Önsöz
Türkiye:Profil
Giriş
1.Genel
Uygulama Önlemleri
2.Çocuk Tanımı
3.Genel İlkeler
4.Medeni Hak Ve Özgürlükler
5.Aile Ortamı Ve Alternatif Bakım
6.Çocukların Temel Sağlık Ve Refahı
7.Eğitim, Boş Zaman Ve Kültürel Etkinlikler
8.Özel Koruma Önlemleri
|
|
8.ÖZEL
KORUMA ÖNLEMLERİ
8.1.Acil Durumdaki Çocuklar
8.1.1.Mülteci Çocuklar (Madde 22)
Mülteci çocuklar konusunda, dikkat
edilmesi greken temel nokta, ÇHS’nin bu konunun çerçevesini
çizen 22nci Maddesidir.
Türkiye’de, sığınma isteyen çocuk ile mülteci çocuk,
başvuruda bulunan mültecilere tanınan aynı haklara
sahiptirler.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre:
“Herkes, dil,ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” (Madde 10/1)
“Herkes doğal olarak, dokunulmaz ve devredilmez temel
hak ve özgürlüklere sahiptir.” (Madde 12/1)
“Temel hak ve özgürlükler yabancılar için uluslararası
hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.” (Madde
16/1)
Bu hükümlere bakıldığında, mültecilerin ve yabancıların
Türk vatandaşları ile aynı temel haklara ve özgürlüklere
sahip olduğu söylenebilir. Yabancıların temel hak
ve özgürlükleri de Türk vatandaşlarınınkiler gibi
yalnızca kanunla sınırlanabilmektedir. Ancak, yabancıların
temel hak ve özgürlüklerini sınırlandıran kanunun
uluslararası hukuka da uygun olması gerekmektedir.
1951 Cenevre Sözleşmesi ve Mültecilerin Statüsüne
ilişkin 1967 tarihli Protokol, Türkiye tarafından
29 Ağustos 1961 tarih, 359 Sayılı Yasayla ve Bakanlar
Kurulunun 1 Temmuz 1968 tarih, 6/10266 Sayılı Kararıyla
onaylanmıştır.
Söz konusu Sözleşme ve Protokol genel olarak mültecilerin
hukuki statülerini düzenlemektedir. 22nci Maddede
yer alan “taraf devletler ilköğretim konusunda mültecilere
kendi vatandaşları ile aynı muameleyi gösterirler”
ifadesi ile mülteci çocukların eğitim hakkı hükme
bağlanmıştır.
1951 tarihli Sözleşmedeİmza Sahibi Devletlere, Sözleşmeye
coğrafi tercihle bağlı kalma seçeneği tanınmıştır.
Türkiye, bu seçeneğinışığında, bu Sözleşmeye coğrafi
tercihini beyan ederek taraf olmuştur.
Bununla birlikte, bu sınırlı tanıma Türkiye’nin dünya
genelinde, geçici olarak sığınma ve korunma isteyen
insanlara yardım elini uzatmasını engellememektedir.
Türkiye Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi tercihle taraf
olmasına rağmen, Türkiye’nin doğu sınırlarından girerek
sığınma isteyenler insani gerekçelerle ülkeye kabul
edilmekte ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliği’nin (UNHCR) işbirliğiyle bu kişilerin
sorunlarına çözümler aranmaktadır. Bu işlemleri kolaylaştırmak
için Türk mercileri tarafından 1994 yılında münhasır
bir yönetmelik düzenlenmiştir.
Bu Yönetmeliğin amacı, Mültecilerin Statüsüne ilişkin
1951 Cenevre Sözleşmesi ve Mültecilerin Statüsüne
ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol çerçevesinde,
Türkiye’ye sığınmak isteyen veya üçüncü bir ülkeden
sığınma istemek amacıyla Türkiye’de ikamet izni talep
eden, tek tek veya gruplar halinde Türkiye’ye gelen
yabancılarla ve kitle halinde olası bir mülteci akınıyla
ilgili usulleri ve esasları belirlemektir.
Bu Yönetmelik alınması gereken önlemleri, başvurular
için uygulanacak usulü içermekte ve Türkiye’ye sığınmak
isteyen veya üçüncü bir ülkeden sığınma istemek amacıyla
Türkiye’de ikamet izni talep eden, tek tek veya gruplar
halinde, yasal veya yasal olmayan yollarla Türkiye’ye
gelen yabancılar ile kitle halinde olası bir mülteci
akını olması durumunda yabancıların uyması gereken
kuralları tanımlamaktadır. Bu Yönetmeliğin 27nci Maddesinde,
“mültecilere ve sığınma hakkı talep edenlere, genel
hükümler çerçevesinde, Türkiye’de kalış süreleri ile
sınırlı olmak kaydıyla, kazançlı iş ve eğitim olanakları
sağlanır” hükmü yer almaktadır.
İskan Kanunu’nda öngörülenşartları karşılayanlar bulundukları
yerin en yüksek mülki amirini yazılı olarak haberdar
ederek Türkiye’de yerleşebilirler. Mülteci kabul etme
yöntemleriİçişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen
yukarıda anılan Yönetmelikle belirlenir.
8.1.1.1.Sığınmaİsteyenler
Mülteci kabulü konusunda eski bir geleneğe sahip olan
Türkiye Cumhuriyeti ve daha önce Osmanlıİmparatorluğu
zulümden kaçanlara sığınma hakkı vermişlerdir.
Ayrıca,İmparatorluk coğrafi açıdan küçülmeye başladıkça,
Balkanlar’da, Kafkasya’da, Kırım’da ve diğer bölgelerde
yerleşmiş Türk soyundan olanlar da dahil olmak üzere,
Anadolu’ya geri dönen çok sayıda insan olmuştur.
Nisan 1991’de, ülkelerinden kaçan yaklaşık yarım milyon
Irak vatandaşı yalnızca birkaç gün içinde Türk – Irak
sınırına yığılmıştır.
Bu trajedi karşısında Türkiye, sınırlı kaynaklarıyla,
yalnızca insani nedenlerle bu insanlara barınak ve
yardım sağlamıştır. Tarihi boyunca tekrar tekrar yaptığı
gibi, Türkiye merhametle hareket etmiş ve ahlaki sorumluluklarını
cesaretle üstlenmekte tereddüt etmemiştir. Ancak,
sorun bir ülkenin tek başına üstesinden gelemeyeceği
kadar büyük olduğu için, Türkiye yardım için uluslararası
topluma başvurmuştur. Yapılan tahminlere göre, Türkiye
tarafından sağlanan yardımın maliyeti 300 milyon USD’yi
geçmektedir.
1989 yılında, zorla asimilasyon nedeniyle Bulgaristan’dan
kaçan Türk kökenli 300 binden fazla insan Türkiye’ye
sığınmıştır. Türkiye 1992 yılında eski Yugoslavya’da
çıkan savaştan kaçan Bosnalılara da kapılarını açmıştır.
1992 yılı Haziran ayı başında, Türkiye’ye 28 bin Bosnalı
mülteci gelmiştir. Bunların yaklaşık 4500’üİstanbul’a
ve 1000’i çeşitli illere yerleşmiş olup, 2500’ü Kırklareli’nde
bulunan kampa yerleştirilmiştir.
Kampların tümü ülkeye gönüllü dönüş nedeniyle Ağustos
1994’de kapatılmış ve mültecilerin geri kalan kısmı
Kırklareli’ndeki kampta toplanmıştır.
Bu kampta ikamet eden çocuklar kendi dillerinde eğitimlerine
devam etmişlerdir.İstanbul’da yaşayanlar ise, Bosnalı
Mülteciler Sosyal Merkezi’nde dil kurslarına katılmışlardır.
Türkiye en son, yakın bir geçmişte kapılarını etnik
temizlikten kaçan Kosovalılara açmıştır. Türk Hükümeti
Makedonya’ya kaçmış olan 20 bin Kosovolu mülteciyi
geçici olarak kabul etmeye karar vermiştir. Bu mültecilerin
üçte-biri çocuklardır. Türkiye, bu çocukların sağlıklı
gelişimleri için gerekli olan eğitim sağlık ve sosyal
hizmetleri sunarak, kendilerini evlerinde hissetmelerini
ve normal bir yaşam sürdürmelerini mümkün kılmak için
çaba göstermektedir.
