendiğinde veya çocuğun erkek kardeşi, aile bireyleri, velisi, vasisi, öğretmeni, eğitmeni, hizmetlisi veya çocuğun emanet edildiği bir başka kişi tarafından işlendiğinde, kanunda öngörülen ceza yarısı kadar artırılır.”
418inci Maddeye göre, Yukarıda anılan fiil ve eylemlerin mağdurun ölümüne neden olması durumunda, ilgili kişi ömür boyu ağır hapis cezası ile cezalandırılır.”
Kırsal yörelerden kente göç, süratli ve çarpık kentleşme, işsizlik ve yoksulluk, kötü koşullarda yaşayan ailelerin çocuklarının eğitim olanaklarından daha az yararlanmasına, evden kaçan çocuk sayısında artışa ve çocukların fuhuş, dilencilik ve suça itildikleri ortamlarda sömürülmelerine yol açmıştır. Zorunlu temel eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkartılması bu sorunla mücadelede çok önemli bir adım olmuştur.
Türkiye uluslararası alanda, uluslararası toplumun dikkatini bu sorunlara çekmede önemli bir adım olarak gördüğü, Çocukların Satılması, Fuhuşta Kullanılması ve Çocuk Pornografisine ilişkin Sözleşmeye Ek Protokolü desteklemektedir.
8.3.4.Başka Biçimlerde Sömürüye Maruz Kalan Çocuklar (Madde 36)
Devlet çocukları, sağlıkları açısından zararlı olabilecek her türlü sömürüye karşı korur.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41inci Maddesine göre:
“Aile Türk toplumunun temelidir.
Devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli önlemleri alır, teşkilatı kurar.”
Anayasanın 42nci Maddesine göre, “Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla belirlenir ve düzenlenir.
İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.
Devlet maddi olanaklardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları nedeniyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak önlemleri alır.”
Medeni Kanun’un 267nci Maddesine göre, “Anne ve baba çocuklarını terbiye etme hakkına sahiptir.”
Medeni Kanun’un 272nci Maddesinde, “Anne ve babanın görevlerini yerine getirmemesi durumunda, yargıç çocuğun korunması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür” ifadesi yer almaktadır.
“Terbiye etme yetkisini kötüye kullanarak, gerekli eğitim, bakım ve öğrenim için kendisine emanet edilen kişinin sağlığının zarar görmesine neden olanlar18 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. “ (Türk Ceza Kanunu’nun 477nci Maddesi).
Medeni Kanun’un 273üncü Maddesinde “Çocuğun bedensel veya zihinsel gelişiminin tehlikede olduğunun belirlenmesi, veya çocuğun manen terkedilmiş olması durumunda, yargıç çocuğu anne ve babasından alarak bir başka ailenin yanına veya kuruma yerleştirme hakkına sahiptir” hükmü yer almaktadır.
Medeni Kanun’un 274üncü Maddesine göre, “Yargıç, velayet görevlerini yerine getiremeyen veya çocuklarını ciddi biçimde ihmal eden anne babanın velayet hakkını ellerinden alabilir.
Velayet hakkı anne babadan alındığında, çocuk için bir vasi tayin edilir. Bu hüküm gelecekte doğacak çocukları da içerir.”
Türk Ceza Kanunu’nda bu konuyla ilgili aşağıda belirtilen hükümler yer almaktadır:
“Çocuğun irsiyetini değiştiren veya yok edenler bir ile beş yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılırlar.” (Madde 445)
“Meşru bir çocuğu kimliğini gizleyerek hastaneye veya sokaklara terkedenler 3 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu fiili işleyen kişi çocuğun akrabası olduğunda, hapis cezası 1 ile 3 yıl arasında olacakşekilde artırılır.” (Madde 446)
Ceza Kanunu’nun 478inci Maddesine göre, “12 yaşından küçük çocuğa haklı görülemeyecekşekilde kötü davrananlar 30 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu kötü davranma fiili çocuğun ailesinin bir bireyi veya akrabaları tarafından işlendiğinde, hapis cezasının süresi 3 ay ile 3 yıl arasında artırılır.
Ceza Kanunu’nun 545inci Maddesinde, “15 yaşından küçük çocukları toplayan ve dilencilik yapmaya zorlayan veya kendi bakımına bırakılmış çocuğu dilencilik yapmaya teşvik eden veya çocuğun dilencilik yapmasına izin verenler, üç aydan az olmamak üzere hapis cezasıyla ve ……. para cezasıyla cezalandırılırlar.
8.3.5. Çocukların Satılması, Kaçırılması ve Çocuk Ticareti (Madde 35)
Çocuk kaçırma, satma ve çocuk ticareti birlikte dikkate alınmalıdır.
Türk hukuk sisteminde, çocuk kaçırma ilkönce Türk Ceza Kanunu’nun “ Bireyin Özgürlüğüne Karşıİşlenen Suçlar” başlıklı bölümünde incelenmiş, bireyin özgürlüğünü kısıtlayan ve bireyin isteği dışında işlenen fiiller suç kapsamında değerlendirilmiştir.
Kanuna aykırı olarak bir başkasını özgürlüğünden yoksun bırakanlar 1 yıl ile 5 yıl arasında hapis cezası ve ağır para cezası ile cezalandırılırlar.
Suçlunun zora veya tehdide başvurması veya bu fiili 499uncu Maddede belirtilen haller dışında öç alma, maddi çıkar sağlama veya din nedeniyle veya siyasi, ideolojik ve sosyal düşünce farklılığından doğan nedenlerle veya mağdurun askerlik yapmak üzere bir başka ülkeye götürülmesi amacıyla işlemesi durumunda, üç ile sekiz yıl arasında ağır hapis cezası ve ağır para cezası verilir.
Türk Ceza Kanunu’nun 179uncu Maddesine göre, “Yukarıdaki paragraflarda belirtilen eylemlerin birden fazla kişi tarafından ve silah zoruyla gerçekleştirilmesi durumunda, ceza yarısı kadar artırılır.
Ceza Kanunu’nun 180inci Maddesinde, “İlgilişahıs özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiyi kendi isteği ile ve buşahsa herhangi bir zarar vermeden ve soruşturma öncesinde amacına ulaşmadan serbest bıraktığı takdirde, ceza altıda birden yarıya indirilir.”
“15 yaşını doldurmamış çocuğu kandırarak, fuhuşa teşvik edenler ve buna aracılık edenler en az iki yıl hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Çocuğun, erkek kardeşi, velisi, vasisi, öğretmeni veya eğitmeni, çocuğu evlat edinenler veya çocuğun emanet edildiği hizmetli veya diğer kuşuler tarafından kandırılarak fuhuşa teşvik edilmesi durumunda, en az üç yıl hapis cezası verilecektir.
Bu tür muameleye tabi tutulanların 15 yaşını doldurmuş olmakla birlikte, 21 yaşından küçük olmaları durumunda, ilgilişahıs 6 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası ve ağır para cezası ile cezalandırılır.” (Madde 435)
“Çocuğu saklayarak veya bir başka çocukla değiştirerek irsiyetini değiştiren veya yok edenler 1 yıl ile 5 yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılırlar.” (Madde 445)
Kaçırma eylemi nedenleri arasında yer alan, fidye almak amacıyla kaçırmaTürk Ceza Kanunu’nun 449uncu Maddesinde ele alınmaktadır. Bu Maddeye göre:
“Para, menkul eşya veya hukuken geçerli olan tapu senedi gibi belgeleri almak amacıyla herhangi bir kişiyi hapseden veya kaçıranlar, amacın gerçekleşmemiş olması halinde 15 ile 20 yıl arasında ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar. Amacın gerçekleşmiş olması durumunda, cezanın üst sınırı uygulanır.”
Türk hukuk sisteminde 18 yaşından küçük olanlar çocuk olarak kabul edilmekle birlikte, bazı fiillerde 15 yaş esas alınmaktadır. (Madde 182 ve 435).
Evlat edinme ile ilgili yasal düzenlemeler Türk Medeni Kanunu’nun 235 – 258inci Maddelerinde ele alınmaktadır. Evlat edinme kişilerin karşılıklı rızası ile ve Sulh Hukuk Mahkemesinin izin kararıyla gerçekleşmektedir.
Ancak, bazen yeni doğan bebekler evlat edinmek amacıyla hastaneden kaçırılmakta, bazen de sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan çok çocuklu aileler doğumdan sonra çocuklarını satmaya çalışmaktadır.
Çocuk kaçırma, satma ve çocuk ticareti konusunda Türkiye’de yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler ÇHS’ye uygundur. Türkiye iyileştirilmesi gereken hususları değerlendirmektedir.

