ARŞİV
 
 

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına
Dair Sözleşme
Ulusal İlk Rapor
Türkiye-1999
Ankara

Önsöz

Türkiye:Profil

Giriş

1.Genel Uygulama Önlemleri

2.Çocuk Tanımı

3.Genel İlkeler

4.Medeni Hak Ve Özgürlükler

5.Aile Ortamı Ve Alternatif Bakım

6.Çocukların Temel Sağlık Ve Refahı

7.Eğitim, Boş Zaman Ve Kültürel Etkinlikler

8.Özel Koruma Önlemleri

 

6.ÇOCUKLARIN TEMEL SAĞLIĞI VE REFAHI

1. Yaşam Standartları (Madde 27, paragraf 1-3)

Çocukların bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimine olanak sağlayacak yeterli yaşam standardını sunabilmek için, sağlık bakım çabaları ile birlikte bilgilendirici programlar da düzenlenmektedir. Bu programlar özürlüleri eğitmeyi ve özürlü olmanın risklerini azaltmayı da amaçlamaktadır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü Türkiye’nin heryerine yayılmış il müdürlükleri aracılığıyla bu alanda aktiftir.
Yaşam standardı ile ilgili Anayasal hükümler aşağıda belirtildiği gibidir:
Madde 17(1): “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
Madde 41(2): “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli önlemleri alır, teşkilatı kurar.”
Madde 49(2): “Devlet çalışanların yaşam standardını yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye uygun ekonomik koşulları yaratmak için gerekli önlemleri alır.”
Madde 59(1): Devlet her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek önlemleri alır, …”
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, yoksullukla mücadele kapsamında, Aynî ve Nakdî Sosyal Yardım Yönetmeliği ile, temel gereksinimlerini karşılayamayan kişilere mali yardım sağlamaktadır. Sosyal hizmet görevlileri yardıma muhtaç olanları tesbit edebilmek için gerekli araştırmayı yaparlar. Yoksulluk içinde yaşayanlara nakdi ve aynî yardım (yiyecek, giyecek, ilaç, tıbbi araçlar, yakıt, vb) sağlanır. Nakdi yardım bu tür kişilere 6 ay, 1 yıl veya 2 yıl süreyle aylık olarak dağıtılır. Yukarıda anılan yönetmeliğe göre, aylık sosyal yardım tutarı en yüksek devlet memurunun, ikramiye tutarı da dahil olmak üzere, maaşının yüzde 20’sine eşittir.