ÇHS’yi imzalayan ilk ülkeler arasında yer alan Türkiye,
uluslararası taahhütleri çerçevesinde, hak ve özgürlükler
açısından mülteci çocuklara yeterli olanaklar sağlamaktadır.
8.1.2.Silahlı Çatışmalardan Etkilenen Çocuklar (Madde
38)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 15inci Maddesinde
“Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde,
uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek
kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve
hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir
veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı
önlemler alınabilir” hükmü yer almaktadır.
Milli Savunma Hizmetine ilişkin 3634 Sayılı Kanuna
göre, genel veya kısmi seferberlik halinde veya olağanüstü
hallerde seferberlik hazırlığında, 15 yaşından küçük
çocuklar, 65 yaşından büyük olanlar, özürlü veya hasta
olanlar, hamile kadınlar ve bakmakla yükümlü oldukları
çocukları olan kadınlar yükümlü tutulamazlar (Madde
1/2).
21.1.1953 tarihinde 6020 Sayılı Kanunla Türkiye tarafından
onaylanmış olan, Savaş Zamanında Sivil Halkın Korunmasına
ilişkin 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne
göre, öldürme, işkence, bedeni ceza, sakat bırakma
ve korunan kişinin tıbbi veya bilimsel tedavisi için
gerekli olmayan tıbbi veya bilimsel deneyler ile askerler
veya siviller tarafından insanlık dışı diğer önlemlerin
alınması yasaktır (Madde 32). Korunması gereken kişilerin
rehin alınması, toplu olarak cezalandırılması, ayrı
ayrı veya toplu olarak saldırgan güçlerin ülkesine
nakledilmeleri ve dağıtılmaları yasaktır (Madde 33-34-49).
Türk Kızılay’ı tehlikeli bölgelerde bulunan ve korunmaya
muhtaç olan çocuklara Hükümetçe belirlenen yerlerde
yardım etmekle görevlendirilmiştir.
Türkiye 1984 yılından bu yana terörist PKK örgütüyle
mücadele etmektedir. PKK en temel insan hakkı olan
yaşama hakkını hiçe sayan hırçın bir terör örgütüdür.
Gaddar terör örgütü PKK’nın zulmünden en çok zarar
görenler ise çocuklardır. PKK, çok sayıda çocuk da
dahil olmak üzere, 30 binden fazla kişinin ölümünden
sorumludur.
8.2. Kanunlaİhtilafa Düşen Çocuklar
8.2.1.Çocukların Mahkum Edilmesi, Özellikle Ölüm Cezasının
ve Ömür Boyu Hapis Cezasının Yasaklanması (Madde 37.a)
Anayasanın 17/3üncü Maddesinde, “Kimseye işkence ve
eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan
bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” denilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 243üncü Maddesinde, “Sanıkları,
suçlarını itiraf etmeye zorlamak için işkenceye tabi
tutan veya sanıklara eziyet eden veya insan haysiyetiyle
bağdaşmayan muameleye tabi tutan herhangi bir Mahkeme
veya Komite Başkanı veya üyesi ve diğer devlet görevlileri
beş yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılır ve yaşam
boyu veya geçici bir süre için devlet memuriyetinden
men edilirler”şeklinde bir hüküm yer almaktadır. Fiilin
sanığın ölümüne yol açması durumunda, ceza artırılmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 238/2nci Maddesine
göre, “yasa hükümlerine uygun olmayan kanıtlar reddedilmektedir.”
Ceza muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135/A Maddesine
göre, “yasaklanan sorgulama yöntemlerini” düzenleyen
hükümlerde, “işkence, kötü muamele veyaşiddet gibi
bedensel ve psikolojik muameleler yasaktır ve yasaklnmış
bu sorgulama yöntemleriyle elde edilen deliller kabul
edilemez” hükmü yer almaktadır. Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nun 247nci Maddesinde, “Sanığın yargıç
önündeki ifadesi, beyanının delili olarak okunabilir”
denmektedir. Bu hükümlere göre, karakollarda veya
savcılıklarda işkence altında alınan ifadeler duruşmalarda
delil olarak kabul edilememektedir.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerineİlişkin
2253 Sayılı Kanun’a tabi olan çocukların yetişkinlerle
birlikte suç işlemeleri durumunda, hazırlık soruşturması
sonucunda bir belge düzenlenir (Madde 9). Bu hüküm
çocuğun soruşturma aşamasında yetişkinlerle aynı işlemlere
tabi tutulmasına neden olacağı için, soruşturma başladığında
çocuğu psikolojik, fiziksel ve sosyal rahatsızlıklardan
korumak için önlem alınmalıdır. Bu nedenle, hazırlık
soruşturması sırasında ve soruşturmalar başladığında
çocukların duruşma usullerine yetişkinlerden ayrı
olarak tabi tutulmaları uygun olacaktır.
Soruşturma ve takibat usulleri 18 ve 19uncu Maddeler
çerçevesinde aşağıda belirtildiği gibi düzenlenmiştir.
Bu Maddelerde, “yasada hüküm bulunmadığında Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu hükümleri uygulanacaktır” denmektedir.
26ncı Maddede, hazırlık soruşturmaları sırasında yargılama
usullerini düzenleyen Tanıklı Suçlarda Yargılama Usullerine
ilişkin 3005 Sayılı Kanun’un 26ncı Maddesinin çocuklar
tarafından işlenen suçlara uygulanamayacağı belirtilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun değişik hükümlerinde, çocuklara
verilen cezalarda indirim yapılması hükme bağlanmıştır.
Bunun amacı cezaların çocukların bedensel, zihinsel,
psikolojik ve sosyal gelişimleri üzerindeki olumsuz
etkileri engellemektir. Son uygulamalarda, suçun türü
ve temelinde yatan neden açısından, çocuklar tarafından
işlenen suçların yetişkinler tarafından işlenen suçlardan
ayrılmasında yaş bir ölçüt olarak kabul edilmekte
ve çocuklara verilen cezalarda indirim yapılmaktadır.
Bu nedenle, yaş çocuklarla ilgili yargılamalada önemli
bir rol oynamaktadır.
8.2.2.Her Türlü Gözaltına Alma, Hapsetme veya Gözetim
Altında Bulundurmaİşlemi Dahil Olmak Üzere, Özgürlüklerinden
Yoksun Bırakılan Çocuklar (Madde 37/b, 37/c, 37/d)
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama
Usullerine ilikin Kanun’un 11inci Maddesinde “Suç
işlediği zaman 11 yaşından küçük olanlar hakkında
soruşturma yapılamaz ve bu çocuklara ceza verilemez.
Ancak, işlenenen suçun bir yıldan fazla hapis cezasını
veya daha ağır bir cezayı gerektirmesi durumunda,
10uncu Maddede belirtilen önlemlerden biri uygulanır.
11 Yaşından küçük çocuğun anne babası veya çocuğun
bakımından sorumlu kişiler tarafından yeterli önlemlerin
alınacak olması halinde, mahkeme tarafından başka
önlem uygulanmayabilir” hükmü yer almaktadır. 12nci
Maddede, “Fiili işlediği zaman 11 yaşını doldurmuş,
ancak 15 yaşını bitirmemiş bir çocuk hakkında 20nci
Maddeye uygun olarak yapılan soruşturma ceza verilmesini
gerektirmediği takdirde, mahkeme tarafından 10uncu
Maddede belirtilen önlemlerden biri uygulanabilir”
ifadesi yer almaktadır.
Cezaİnfaz Kanunu’nun 4üncü Maddesinde, cezaların uygulanamayacağı
alt yaş sınırı 18 yaşın altı olarak kabul edilmektedir.