8.4. Azınlık Gurplarına Mensup Çocuklar (Madde 30)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 24üncü Maddesi vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bu hüküm hem 1923 Lozan Anlaşması’na hem de ÇHS’ye uygundur.
Lozan Anlaşması’nda azınlıkların hakları ile ilgili aşağıda belirtilen hükümler bulunmaktadır (madde 34-37) (Lozan Anlaşması’na göre, Türkiye’deki azınlıklar Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerdir):
Lozan Anlaşması’nın 38inci Maddesinde “Türkiye’de ikamet eden herkes her türlü itikat, dini inanç veya inancını, alenen veya özel birşekilde serbestçe uygulama hakkına sahiptir; bu durum kamu düzenine ve ahlaki değerlere aykırı değildir.” ifadesi yer almaktadır.
Lozan Anlaşması’nın 40ıncı Maddesine göre, Müslüman olmayan azınlıklar, masrafları kendileri tarafından karşılanmak koşuluyla, serbestçe kendi dillerini kullanma ve kendi dinlerini uygulama hakkı ile, yardım derneği, dini veya sosyal kurum, okul, başka eğitim ve öğretim kurumu açma, yönetme denetleme konusunda eşit haklara sahiptir.
Resmi öğretim konusunda, Türkiye Müslüman olmayan vatandaşların büyük bir bölümünün yaşadığı il ve ilçelerde ilkokullardaki çocukların kendi dillerinde eğitim görmelerini sağlamak için yeterli olanakları sağlamayı taahhüt etmiştir.
Türkiye ÇHS’nin 30uncu Maddesini Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının ve Lozan Anlaşması’nın ruhuna uygun olarak yorumlama hakkını saklı tutarak, bu Maddeye çekince koymuştur