2.Hayatta Kalma ve Gelişme (Madde 6, paragraf 2)
Çocuklar nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduğu için, genel sağlık sistemi içinde, çocuğun yaş grubunun özel bir önemi vardır.
1993 yılı nüfus sayımı ve Türkiye sağlık araştırması sonuçlarına göre, kadınların ortalama evlenme yaşı 18’dir. Kadınların yalnızca 62.8’I doğum kontrol yöntemlerini uygulamaktadır. Toplam doğurganlık oranı 2.7 ve doğum oranı yüzde 0.23’dür. (Toplam doğurganlık oranında nüfusun tamamı ve doğum oranında 15-49 yaş grubu dikkate alınmıştır).
Araştırma bulgularına göre, bir yaşını doldurmadan ölen çocuk sayısının yüksek olduğu kırsal kesimde bebek ölüm oranı, kentlerdeki orandan yaklaşık üçte bir oranında daha fazladır. Kırsal kesimde yaşayan çocukların dörtte birinin solunum yolu enfeksiyonuna yakalanma olasılığı kentlerdeki çocuklardan daha yüksektir.
Her yıl yaklaşık 1,358,000 canlı doğumdan yalnızca yüzde 59.6’sı sağlık kurumlarında gerçekleşmektedir.
Araştırmalar bebek ölüm oranında hızlı bir düşüş eğilimi göstermekle birlikte, henüz istenen düzeye ulaşılamamıştır. Yukarıda anılan 1993 yılı araştırma sonuçlarına göre, ortalama bebek ölüm oranı her bin canlı doğumda 52.6 olup, bu rakamın bazı bölgelerde binde 60’a yükseldiği görülmektedir. Bebek ölümlerinin binde 29.2’si genellikle doğumdan sonraki ilk dört hafta ve binde 60.9’u ilk beş yıl içinde meydana gelmektedir. Bu ölümlerin yüzde 86’sının bir yaşından önce meydana geldiği unutulmamalıdır. Bebek ölüm vakalarının yaklaşık yüzde 60ı önlenebilir hastalıklara atfedilmektedir. Çocukları yaşatmak ve sağlıklarını korumak için uygulanan özel-amaçlı sağlık programlarının yoğunluğuna rağmen, sistem ve altyapı yetersizlikleri ve personel değişiminden kaynaklanan sorunlar istenen sonuçların elde edilmesini engellemektedir. Halihazırda, 12-23 aylık gruptaki tüm çocukların yüzde 64.7’si yaygınlaştırılmış aşılama programı kapsamında aşılanmıştır; ancak bu oran ülkenin doğusunda yüzde 40.6’ya düşmektedir. Bu rakamlar, hala çok sayıda bebeğin önlenebilir hastalıklardan korunamadığını göstermektedir. Bebek ölümlerinin diğer iki önemli nedeni ise akut solunum yolu enfeksiyonu ve ishaldir.
Kamu sektörünün toplam sabit yatırımları içinde sağlık yatırımlarının payı 1995 yılında yüzde 3.3 olmuştur.

3.Özürlü Çocuklar (Madde 23)
Temel Milli Eğitim Kanunu’nun 8/IIIüncü maddesine göre, özel eğitime ihtiyacı olan çocuklara eğitim ve öğretim verme görevi, “özel eğitime ve korunmaya ihtiyacı olan çocukları eğitmek için özel önlemler alınır” ifadesiyle Milli Eğitim Bakanlığına verilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilatı ve Görevlerine ilişkin 3797 sayılı Kanunda öngörülen Özel Eğitim, Rehberlik ve Danışmanlık Hizmetleri Biriminin görevleri aşağıda belirtilmiştir:
a.Özel eğitim okullarında ve sınıflarında, rehberlik ve araştırma merkezlerinde, meslek okullarında, mesleki eğitim merkezlerinde, diğer okullarda ve eğitim kurumlarında kullanılan eğitim yöntemleriyle ilgili tüm görevleri yerine getirmek ve hizmetleri temin etmek;