Aynı Kanunun 5inci Maddesinde para cezaları ve para
cezasının ödenmemesi durumunda yaptırım öngörülmektedir.
Mahkumiyet hükmünü özgürlüğü kısıtlayan bir cezaya
dönüştüren bu yaptırımlar çocuklara uygulanmamaktadır.
Cezaİnfaz Kanunu’nun cezaların ertelenmesini düzenleyen
6/2nci Maddesinde, 18 yaşını doldurmamış olanlar için
ve 3 yıllık hapis cezaları için erteleme sınırı 2
yıla çıkartılmıştır. Bu Maddeler ÇHS’ye uygundur.
Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 20nci Maddesinin 2nci
paragrafında, “gerekli olması durumunda”, ceza uygulanmadan
önce çocuk için bir soruşturma raporu hazırlanacağı
ve bazı çocuklar için bu soruştuşturmanın yapılmayacağı
belirtilmektedir. Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 20nci
Maddesi hükümlerinde bu soruşturmanın sosyal hizmet
görevlileri veya yardımcıları, pedagoglar, psikologlar
veya psikiyatristler gibi uzmanlar tarafından yapılacağı
belirtilirken, 30uncu Maddede, “…bu kişilere en çok
ihtiyaç duyanlara öncelik verilerek, her Çocuk Mahkemesine
yeterli sayıda sosyal hizmet görevlisi veya yardımcısı,
pedagog, psikolog ve psikiyatrist atanır” ifadesi
yer almaktadır.
Cezaİnfaz Kanunu’nun 4üncü Maddesi, “Hiçbir çocuk
yasaya aykırı veya keyfi olarak özgürlüğünden yoksun
bırakılmayacaktır. Çocukların tutuklanması, gözaltına
alınması veya hapsedilmesi yasalara uygun olacak ve
yalnızca en son başvurulacak çare olarak ve uygun
olan en kısa süre için uygulanacaktır” hükmünün yer
aldığı ÇHS’nin 37(b) Maddesine uygun olarak, özgürlüğü
sınırlayan kısa süreli (bir yıl veya daha kısa) cezalar
yerine uygulanabilecek para cezalarını ve önlemleri
içermektedir. Aynı Kanunun 5inci Maddesinde 18 yaşından
küçük çocuklara verilen para cezalarının hapis cezasına
çevrilemeyeceği hükmü yer almaktadır. 6ncı Maddenin
3üncü paragrafında, suç işlediği zaman 18 yaşını doldurmamış
olanlar hakkında verilen ağır hapis cezalarının iki
yıldan uzun olmaması durumunda, cezanın erteleneceği
belirtilmektedir.
Tutuklanma yalnızca en son çare olarak ve mümkün olan
en kısa süre için uygulanmalıdır. Tutuklu kaldığı
süre sırasında çocuğa herhangi bir zarar verilmesi
önlenmeli ve tutuklama yerine gözetim altında bulundurma,
aile yanına veya bir eğitim kurumuna yerleştirme gibi
önlemler alınmalıdır. Anayasanın 19uncu Maddesinde,
tutuklamanın yalnızca hakim kararıyla yapılabileceği
ve hakim kararı olmadan tutuklamanın ancak suçüstü
halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
yapılabileceği belirtilmektedir. Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nun 104-126ncı Maddelerinde tutuklanma
ile ilgili hükümler bulunmakla birlikte, çocuklarla
ilgili özel hüküm öngörülmemiştir. Çocuk Mahkemeleri
Kanunu’nun 19uncu Maddesinin son paragrafında, “10uncu
Maddede belirtilen önlemlerin alınması koşuluyla,
en fazla üç yıl özgürlüğü kısıtlayıcı ceza verilmesini
gerektiren fillerle ilgili soruşturma ve yargılama
aşamasında çocuklar için tutuklama kararı verilemez”
ifadesi yer almaktadır.
12-18 yaş grubunda olan çocuklara verilen cezalar
indirimli olarak uygulanır.
Türkiye’de suç işleyen kız çocukların sayısı erkek
çocukların sayısından daha azdır. Cezaları onaylanan
kız çocuklarİzmir Çocuk Islah Evi’nde ayrı bir yerde
alıkonmaktadır.
11 ile 15 yaş arasındaki çocuklara özgürlüğü kısıtlayan
cezalar verilmesi durumunda, bu cezalar Çocuk Mahkemeleri
Kanunu’nun 12nci Maddesine göreıslah evlerinde uygulanmaktadır.
18 yaşını doldurana kadar bu kurumlarda kalabilecek
davalı çocuklar, 18 yaşını doldurduktan sonra açık
ceza evlerine gönderilmektedir. Eğitimlerine devam
eden, atölye çalışmalarında başarılı olan, iyi hal
ve davranışlarıyla yöneticiler ve eğitmenler üzerinde
olumlu izlenim bırakan çocuklar açık ceza evlerine
gönderilmemekte ve kurumda kalış süreleri 21 yaşına
kadar uzatılabilmektedir.
Ankara, Elazığ veİzmir illerinde üçıslah evi bulunmaktadır.
Bu kurumlarda çocuklara akademik ve mesleki eğitim
verilmektedir. Bu çocuklar diğer çocuklar gibi, yaşlarına
ve ihtiyaçlarına göre, temel eğitim kurumlarına, yüksek
okul ve dengi okullara ve fakültelere devam edebilmektedirler.
Bu çocuklardan bazıları çırak olmak üzere eğitilmektedir.
Bunların yanı sıra, yabancı dil ve ünversite giriş
sınavı kursları ile sosyal ve kültürel faaliyetlerle
ilgili kurslara da devam edebilmektedirler.
Islah evlerinde atölye çalışmaları yapılmakta ve çocukları
topluma yararlı bireyler haline getirmek için çaba
gösterilmektedir.
Haklarındaki mahkumiyet kararı kesinleşen çocuklar
ile yakın illerdekiıslah evlerinde disiplin cezasına
mahkum edilen çocuklar, tedaviye yönelik faaliyetlerin
gerçekleştirildiği Sinop Çocuk Ceza Evine gönderilmektedir.
Ancak, Sinop Çocuk Ceza Evine yerleştirilen çocuklarıslah
evlerindeki çocuklar gibi, ceza evi dışındaki eğitim
ve öğretim olanaklarından yararlanamamaktadırlar.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tutuk Evleri Genel Müdürlüğünün
mahkum olmuş çocukların nakline ilişkin genel talimatında
Türk Ceza Yasasının suçlu çocukların yerleştirileceği
kurumları belirleyen hükümlerine gönderme yapılmaktadır.
Bu genel talimata göre, Ceza Yasası’nın 54üncü Maddesi
çerçevesinde mahkum olan çocuklar Ankara Islah Evine,
Ceza Yasası’nın 55inci Maddesi uyarınca mahkum olanlar
Sinop Çocuk Islah Evi’ne ve Ceza Yasası’nın 54 ve
55inci Maddelerine göre mahkum olanlar Elazığ veİzmir
Çocuk Islah Evine gönderilmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 144üncü Maddesinde
“Tutuklanan veya gözaltına alınanlar, vekaletnameye
gerek duyulmaksızın, konuşulanların üçüncüşahıslar
tarafından duyulmayacağı gizli bir ortamda, avukatlarıyla
her zaman görüşebilirler. Bu kişilerin avukatlarıyla
yazışmaları denetime tabi tutulamaz” ifadesi yer almaktadır.
Aynı Maddede tutuklu kişi ile avukatı ve tutuklu kişi
ile tanıklık etmeyi reddetme hakkına sahip kişiler
arasındaki yazışmalara belirli durumlar dışında el
konamayacağı hükmü yer almaktadır. 91inci Madde yargıca
mektup ve telgrafların kayda geçirilmesine karar verme
yetkisi tanımaktadır. Yargıç ayrıca kurum yöneticileri
aracılığıyla, gözaltında bulunanların haberleşmelerini
denetleme yetkisine da sahiptir. Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nun 135inci Maddesine göre, gözaltına
alınanlar tutuklandıklarını akrabalarına haber verme
hakkına sahiptirler.