 
 
 

 

 

GÜNDEMDEKİ PROJE

"Mustafa Demircioğlu Yaşam Okulu" Projesi

Derneğimizin MUSTAFA DEMİRCİOĞLU YAŞAM OKULU projesi, Çatalca Çakılköyünde Bulunan 27.000 metre kare arazi üzerinde 7.000 metre kare kullanım alanı olan...


 

 

KİTAP

Umut Çocukları
Derleyen: Müjde BİRDER

Umut çocuk ve gençlerinin kendi şiir ve resimlerinden oluşan kitabı okudunuz mu ? Bu kitabın bütün gelirleri Umut Çocukları Derneği’ne bırakılmıştır. D&R Satış Mağazalarında .

 

   

   

     
     

  Sokak Çocuğu Kimdir ?  

 

Sokakta Çalışan Ve Yaşayan Çocuklar Üzerine Araştırma

Umut Çocukları Yaz Kampı Deneyimleri

Sokakta Yaşayan Çocuklara Yönelik Koruyucu, Önleyici ve Rehabilite Edici Hizmet Modeli

 

 

Eğitim Hakkı Ve Okula Gidemeyen Çocuklar Sempozyumu Bildirisi

Yoksulluk Ve Sokak Çocuklar ( Yoksulluk Sempozyumu Bildirisi )

 
     

 

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Ulusal İlk Rapor Türkiye 1999 Ankara

Sokak Çocukları Sorunu Konusunda Alınabilecek Önlemler

 

 

B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi

 

 

Çocuk Koruma Kanunu

 

  Sık kullanılanlara ekle!


E-Posta : info@umutcocuklari.org.tr
Tel : +90 (212) 297 49 11 Fax : + 90 (212) 251 25 38
Adres : Kalyoncukulluk Cad.No:23 Kat:1 Tarlabaşı istanbul / TURKEY

 

Copyright © 2005 Umut Çocukları Derneği

 

Tasarım Ve Uygulama : www.pekel.name