b.Okullar ve eğitim kurumları tarafından kullanılan eğitim ve öğretim programlarını, ders kitaplarını ve diğer eğitsel malzemeleri hazırlamak.
Ülke çapında özel eğitim ve rehberlik hizmetlerine duyulan gereksinimin artması sonucunda, bu hizmetlerin daha etkin ve yaygın biçimde temin edilmesini sağlamak için, 1983 yılında Özel Eğitimeİhtiyacı Olan Çocuklarla ilgili 2926 Sayılı Kanun yürürlüğe konmuştur.
Bu Kanunun 13 yıllık uygulanması değerlendirildiğinde, özel eğitim alanında yapısal değişikliklere ihtiyaç duyulduğu belirlenmiştir.
Özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin, ailelerinin ve eğitmenlerinin karşılaştığı sorunların üstesinden gelmek amacıyla, özel eğitime ihtiyacı olanlara verilen eğitimin mevcut durumu ile bu alandaki son gelişmeler ve başarılı uygulamalar göz önünde bulundurularak yeni bir mevzuat hazırlanmıştır. Kamu yatırımları ile özel yatırımlar ve uygulamalar için olası bir rehber niteliğinde olan, Özel Eğitimle ilgili 573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname 6 Haziran 1997 tarihinde kanunlaştırılmış ve 2926 Sayılı Kanun geçerliliğini yitirmiştir.
Özel Eğitimleİlgili Kanun Hükmündeki yeni Kararname mevcut uygulamalarda karşılaşılan sorunların çözümünü ve mevcut kaynakların daha akılcı biçimde kullanımını kolaylaştırmıştır.
Özel Sınıflar
Özel Eğitim Kurumları ile ilgili 625 Sayılı Kanun kapsamında, kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra, gerçek kişiler ve tüzel kişiler de özel eğitime ihtiyacı olan çocuklar için özel eğitim okulları ve sınıfları kurabilirler. Federasyonlar, dernekler ve özel eğitim merkezleri tarafından yürütülen faaliyetlerle bu kişilere sunulan eğitim hizmetleri çeşitlendirilmiştir. Özel eğitime ihtiyacı olanların kesin sayısını belirlemek için Devletİstatistik Enstitüsü tarafından bir çalışma başlatılmıştır.
625 Sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanunu’nda öngörülen özel sınıflarla ilgili belli başlı maddelerin içeriği aşağıda yer almaktadır:
Madde 71 – Özel eğitime ihtiyacı olan, resmi ve özel ilk ve orta öğretim okullarında ve özel eğitim kurumlarında uygulanan okul programından yeterince yararlanamayan çocuklar için, bu çocukların yetenekleri, ilgi alanları, yetersizlikleri ve kabiliyetleri göz önünde bulundurularak hazırlanmış programlardan yararlanılarak, aşağıda belirtilen türde özel sınıflar kurulabilir:
a.Görme engelli ve görme özürlü öğrenciler için sınıflar
b.İşitme engelli ve işitme sorunu olan öğrenciler için sınıflar
c.Yarı-özel sınıflar
d.Üst özel sınıflar
e.Üstün zekalı çocuklar için sınıflar.
Kısmen görme-özürlü ve işitme-engelli çocuklar özel eğitim veren okullara ve diğer okullara kabul edilirler, kör veya sağır olan ve çalışmalarında üstün yetenek sergileyen çocuklar normal okullardaki sınıflara yerleştirilebilir.
Özel Sınıfların Kurulması
Madde 72 – Özel sınıf açılabilmesi için aynışekilde özürlü en az 10 öğrenci gereklidir. Öğrenci sayısı 10’dan az olduğunda, bu öğrenciler durumlarına ve kısıtlayıcı özelliklerine bağlı olarak eğitim programındaki bazı derslerden muaf tutulurlar.