8.2.3.Çocuk Suçluluğu Adalet Sisteminin Uygulanması
(Madde 40)
Cezaevi ve tutukevlerinde okuma yazma kursları, ilkokul,
lise, mesleki ve profesyonel eğitim gibi faaliyetler
gerçekleştirilmektedir. Üniversite giriş sınavlarına
hazırlanma, ayrı ayrı üniversite sınavlarına çalışma,
müftü veya vaizler tarafından verilmesi gereken ilahiyat
konuları, atölye çalışmaları, sosyal ve kültürel etkinlikler
bu kurumlarda düzenlenen faaliyetler arasındadır.
Çocukıslah evleri ve çocuk tutukevlerinde uygulanan
mesleki eğitim faaliyetlerinin yeniden düzenlenmesi
için çalışmalar başlatılmıştır. 1995 Yılında Ankara
Çocuk Islah Evinde uygulanmaya başlayan yeni tedavi
yöntemi kapsamındaki meslek eğitimi programı çerçevesinde,
örgün eğitim sistemi kapsamında temel eğitim kurumlarına
devam etme olanağı olmayan ve kurumda çıraklık eğitimine
ve meslek kurslarına devam eden 15-18 yaş arasındaki
çocuklara teorik ve pratik meslek eğitimi verilmektedir.
Bu eğitimin temel amacı çocuk emeğinin kullanılmasını
önlemek, çocukları eğitime yönlendirmek ve üretime
yönelik itibarlı mesleklere sahip olmalarını sağlamaktır.
Bu meslek eğitimi programının genel eğitim sistemiyle
birleştirilmesi planlanmaktadır. Bu plan, her aşamada
çocukların görüşleri ve talepleri dikkate alınarak
ve katılımları sağlanarak yapılmaktadır.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine
ilişkin Kanunda, çocukıslah evlerinde ve çocuk tutuk
evlerinde kuralların ihlal edilmesi durumunda uygulanacak
disiplin önlemleri ile ilgili hükümler bulunmamaktadır.
Bu nedenle, yönetmeliklerin ilgili maddeleri kullanılmaktadır.
Bu Maddelere göre, mahkum veya tutuklu çocuğa kurum
müdürü tarafından, çocuğun belirli bir süreyle kültür,
spor ve sanat faaliyetlerine katılmasının engellenmesi
veya çocuğun başka kurumlara nakledilmesine ilişkin
kurallara uygun olarak çocuğun işyerinin değiştirilmesi
gibi disiplin önlemleri uygulanmaktadır.
Cezalarını tamamlayan bazı çocuklar özel ve resmi
yatılı okullara yerleştirilmekte ve okula devam edemeyenler
resmi ve özel kurumların, gönüllüşahıs ve kuruluşların
desteğiyle bir yere yerleştirilmekte, kendilerine
iş bulunmakta ve gözlemlenmektedirler. Bazı çocukların
ve ailelerinin yanına geri dönen gençlerin uyum sağlamaları
için rehberlik hizmeti verilmektedir. Ankara’da, gidecek
yeri olmayan, eski çevrelerine geri dönmemeleri gereken
ve okula devam eden çocuklar için kurulmuş iki “Gençlik
Yurdu” bulunmaktadır.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine
ilişkin Kanun’un 34üncü Maddesinde, çocuklarla ilgili
suç kayıtlarının, araştırma ve soruşturma amacıyla
adli makamlar ve yasama organları seçimleri için seçim
kurulları dışında herhangi bir kişiye veya komisyona
verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu, çocukların
topluma kazandırılmasına yardımcı olmak için yürürlüğe
konmuş yararlı bir hükümdür.
Türk Ceza Kanunu’nun 1inci Maddesinde yer alan “Hiçkimse
kanunda suç olduğu açıkça belirtilmeyen bir eylemden
ötürü cezalandırılamaz. Hiçkimseye kanunda yer alanlar
dışında başka ceza verilemez” ifadesiyle yasallık
ilkesi benimsenmiştir. 2nci Maddede “Hiçkimse, eylem
gerçekleştirildiği zaman geçerli olan yasalara göre
suç veya kabahat olarak kabul edilmeyen eylemlerden
ötürü cezalandırılamaz” ifadesi yer almaktadır. Anayasanın
15 ve 38inci Maddelerinde de benzer hükümler bulunmaktadır.
ÇHS’nin 2nci Maddesinde, sanığın en önemli haklarından
biri olan “masumiyetşartına” işaret edilmektedir.
Buna göre, suçlu olduğu kanıtlanana ve cezası mahkeme
kararıyla kesinleşene kadar herkes masum kabul edilmektedir.
Bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38inci Maddesinin
IVüncü paragrafında hüküm olarak düzenlenmiştir.
Masumiyetşartının bir başka sonucu da, “makulşüphe”
ilkesinin sanık lehine uygulanmasıdır (in dubio pre
reo). Yeterli kanıt bulunamaması durumunda,şüphe sanık
lehine hüküm verilmesine neden olur. Türk kanunlarında
yer alan bu konu ile ilgili hükümler ÇHS’ye uygundur.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na (Madde 135/2) göre,
suç işlediğindenşüphe edilen ve hakkında soruşturma
başlatılan herkesin aleyhindeki suçlamalardan haberdar
edilmesi en doğal hakkıdır. Bu hak “önceden bildirim”
ilkesi olarak da bilinmektedir. Bu savunmanın temelini
oluşturmaktadır. Ne ile suçlandığını bilmeyen bir
kişi etkin savunma yapamaz. Kuşkulanılan kişinin masum
olması her zaman olasıdır. Aleyhindeki suçlamaları
bilme hakkı özellikle suçsuz kişiler için önemlidir.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine
ilişkin Kanun’un 25inci Maddesinin Iinci paragrafında
duruşmanın gizli olması hükmü ve IInci paragrafında
yargıcın izniyle duruşmada hazır bulunabilecek kişilerin
katılımı ile ilgili hüküm düzenlenmektedir.
Duruşmanın adil olmasını sağlayacak en önemli ilke
“kanıt serbestisi”dir. Bu ilkeye göre, herşey kanıt
olarak sunulabilmektedir. Bilim ve mantığa aykırı
olmadıkça herkes kanıt ileri sürebilir. Kanıtların
sunulmasında herhangi bir zaman sınırlaması yoktur.
Yargıç sunulan delilleri serbestçe değerlendirebilir,
ancak bir temele dayandırmakla yükümlüdür.
Duruşmalar mümkün olan en kısa aralıklarla yapılmalıdır
ve temyiz aşamasında, davaların süratle sonuçlandırılması
için Temyiz Mahkemesinde özel bir birimin oluşturulması
gerekmektedir.
Tanığın durumu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun
45inci Maddesinde düzenlenmiştir. Tanıklar, kural
olarak, 45inci Maddenin 1inci paragrafına göre davet
edilmektedir; tanık geçerli bir mazareti olmadan duruşmaya
katılmadığı takdirde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun
46ncı Maddesine uygun olarak emirle çağrılmaktadır.
Mahkemeye zorla getirtme yetkisi yargıca verilmiştir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 154üncü Maddesine
göre, Cumhuriyet Savcıları bu hakkı ancak acil durumlarda
kullanabilmektedir. Mahkeme son soruşturmada mahkemeye
zorla getirme kararı verebilir. Mahkeme, acil durumlarda
ve tutuklama davalarıyla ilgili konularda, ilgilişahıs
için çağrı belgesi düzenlemeden, mahkemede hazır bulunulması
için emir verebilir. Bu konuda çocuklar da aynı kurallara
tabidir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 47nci Maddesinin
3üncü paragrafına göre, sanığın aile bireyleri ve
akrabaları tanık olmayı reddedebilirler. Duruşmadan
önce, bu hakka sahip oldukları kendilerine bildirilir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 52/1inci Maddesine
göre, 15 yaşını doldurmamış olanlar duruşmada yemin
etmezler.
İfade alma ve soruşturma ile ilgili olarak, sanık
suçunu itiraf etmeye zorlanamaz.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135/2nci Maddesine
göre, 135/4üncü Madde uyarınca suçlamanın bildirilmesinden
sonra, “sanık suçlamalarla ilgili herhangi bir açıklama
yapmama hakkına sahiptir.” Ayrıca 5inci bent uyarınca,
sanık lehindeki delil toplanmasını talep etme hakkına
da sahiptir.
135inci Maddeye göre, sanık susma hakkına sahiptir,
sorgulamanın başında sanığa susma hakkını kullanmak
isteyip istemediği sorulur.
Sanığın susma hakkını kullanması “zımni itiraf” olarak
kabul edilemez.
Ayrıca, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135’inci
Maddesinde “yasaklanan sorgulama yöntemleri” listelenmiştir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 153/2nci Maddesinde,
cumhuriyet savcısının sanık aleyhinde olanlar yerine
sanık lehinde olan konuları araştıracağı ve kaybolma
tehlikesi olan delilleri toplayarak kayda geçireceği
belirtilmektedir. Tüm bu hükümler ÇHS’ye uygundur.
27nci ve 28inci Maddelerde sırasıyla “itiraz” ve “temyiz”
konuları düzenlenmiştir.İtiraz ve temyiz, Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nun 297nci ve daha sonraki Maddelerinde
düzenlenmiştir. Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev
ve Yargılama Usullerine ilişkin Kanunda hakkında hüküm
bulumayan konularda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu
hükümleri uygulanmaktadır.
Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine
ilişkin Kanun’un 25inci Maddesinde, çocuklarla ilgili
duruşmaların gizli yapılacağı ifade edilmektedir.
Aynı Maddede duruşmalara kimin ve hangi aşamada katılacağı
düzenlenerek ve çocuğun yararına olması durumunda
çocuğa duruşmaya katılmama olanağı tanınarak çocuğun
özel hayatının gizliliği korunmaktadır.
Çocuğun ifşa edilmesini ve çocuğun kimliği ile ilgili
bilgilerin yayınlanmasını önlemek için özel hayatın
gizliliğine büyük önem verilmelidir. Basın Kanunu’nun
33üncü Maddesi ve Çocuk Mahkemeleri ile ilgili Kanun’un
40ıncı maddesi 18 yaşından küçük çocuklarla ilgili
bilgilerin yayınlanmasını yasaklamaktadır.
Çocukların geliştirilmesi ve korunması konusunda Çocuk
Mahkemeleri Kanunu dışında başka mevzuat yoktur. Çocuk
Mahkemeleri ile ilgili Kanun’un uygulanamadığı durumlarda
diğer kunanular uygulanmaktadır. Çocuklarla ilgili
hükümler içeren mevcut kanunlar konusunda yeterince
bilgi sahibi olunmaması sonucunda, zaman zaman bazı
davalar çocuklar aleyhine sonuçlanabilmektedir. Bu
nedenle çocuklarla ilgili tüm mevzuatın tek bir kanun
kapsamında bir araya toplanması gerekmektedir. Bu
amaçla, “Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında mevzuatı
tarayacak ve ÇHS ile ilgili yükümlülüklerimizi yerine
getirebilmek için yapılması gereken değişikliklerle
ilgili tasarıları hazırlayacak sektörler arası bir
komitenin” kurulması öngörülmektedir.
Türkiye’de çocuk suçluluğu adalet sistemi ile ilgili
en temel kanun, Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev
ve Yargılama Usullerine ilişkin 2253 Sayılı Kanun’dur.
Bunun yanı sıra, yetişkinler tarafından işlenen suçlarla
ilgili tüm kanunlar çocuklara da uygulanabilmektedir.
2259 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu, 765
Sayılı Türk Ceza Kanunu, 3713 Sayılı Terörle Mücadele
Kanunu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kurulmasına
ve Yargılama Usullerine ilişkin 2845 Sayılı Kanun,
Ceza Muhakemeleri Usulüne ilişkin 1412 Sayılı Kanun,
Adalet Bakanlığının Kuruluş ve Görevlerine ilişkin
2992 Sayılı Kanun, Ceza ve Tutuk Evleri Genel Müdürlüğünün
Kuruluş ve Görevlerine ilişkin 4358 Sayılı Kanun,
647 Sayılı Cezaİnfaz Kanunu, Ceza ve Tutuk Evlerinin
Yönetimine ilişkin 1721 Sayılı Kanun, 7682 Sayılı
Adli Sicil Kanunu ve bunlarla ilgili yönetmelikler
çocuk suçluluğu adalet sistemini oluşturmaktadır.
Adalet Bakanlığı bünyesinde, çocuk hukuku, gelişim,
psikoloji ve kriminoloji dallarında uzman olanların
görev yaptığı bir Rehberlik Komitesi kurulmuştur.
Ankara Çocuk Islah Evi pilot kurum olarak seçilmiş
veıslah programlarında değişiklik yapma çalışmaları
bu kurumda başlatılmıştır.
8.3. Sömürüye Maruz Kalan Çocuklar
8.3.1. Ekonomik Sömürüye Maruz Kalan Çocuklar (Madde
32)
Türkiye’de çocukların çalıştırılması ile ilgili yasal
düzenlemeler, sanayi, ticaret, madencilik, deniz işleri
ve eğlence sektöründe çalıştırılan çocuklar için alt
yaş sınırı düzenlemeleri ve çocukları ağır ve tehlikeli
işlerde çalıştırma yasakları gibi belirli gruplar
halinde sınıflandırılabilir.
Ayrıca, çocuk işçilerin çalışmaşartlarıyla ilgili
olarak çalışma sürelerinin, tatil günlerinin ve ücretlerinin
de düzenlendiği görülmektedir.
Türkiye’de çalışan çocuklarla ilgili temel yasal hükümler
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, 1475 Sayılıİş Kanununda
ve 3308 Sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanununda
yer almaktadır.
Anayasanın 50nci Maddesinde, “Kimse yaşına, cinsiyetine
ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler
ve kadınlar ile fiziksel ve zihinsel özürlü olanlar
çalışmaşartları açısından özel olarak korunurlar.
Dinlenmek ve boş zamana sahip olmak tüm çalışanların
hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli
yıllık izin hakları veşartları kanunla düzenlenir”
ifadesi yer almaktadır.
1475 Sayılıİş Kanununun 49uncu Maddesi 18 ve daha
küçük yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izinin
18 günden az olamayacağını hükme bağlamıştır.
Aynı Kanun çocukların çalışmaşartlarını da düzenlemektedir.
Bu düzenlemelere göre, 15 yaşından küçük olanların
çalıştırılması yasaktır. Ancak, 13 yaşını doldurmuş
olan çocuklar, sağlık ve gelişimlerine, okul veya
meslek eğitimlerine zarar vermeyecek hafif işlerde
çalıştırılabilirler. Okula devam edenlerin çalışma
saatleri okul saatlerini engellemeyecekşekilde düzenlenir.
18 yaşını doldurmamış erkeklerin ve her yaştaki kadınların
yeraltında ve sualtında çalışılan işlerde çalıştırılmaları
yasaktır.
Sanayiye ait işlerde 18 yaşını doldurmamış erkek çocukların
ve her yaştaki kadınların çalıştırılması da yasaktır.
16 yaşını doldurmamış çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde
çalıştırılamazlar.
13-18 Yaşları (18 dahil) arasındaki çocuklar işe alınmadan
önce, işyeri hekimi, işçi sağlığı dispanserleri, bunların
bulunmadığı yerlerde, en yakın Sosyal sigortalar Kurumu,
sağlık ocağı, hükümet veya belediye tabipleri tarafından
muayene edilirler. Fiziksel olarak işinşartlarına
dayanıklı oldukları raporla onaylanmalıdır. Bu çocukların
18 yaşını doldurana kadar en az her altı ayda bir
aynışekilde sağlık muayenesinden geçirilerek bu işte
çalışmaya devam etmelerinde bir sakınca olup olmadığının
denetlenmesi gerekmektedir. Bütün bu raporların işyerinde
muhafaza edilmesi ve yetkili memurların isteği üzerine
kendilerine gösterilmesi zorunludur.