Ek Sınıflar

Madde 74 – Resmi ve özel ilkokullarda, ortaokullarda, liselerde ve özel okullarda özel eğitime ihtiyacı olan değişik özürlü gruplardan öğrenciler olduğunda, ek sınıf açılamaz, bu öğrenciler normal sınıflara yerleştirilir ve eğitimlerini destekleyecek ek sınıflara gönderilirler.
Gezici Öğretim
Madde 75 – Sınırlı sayıda özürlü öğrencinin bulunduğu ve özel sınıfların açılamadığı yerlerde gezici-öğretim sistemi kurulacaktır.
Bir veya birden fazla özürlü gruba eğitim vermek üzere eğitilmiş özel öğretmenler özel sınıflarda, yardımcı dersliklerde ve gezici eğitim programlarında görevlendirilebilirler.
İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 12nci Maddesi, “Zorunlu ilköğretim yaşında olan, ancak zihinsel, bedensel, psikolojik veya sosyal açıdan engelli olan çocukların özel eğitim ve öğretim görmesi hükme bağlanmıştır”şeklinde bir hüküm içermektedir.
3308 Sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu’nun 39uncu Maddesine göre, “Milli Eğitim Bakanlığı özel eğitime ihtiyacı olanları iş yaşamındaki mesleklere hazırlamak için özel mesleki kurslar düzenler. Bu kursların hazırlanmasında bu kişilerin ilgi alanları, ihtiyaçları ve yetenekleri göz önünde bulundurulur. Bu kurslara katılanlar Bu Kanunun çıraklara ve öğrencilere tanıdığı haklardan yararlanırlar.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu özürlülerle ilgili aşağıdaki hükümleri içermektedir:
Madde 3/c – “Sosyal hizmet programları uygulanırken, korunmaya muhtaç çocuklara, muhtaç durumdaki özürlülere ve muhtaç durumdaki yaşlılara öncelik verilmelidir.”
Madde 4/1 – “Muhtaç durumda olanların, özürlülerin ve yaşlıların yaşamlarını sağlık, huzur ve güven içinde sürdürmelerini sağlamak; ihtiyacı olan özürlülere bakım ve rehabilitasyon hizmetleri sunmak; toplumda kendi kendine yeterli kişiler haline gelmelerini sağlamak ve tedavisi mümkün olmayanlara sürekli bakım hizmeti sağlamak için her türlü önlem alınmalıdır.”
Madde 9 – “Günlük sosyal hizmet kurumu olarak tanımlanan Aile Danışmanlık ve Rehabilitasyon Merkezi aile içi uyumu desteklemek, özürlü çocukları okul eğitimine hazırlamak, kendi kendine yeterli ve muktedir duruma getirebilmek için, ailelere ve özürlü çocuklara hizmet verir.”
Madde 9/b – “Vakfın görevi 4üncü Maddede belirtilen ilkelere uygun olarak, korunmaya, bakıma veya yardıma ihtiyacı olan çocukları, özürlüleri ve yaşlıları tesbit etmek, bu kişilerin korunmasını, bakımını, gelişmesini ve rehabilitasyonunu sağlamak için gerekli hizmetleri vermek ve 3üncü Maddede tanımlanan sosyal hizmet kurumlarını kurmak ve işletmektir.”
Madde 25 – “Korunmaya muhtaç okul çağındaki çocukların eğitim ve öğretimi Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda ve diğer devlet kurumlarında tamamlanır.”
Çeşitli nedenlerle okula devam edemeyen çocuklar devlete veya özelşahıslara ait işyerlerinde çalıştırılır, ücret ve eğitim alırlar. Buşekilde çalıştırılan çocukların yönetim tarafından belirlenen ücretlerinin bir kısmı cep harçlığı olarak ödenir. Ücretin geri kalan kısmı bir sonraki ayın ilk 10 günü içinde, ulusal bir bankada açılan hesaba çocuk adına yatırılır. Ücretin başlangıç tarihi ve tutarı yönetim ile işveren arasında yerel standartlara ve mevcut değerlere uygun olarak belirlenir. Bu konuyla ilgili ilkeler bir yönetmelikle belirlenir.
Kör, sağır, dilsiz, fiziksel özürlü, zihinsel veya psikolojik bozukluğu olan çocukların veya benzer bir kurumda olup, özel eğitim ve korunmaya ihtiyacı olan çocukların eğitim ve öğretimleri Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan okullarda tamamlanır.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Yer Belirleme,İnceleme, Bakım ve Rehabilitasyon Yönetmeliği aşağıdaki hükümleri içermektedir:
Madde 1 – Bu Yönetmeliğin amacı özürlü olmaları nedeniyle alışılmış günlük faaliyetlerle başa çıkamayan kişilerin yerlerinin belirlenmesi, incelenmesi, kurumsal bakımı, kendilerine evde yardım edilmesi ve rehabilitasyonu ile ilgili kural koymak, temin edilecek hizmetlerin niteliğini, personelin görev ve sorumluluklarını belirlemektir.
Madde 4 – Rehabilitasyon merkezlerince sunulan rekreasyon ve danışmanlık gibi hizmetler görme özürlü, spastik, ortopedik özürlü, işitme engelli ve zeka özürlüler için evde destek olanakları olarak sunulur.
Madde 5 – Engelli kişilerin yerinin belirlenmesinden, yardım edilmesinden, bakımından ve eğitiminden il müdürlükleri sorumlu tutulmuştur.
Bu kişileri rapor etme sorumluluğu yerel idari görevlilere, sağlık kurumlarına, köy muhtarlarına, genel kolluk kuvvetlerine ve belediye zabıta memurlarına aittir.
Diğer kamu organları ve kuruluşları, vatandaşlar ve engellilerin akrabaları da bu tür kişileri rapor edebilirler.
Zaruri Tıbbi Hizmetler Kanunu Sağlık Bakanlığını koruyucu sağlık hizmetlerini temin etmekle görevlendirmiştir. Hastanelere gönderilen bir genelge ile, özürlülerin bu tesisleri kullanabilmelerini sağlamak için hastanelerde tadilat yapılması istenmiştir. Özel Hastanelere ilişkin Yönetmelikte yapılan bir değişiklikle rampa inşa edilmesi özel hastaneler için de zorunlu hale getirilmiştir. Hastane ve kliniklerde engellilere öncelik tanınması için yeni bir yönetmelik hazırlanmış olup, bu kişiler için kimlik kartı hazırlama çalışmaları başlamıştır.
Özellikle özürlüleri ilgilendiren, Sağlık Heyeti Raporlarının standartlaştırılmasına ilişkin bir yönetmeliğin hazırlanması son aşamaya ulaşmıştır.
Özürlü kişilerin demografik, sosyal, eğitsel ve kültürel durumlarının Devletİstatistik Enstitüsünce belirlenmesi için, özürlülerin profilini çıkarmak üzere kullanılacak soru formunun hazırlanması çalışmaları Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün katkılarıyla devam etmektedir.
Sağlık Bakanlığı, (doğumdan başlayarak) 0-6 yaş grubundaki çocukların özürlü olup olmadığını belirlemek, özürlü çocukların tedavisini ve rehabilitasyonunu gerçekleştirmek ve ailelerine rehberlik eğitimi vermek için bir derneğin işbirliği ile “Erken Müdahale Merkezi” açmıştır. Elde edilen sonuçlara göre bu faaliyet tüm ülkeye yaygınlaştırılacaktır.
Türkiye’de yürürlükteki mevzuat incelendiğinde, kanun, yönetmelik, yönerge ve genelgelerin özel bakıma ihtiyacı olan bireylerin haklarının korunmasına dayanak oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Ancak, eğitim konseyi ve komitelerinin raporlarında, sunulan hizmetlerin sistematik ve yeterli olmadığı belirtilmektedir. Esasen, bazı alanlarda yeterinden fazla düzenleme olduğu göze çarparken, ayırımcılığın ortadan kaldırılması, engellilerin ailelerinin ihtiyaçlarının karşılanması, aile, yaygın eğitim ve gözetim gibi diğer bazı alanlarda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Özel bakıma ve eğitime ihtiyacı olan çocukların sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte, dünyadaki oranlara dayalı tahminler mevcuttur. Ülke genelinde okul dağılımı dengeli değildir, ancak yatılı okul oranı yüksektir.
Türkiye’de engelli çocukların çoğu yatılı okullarda eğitim görmektedir. Bu eğitim sistemi engelli çocukları toplumdan ayırmakta, iletişim ve toplumsal becerilerini geliştirmelerini engellemektedir.