Türkiye’nin taraf olduğu ILO Anlaşmaları ve Avrupa
SosyalŞartı da çalışan çocuklarla ilgili hükümler
içermektedir. Türkiye yedi ILO anlaşmasını onaylamıştır.
Devletİstatistik Enstitüsünce düzenlenmiş olan “Çocuk
Semineri” başlıklı belgeye göre, çocuklar iki temel
nedenle çalıştırılmaktadır. Birinci neden ailenin
geleneksel yaşamına katkıda bulunmak ve ikinci neden
aile gelirine katkıda bulunmaktır.
Çalışan çocuklar tarım sektöründe, küçük ölçekli sanayi
işletmelerinde, sokaklarda ve kayıt dışı alanlarda
çalıştırılan çocuklarşeklinde sınıflandırılabilir.
Çocukların çalıştırıldığı işyerleri genellikle eski
teknolojinin uygulandığı ve el emeğinin yoğun olduğu
küçük işletmelerdir. Bu tür işletmelerde çalışan çocuklar
denetim eksikliği nedeniyle her türlü suistimale açıktır.
3308 Sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu kapsamında
çalıştırılan çocuklar diğer çocuklardan farklı bazı
sosyal güvenlik haklarından ve sigortadan yararlanmaktadır.
Bu çırakların hastalık, iş kazası ve meslek hastalıkları
ile ilgili sigorta primleri Devlet tarafından ödenmektedir.
Ancak, bu yasanın geniş kapsamlı olmadığı bilinmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığının 1993 yılı istatistiklerine
göre, 1992-1993 öğretim yılında 300 çıraklık merkezinde
200 bin çırak eğitim görmüştür. Bu rakam Devletİstatistik
Enstitüsünün “Çalıştırılan Çocuklarla ilgili Anketi”ne
göre çalışan çocukların yüzde 5’ine tekabül etmektedir.
Türkiye’de, çalıştırılmaları yasak olmasına rağmen,
13 yaşından küçük çocukların iş hayatında oldukları
görülmektedir.
Çalışma Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan Çalışan
Çocuklar Dairesi, Türkiye’nin ÇHS’yi imzaladığı 1990
yılından bu yana, ilgili kamu ve özel sektör kuruluşlarının
dikkatini bu konuya çekmekte önemli bir rol oynamıştır.
Bu çerçevede uygulanmaya başlayan ILO-IPEC (Çocukİşçiliğinin
Sona Erdirilmesine ilişkin Uluslararası Program) projeleri,
çocukların çalıştırılmasının sona erdirilmesi için
çeşitli sivil toplul örgütleri ile Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan çalışmaları
teşvik etmiştir. Tüm bu çabalar halkın çocuk işçiliği
sorunu konusundaki duyarlılığının artmasında önemli
ölçüde etkili olmuştur.
1993 yılından bu yana ILO-IPEC tarafından uygulanmakta
olan çeşitli projeler aşağıda belirtilmektedir:
ILO/IPEC – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı işbirliği
ile:
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde
Çocukİşçiliği Birimi kurulması ve güçlendirilmesi
projesi.
- Müfettişlerin çocuk işçiliği konusunda eğitilmesi
projesi.
ILO/IPEC – Fişek Enstitüsü işbirliği ile:
- Küçük ölçekli işletmelerde çalıştırılan çocuklara
yönelik sağlık hizmetleri.
ILO/IPEC – Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliği
ile:
- Ankara sokaklarında çalışan çocuklar projesi.
ILO/IPEC – Devletİstatistik Enstitüsü işbirliği ile:
- Ulusal düzeyde çocuk işçiliği araştırması.
ILO/IPEC – Türk Kalkınma Vakfı işbirliği ile:
- Kırsal bölgelerde çalışan çocuklarla ilgili araştırma
projesi.
ILO/IPEC – TÜRKİŞ (İşçi Sendikesı) işbirliği ile:
- Çocuk işçiliği konusunda işçi sendikalarının güçlendirilmesi.
ILO/IPEC – TISK (Ticaret Konfederasyonu) işbirliği
ile:
- Yöneticilerin çocuk işçiliği konusunda eğitilmesi.
ILO/IPEC – Sosyal Hizmet Uzmanları Birliği araştırma
ekibi işbirliği ile:
-İstanbul sokaklarında çalışan çocuklarla ilgili araştırma
projesi.
- Ulusal göçle ilgili araştırma projesi.
Çocukların, sosyo-ekonomik koşullar dikkate alınmadan,
bazı alanlarda çalıştırılmasının yasaklanması, çocukların
gizli olarak çalıştırılmasına neden olmakta ve çocuklar
bu durumda daha fazla suistimale maruz kalmaktadır.
Bunu önlemek için, yasal düzenlemelerin yanı sıra,
etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
(1475 Sayılı)İş Kanunu’na göre, çalışmanın alt yaş
sınırı kural olarak 15 ve istisnai “hafif işler” için
13 olarak belirlenmiştir. Ancak, bu hükmün üç veya
daha fazla sayıda kişinin çalıştığı yerlerde geçersiz
olması nedeniyle, 1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun
173/1inci Maddesinde belirtildiği gibi, asgari çalışma
yaşı 12’dir.
Geçmişte zorunlu eğitimi tamamlama yaşı ile asgari
çalışma yaşı arasında önemli bir fark olmadığı için,
çocuklar erken yaşta işe başlamakta idi. Zorunlu eğitimin
sekiz yıla çıkartılması, 15 yaşından küçük çocukların
çalıştırılmasını önlemeyi amaçlayan 1475 Sayılı Kanunla
uyumun sağlanmasında önemli bir başarı oluşturmaktadır.
Ekonomik nedenlerden ötürü çocukları çalışmak zorunda
olan aileler için, bu ailelerin çocuklarına eğitim
olanağı sağlamak amacıyla, ekonomik ve sosyal yardım
mekanizmaları geliştirilmektedir.
ILO/IPEC projelerinden biri kapsamında, çalışan çocukların
işyerleri, aileleri, okulları ve arkadaşlık ilişkileri
ile ilgili sorunlar konusunda başvurabilecekleri “Ankara
Sokaklarında Çalışan Çocuklar Merkezi” gibi kurumlar
mevcuttur.
8.3.2. Uyuşturucu Suistimali (Madde 33)
Çocuklar ve gençler uyuşturucu suistimali ve bağımlılığı
konusunda zarar görme olasılığı en yüksek olan gruptur.
Türkiye ile ilgili istatistikler, Türkiye’deki bağımlıların
dörtte üçünün uyuşturucu ilaçları veya çözücüleri
30 yaşından önce kullanmaya başladıklarını göstermektedir.
Okullar, üniversiteler ve çocuklarla gençlerin sık
gittikleri diğer yerler uyuşturucu satıcılarının temel
hedefi haline geldiği için, 25 milyondan fazla genç
nüfusa sahip olan Türkiye konununun acilen ele alınması
gerektiğinin farkındadır.
İşin yasal yanına bakıldığında, uyuşturucu kaçakçılığı
Türk Ceza Kanunu’nda ağır suç olarak kabul edilmekte
ve suçlular beş yıldan fazla hapis cezası ile cezalandırılabilmektedir
(Madde 403). Bu kanunsuz eylemdeısrar edenlere ve/veya
bu suçu örgütlü biçimde işleyenlere daha ağır cezalar
verilebilmektedir.
Sorunun üstesinden gelmek için, 1997 yılı Temmuz ayında
Aileden Sorumlu Devlet Bakanının başkanlığında resmi
bir organ kurulmuştur. Bu organ, ilgili bakanlıkların,
eğitim kurumlarının, hukuki ve sosyal kurumların temsil
edildiği bir Komite ile Alt-Komiteden oluşmaktadır.