Özel bakıma ve eğitime ihtiyacı olan çocuklar için, mevcut düzenlemeler erken teşhis, eğitsel teşhis, önleme, yerleştirme, eğitim ortamı, eğitim yöntemleri, personel ve teknoloji açısından yetersizdir.
3308 Sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu’nun 39uncu Maddesi, iş hayatı için gerekli olan ve özel ihtiyaçları olan bireyin ilgi alanını, gereksinimlerini ve yeteneklerini dikkate alan meslek kursları düzenlenmesine ilişkin hükümler içermektedir. Bu kanuna göre çeşitli kurslar düzenlenmekte ve okullarda mesleki danışmanlık hizmeti verilmektedir.
Kamu personelinin veya “Bağ-Kur” kapsamında (Serbest Çalışanlar Emekli Sandığı) çalışanların özel eğitime ihtiyacı olan çocuklarına bazı maddi yardımlar sağlanmaktadır. Bununla birlikte, bu iki sosyal güvenlik sistemi kapsamında olmayan çalışanlar bu haklardan yararlanamamaktadır.
Özel bakıma ve eğitime ihtiyacı olan çocuklara Milli Eğitim Bakanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne bağlı ihtisas merkezlerinde bakım ve eğitim sunulmaktadır. Bu çocuklar Sağlık Bakanlığına bağlı merkezlerde tedavi görmektedir.
Özel eğitim okullarının ve kurumlarının Türkiye genelinde dağılımı aşağıda belirtildiği gibidir:İç Anadolu Bölgesi’nde yüzde 24, Marmara Bölgesi’nde yüzde 22, Karadeniz Bölgesi’nde yüzde 16, Ege Bölgesi’nde yüzde 14, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 9, Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 8 ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 5.
Özel Eğitim Kurumlarına ilişkin 625 Sayılı Kanunu’nda yer alan ilkelere göre, özel bakıma ve eğitime ihtiyacı olan çocukların eğitimi için devlet kurumları ve vakıflar dışında gerçek ve tüzel kişiler de özel okul veya sınıf kurabilmektedir.
6.3.1. Görme Özürlü Çocukların Eğitimi
Tümüyle kör olanlar veya az görenler için 11 özel ilkokul ve 5 özel eğitim sınıfı mevcuttur. Bu kişiler her türlü eğitimi kapsayan okullara da devam edebilirler. Her türden eğitim kurumuna devam eden görme özürlü çocukların sayısı 1427’dir.
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim kurumlarına devam edemeyenler için okuma yazma ve meslek edinme kursları düzenler. Her türlü basılı yayın ve eğitim malzemesi görme özürlüler için kurulmuş olan Braille Basımevi ve Akşam Sanat Okulun’da üretilmektedir. Ayrıca, ortaöğretim ders kitapları ses bantlarına kaydedilerek çoğaltılmış ve görme özürlü öğrencilere dağıtılmıştır. Görme özürlü öğrencilerin matematik ve sosyal bilimler dersleri için gerekli eğitim malzemeleri, Eğitim Malzemeleri Üretim Merkezi tarafından üretilmekte ve dağıtılmaktadır.
6.3.2.İşitme Engelli Çocukların Eğitimi
Sağır veya işitme sorunu olan öğrenciler için 47 özel ilköğretim okulu ve 61 özel eğitim sınıfı vardır. Özel okullara ve her türlü eğitimi kapsayan okullara devam eden işitme engelli öğrenci sayısı 7630’dur.
İşitme engelli yetişkinler için Milli Eğitim Bakanlığınca okuma yazma ve meslek kursları düzenlenmektedir.İşaret dilinin kullanılmasında yerel farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir işaret dili kılavuzu hazırlanmıştır.
Her türlü eğitimi kapsayan mevcut uygulamaların kalitesini artırmak için sekiz ilde işitme engelliler için Mullet-programları uygulayan liseler kurulmuştur. Bu okullara devam eden öğrenciler kültürel dersleri kendi okullarında mesleki dersleri ise civardaki Meslek Yüksek Okullarında almaktadırlar.Öğretmenler için telsiz kulaklık kullanımı konusunda kurslar düzenlenmektedir.
Doğal-sözlü-işitsel yöntemin etkinliğini değerlendirmek amacıyla bir çalışma yapılmaktadır.
6.3.3. Zihinsel Özürlü Çocukların Eğitimi