Bu organ uyuşturucu sorunu konusunda halkı bilinçlendirmekle
görevlendirilmiştir. Bu açıdan, eğitim sektöründeki
personelin eğtimine ve anne babaları çocuklarını tehdit
eden uyuşturucu bağımlılığının tehlikeleri konusunda
aydınlatacak kampanyaların düzenlenmesine özellikle
önem verilmektedir.
Bu organ ayrıca kanun, yönetmelik ve kural tasarılarının
hazırlanması ve Hükümete tavsiyelerde bulunulması
görevlerini de üstlenmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nda uyuşturucu suistimalinin, satışının
ve kaçakçılığının önlenmesi ve çocukların korunması
için gerekli hükümler mevcuttur. Örneğin, okul civarında
alkol satılmasını yasaklayan hükümler vardır. 18 yaşından
küçük çocuklara alkollü içki satışı da yasaktır.
Türkiye’de uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddelere
yönelik çalışmalar yapan sağlık kurumları bu konuda
uzman bir yapı oluşturmuşlardır.
8.3.3. Cinsel Sömürü ve Cinsel Taciz (Madde 34)
Türkiye’de çocukların cinsel tacizden korunması ile
ilgili yasal düzenlemeler yapılmıştır. 2559 Sayılı
Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun 11nci Maddesinin
(c) bendine göre, “genel adetlere ve ahlaka aykırı
film, kayıt, video filmi ve kaseti hazırlayıp satanlar,
herhangi bir başvuru veyaşikayet olmasa bile engellenirler
Ticari amaçla ses bantına ve video kasete kayıt yapan
gerçek ve hükmişahıslar, bu bant ve kasetler yayınlanmadan
önce bir kopyasını yerel mülki mercilere vermekle
yükümlüdürler.”
Yukarıda anılan Kanun’un 12nci Maddesinde “genç kız
ve kadınların gazino, bar, kafe ve alkollü içki satılan
benzer yerler ile banyo, Türk hamamı ve plajlarda
çalıştırılmaları yerel mülki mercilerin iznine bağlıdır.
21 yaşından küçük kadın ve erkekler bu tür yerlerde
çalıştırılamaz” hükmü yer almaktadır.
Polis, yanlarında anne babaları ve vasileri olsa bile,
18 yaşından küçüklerin bar, kafe ve meyhanelere girmelerini
yasaklar.
Türk Ceza Kanunu’nun çocuklara yönelik cinsel taciz
durumunda uygulanacak cezalarla ilgili maddeleri aşağıda
belirtildiği gibidir:
Türk Ceza Kanunu’nun 435inci Maddesine göre:
15 yaşını doldurmamış çocuğu fuhuşa teşvik edenler
ve fuhuşa aracılık edenler iki yıldan az olmamak üzere
hapis cezası ve ağır para cezası ile cezalandırılırlar.
Çocuğun kız veya erkek kardeşleri, çocuğu evlat edinenler
veya çocuğun veli veya vasisi, öğretmeni, eğitmeni
veya çocuğun bakılmak üzere emanet edildiği hizmetli
veya diğerşahıslar çocuğu bu yola teşvik ettikleri
takdirde, hapis cezasının süresi en az üç yıl olacaktır.
Çocukların cinsel açıdan taciz edilmesi durumunda
aşağıda belirtilen cezalar uygulanır:
414üncü Maddeye göre, “15 yaşını doldurmamış çocuğu
baştan çıkaranlar beş yıldan az olmamak üzere ağır
hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
Bu eylemin zihinsel veya bedensel özürü nedeniyle
karşı koyamayacak durumda olan bir çocuğa karşı baskı,
zor, tehdit veya hile yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda,
hapis cezasının süresi 10 yıldan az olamaz.
415inci Maddeye göre, “15 Yaşını doldurmamış çocuğun
onur ve iffetine karşı bir fiil veya eylemde bulunanlar
iki ile dört yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılırlar
ve bu fiilin veya eylemin yukarıda yer alan maddenin
ikinci paragrafında belirtilen koşullarda gerçekleştirilmesi
durumunda, 3 ile 5 yıl arasında hapis cezası verilir.
416ncı Maddeye göre, “15 yaşını doldurmuş bir çocuğu
baskı, zor veya tehdit yoluyla baştan çıkaranlar veya
bu fiili zihinsel veya bedensel özürü nedeniyle veya
ilgili kişinin eylemi dışında bir başka nedenle veya
hile nedeniyle karşı koyamayacak durumda olan bir
çocuğa karşı işleyenler en az 7 yıl hapis cezası ile
cezalandırılırlar.”
Reşit olmayan bir kişiyle, bu kişinin isteği ile cinsel
ilişkide bulunanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği
takdirde, 6 ay ile 3 yıl arasında hapis cezası ile
cezalandırılırlar.
417nci Maddeye göre, “Yukarıda belirtilen fiiller
birden fazla kişi tarafından işlendiğinde veya çocuğun
erkek kardeşi, aile bireyleri, velisi, vasisi, öğretmeni,
eğitmeni, hizmetlisi veya çocuğun emanet edildiği
bir başka kişi tarafından işlendiğinde, kanunda öngörülen
ceza yarısı kadar artırılır.”
418inci Maddeye göre, Yukarıda anılan fiil ve eylemlerin
mağdurun ölümüne neden olması durumunda, ilgili kişi
ömür boyu ağır hapis cezası ile cezalandırılır.”
Kırsal yörelerden kente göç, süratli ve çarpık kentleşme,
işsizlik ve yoksulluk, kötü koşullarda yaşayan ailelerin
çocuklarının eğitim olanaklarından daha az yararlanmasına,
evden kaçan çocuk sayısında artışa ve çocukların fuhuş,
dilencilik ve suça itildikleri ortamlarda sömürülmelerine
yol açmıştır. Zorunlu temel eğitimin 5 yıldan 8 yıla
çıkartılması bu sorunla mücadelede çok önemli bir
adım olmuştur.
Türkiye uluslararası alanda, uluslararası toplumun
dikkatini bu sorunlara çekmede önemli bir adım olarak
gördüğü, Çocukların Satılması, Fuhuşta Kullanılması
ve Çocuk Pornografisine ilişkin Sözleşmeye Ek Protokolü
desteklemektedir.
8.3.4.Başka Biçimlerde Sömürüye Maruz Kalan Çocuklar
(Madde 36)
Devlet çocukları, sağlıkları açısından zararlı olabilecek
her türlü sömürüye karşı korur.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41inci Maddesine
göre:
“Aile Türk toplumunun temelidir.
Devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın
ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi
ile uygulanmasını sağlamak için gerekli önlemleri
alır, teşkilatı kurar.”
Anayasanın 42nci Maddesine göre, “Kimse eğitim ve
öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla belirlenir ve düzenlenir.
İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur
ve Devlet okullarında parasızdır.
Devlet maddi olanaklardan yoksun başarılı öğrencilerin,
öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacıyla burslar ve
başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları
nedeniyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı
kılacak önlemleri alır.”
Medeni Kanun’un 267nci Maddesine göre, “Anne ve baba
çocuklarını terbiye etme hakkına sahiptir.”
Medeni Kanun’un 272nci Maddesinde, “Anne ve babanın
görevlerini yerine getirmemesi durumunda, yargıç çocuğun
korunması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür”
ifadesi yer almaktadır.
“Terbiye etme yetkisini kötüye kullanarak, gerekli
eğitim, bakım ve öğrenim için kendisine emanet edilen
kişinin sağlığının zarar görmesine neden olanlar18
aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. “ (Türk
Ceza Kanunu’nun 477nci Maddesi).
Medeni Kanun’un 273üncü Maddesinde “Çocuğun bedensel
veya zihinsel gelişiminin tehlikede olduğunun belirlenmesi,
veya çocuğun manen terkedilmiş olması durumunda, yargıç
çocuğu anne ve babasından alarak bir başka ailenin
yanına veya kuruma yerleştirme hakkına sahiptir” hükmü
yer almaktadır.
Medeni Kanun’un 274üncü Maddesine göre, “Yargıç, velayet
görevlerini yerine getiremeyen veya çocuklarını ciddi
biçimde ihmal eden anne babanın velayet hakkını ellerinden
alabilir.
Velayet hakkı anne babadan alındığında, çocuk için
bir vasi tayin edilir. Bu hüküm gelecekte doğacak
çocukları da içerir.”
Türk Ceza Kanunu’nda bu konuyla ilgili aşağıda belirtilen
hükümler yer almaktadır:
“Çocuğun irsiyetini değiştiren veya yok edenler bir
ile beş yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
(Madde 445)
“Meşru bir çocuğu kimliğini gizleyerek hastaneye veya
sokaklara terkedenler 3 ay ile 2 yıl arasında hapis
cezası ile cezalandırılır.
Bu fiili işleyen kişi çocuğun akrabası olduğunda,
hapis cezası 1 ile 3 yıl arasında olacakşekilde artırılır.”
(Madde 446)
Ceza Kanunu’nun 478inci Maddesine göre, “12 yaşından
küçük çocuğa haklı görülemeyecekşekilde kötü davrananlar
30 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu kötü davranma fiili çocuğun ailesinin bir bireyi
veya akrabaları tarafından işlendiğinde, hapis cezasının
süresi 3 ay ile 3 yıl arasında artırılır.
Ceza Kanunu’nun 545inci Maddesinde, “15 yaşından küçük
çocukları toplayan ve dilencilik yapmaya zorlayan
veya kendi bakımına bırakılmış çocuğu dilencilik yapmaya
teşvik eden veya çocuğun dilencilik yapmasına izin
verenler, üç aydan az olmamak üzere hapis cezasıyla
ve ……. para cezasıyla cezalandırılırlar.
8.3.5. Çocukların Satılması, Kaçırılması ve Çocuk
Ticareti (Madde 35)
Çocuk kaçırma, satma ve çocuk ticareti birlikte dikkate
alınmalıdır.
Türk hukuk sisteminde, çocuk kaçırma ilkönce Türk
Ceza Kanunu’nun “ Bireyin Özgürlüğüne Karşıİşlenen
Suçlar” başlıklı bölümünde incelenmiş, bireyin özgürlüğünü
kısıtlayan ve bireyin isteği dışında işlenen fiiller
suç kapsamında değerlendirilmiştir.
Kanuna aykırı olarak bir başkasını özgürlüğünden yoksun
bırakanlar 1 yıl ile 5 yıl arasında hapis cezası ve
ağır para cezası ile cezalandırılırlar.
Suçlunun zora veya tehdide başvurması veya bu fiili
499uncu Maddede belirtilen haller dışında öç alma,
maddi çıkar sağlama veya din nedeniyle veya siyasi,
ideolojik ve sosyal düşünce farklılığından doğan nedenlerle
veya mağdurun askerlik yapmak üzere bir başka ülkeye
götürülmesi amacıyla işlemesi durumunda, üç ile sekiz
yıl arasında ağır hapis cezası ve ağır para cezası
verilir.
Türk Ceza Kanunu’nun 179uncu Maddesine göre, “Yukarıdaki
paragraflarda belirtilen eylemlerin birden fazla kişi
tarafından ve silah zoruyla gerçekleştirilmesi durumunda,
ceza yarısı kadar artırılır.
Ceza Kanunu’nun 180inci Maddesinde, “İlgilişahıs özgürlüğünden
yoksun bırakılan kişiyi kendi isteği ile ve buşahsa
herhangi bir zarar vermeden ve soruşturma öncesinde
amacına ulaşmadan serbest bıraktığı takdirde, ceza
altıda birden yarıya indirilir.”
“15 yaşını doldurmamış çocuğu kandırarak, fuhuşa teşvik
edenler ve buna aracılık edenler en az iki yıl hapis
cezası ile cezalandırılırlar.
Çocuğun, erkek kardeşi, velisi, vasisi, öğretmeni
veya eğitmeni, çocuğu evlat edinenler veya çocuğun
emanet edildiği hizmetli veya diğer kuşuler tarafından
kandırılarak fuhuşa teşvik edilmesi durumunda, en
az üç yıl hapis cezası verilecektir.
Bu tür muameleye tabi tutulanların 15 yaşını doldurmuş
olmakla birlikte, 21 yaşından küçük olmaları durumunda,
ilgilişahıs 6 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası ve
ağır para cezası ile cezalandırılır.” (Madde 435)
“Çocuğu saklayarak veya bir başka çocukla değiştirerek
irsiyetini değiştiren veya yok edenler 1 yıl ile 5
yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılırlar.”
(Madde 445)
Kaçırma eylemi nedenleri arasında yer alan, fidye
almak amacıyla kaçırmaTürk Ceza Kanunu’nun 449uncu
Maddesinde ele alınmaktadır. Bu Maddeye göre:
“Para, menkul eşya veya hukuken geçerli olan tapu
senedi gibi belgeleri almak amacıyla herhangi bir
kişiyi hapseden veya kaçıranlar, amacın gerçekleşmemiş
olması halinde 15 ile 20 yıl arasında ağır hapis cezası
ile cezalandırılırlar. Amacın gerçekleşmiş olması
durumunda, cezanın üst sınırı uygulanır.”
Türk hukuk sisteminde 18 yaşından küçük olanlar çocuk
olarak kabul edilmekle birlikte, bazı fiillerde 15
yaş esas alınmaktadır. (Madde 182 ve 435).
Evlat edinme ile ilgili yasal düzenlemeler Türk Medeni
Kanunu’nun 235 – 258inci Maddelerinde ele alınmaktadır.
Evlat edinme kişilerin karşılıklı rızası ile ve Sulh
Hukuk Mahkemesinin izin kararıyla gerçekleşmektedir.
Ancak, bazen yeni doğan bebekler evlat edinmek amacıyla
hastaneden kaçırılmakta, bazen de sosyo-ekonomik düzeyi
düşük olan çok çocuklu aileler doğumdan sonra çocuklarını
satmaya çalışmaktadır.
Çocuk kaçırma, satma ve çocuk ticareti konusunda Türkiye’de
yürürlükte bulunan yasal düzenlemeler ÇHS’ye uygundur.
Türkiye iyileştirilmesi gereken hususları değerlendirmektedir.
8.4. Azınlık Gurplarına Mensup Çocuklar
(Madde 30)
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 24üncü Maddesi vicdan,
dini inanç ve kanaat özgürlüğünü güvence altına almaktadır.
Bu hüküm hem 1923 Lozan Anlaşması’na hem de ÇHS’ye
uygundur.
Lozan Anlaşması’nda azınlıkların hakları ile ilgili
aşağıda belirtilen hükümler bulunmaktadır (madde 34-37)
(Lozan Anlaşması’na göre, Türkiye’deki azınlıklar
Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerdir):
Lozan Anlaşması’nın 38inci Maddesinde “Türkiye’de
ikamet eden herkes her türlü itikat, dini inanç veya
inancını, alenen veya özel birşekilde serbestçe uygulama
hakkına sahiptir; bu durum kamu düzenine ve ahlaki
değerlere aykırı değildir.” ifadesi yer almaktadır.
Lozan Anlaşması’nın 40ıncı Maddesine göre, Müslüman
olmayan azınlıklar, masrafları kendileri tarafından
karşılanmak koşuluyla, serbestçe kendi dillerini kullanma
ve kendi dinlerini uygulama hakkı ile, yardım derneği,
dini veya sosyal kurum, okul, başka eğitim ve öğretim
kurumu açma, yönetme denetleme konusunda eşit haklara
sahiptir.
Resmi öğretim konusunda, Türkiye Müslüman olmayan
vatandaşların büyük bir bölümünün yaşadığı il ve ilçelerde
ilkokullardaki çocukların kendi dillerinde eğitim
görmelerini sağlamak için yeterli olanakları sağlamayı
taahhüt etmiştir.
Türkiye ÇHS’nin 30uncu Maddesini Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının ve Lozan Anlaşması’nın ruhuna uygun olarak
yorumlama hakkını saklı tutarak, bu Maddeye çekince
koymuştur
|