Orta veşiddetli derecede zihinsel özürlü öğrenciler için yedi özel ilköğretim okulu, 40 Meslek Eğitim Merkezi, 55 Eğitim ve Uygulama Okulu ve üç Bağımsız Meslek Eğitim Merkezi mevcuttur. Bunlara ek olarak, 630 özel eğitim sınıfı vardır. Zihinsel özürlü öğrenciler her türlü eğitimi kapsayan okullara da devam edebilmektedir. Bu kurumlarda eğitim gören zihinsel özürlü öğrencilerin toplam sayısı 20 bindir.
Zihinsel özürlü yetişkinler, örgün eğitim almış olup olmadıklarına bakılmadan, meslek eğitim merkezlerine devam edebilmektedir.
6.3.4. Fiziksel Özürlü Çocukların Eğitimi
Ortopedik özürlü 600 öğrenci dört özel ilköğretim okuluna, dört meslek yüksek okuluna ve kapsamlı eğitim veren okullara devam etmektedir. Ortopedik özürlü öğrencilerin okul binalarına ve kamu tesislerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla, mimari tadilatlarla ilgili çalışmalar devam etmektedir.
6.3.5. Kronik Hastalığı olan ve Hastanede Yatan Çocukların Eğitimi
Kronik hastalıkları nedeniyle özel eğitime ihtiyacı olan çocuklar için hastanelerde 26 ilkokul kurulmuştur.
6.3.6. Konuşma Zorluğu Olan Çocukların Eğitimi
Lisan ve konuşma zorluğu olan çocuklar özel eğitimleri için gerekli önlemler alındıktan sonra kapsamlı eğitim veren okullara devam etmektedir. Normal okullara devam edemeyenlere rehberlik ve araştırma merkezlerinde tedavi edici ve destekleyici eğitim hizmetleri sunulmaktadır. Lisan ve konuşma zorluğu olan ve kapsamlı eğitim veren okullara devam eden öğrenci sayısı 8300’dür.
6.3.7. Uyum Sorunu Olan Çocukların Eğitimi
Sağlıklı sosyal ilişki kurma ve sürdürme konusunda zorluk çeken ve çeşitli nedenlerle uyum sorunu olan çocuklara eğitim hizmetleri sunmak için araştırmalar yapılmaktadır.
6.3.8. Aile Eğitimi
Bu tür faaliyetleri yöneten herhangi bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, özel eğitim hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olan aile eğitimi okul rehberlik olanakları ile rehberlik ve danışma merkezleri aracılığıyla sürdürülmektedir.
6.3.9. Rehberlik Çalışması
Türkiye’de 80 ilde 540 rehber öğretmenin görev yaptığı 96 rehberlik ve araştırma merkezi vardır.
Özel eğitime ihtiyacı olan çocukların yerleştirilmesi, seçilmesi ve incelenmesi konusunda karar verilmesi, gönderilecekleri kurumların belirlenmesi, ruhsal, duygusal ve sosyal nedenlerle bulundukları ortama uyum sağlayamayan çocukların durumunu düzeltmek için özel tedavi hizmetlerinin yönetimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında rehberlik desteğinin planlanması ve okullar tarafından rapor edilen vakaların incelenmesi, Özel Eğitimeİhtiyacı Olan Çocuklarla ilgili 2916 Sayılı Kanun çerçevesinde rehberlik ve araştırma merkezlerinin görevleri arasındadır.
Engelliler için Sağlık Bakanlığınca çeşitli faaliyetler yürütülmekte olup, özürlülere yönelik çalışmaların eşgüdümü ve yüksek kaliteli sağlık hizmeti temini için 17 Mayıs 1997’de Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde bir daire kurulmuştur.
Özürlüler için tasarlanan faaliyetler koruyucu, tedavi edici ve rehabilitasyona yönelik faaliyetlerşeklinde sınıflandırılabilir. Bu faaliyetlerden bir bölümü aşağıda listelenmiştir:
- Kazalar sonucunda meydana gelebilecek ölüm ve sakatlanma olaylarını en aza indirgemek için bir acil yardım ve yeniden canlandırma servisi kurulmaktadır.
- Zihinsel bozuklukları engellemesi tasarlanan, Çocukların Psikososyal Gelişiminin Desteklenmesi projesi kapsamında hemşire ve ebe eğitimi devam etmektedir. Bu projenin hedef grupları 0-6 yaş grubundaki çocuklar ve bebek bekleyen annelerdir.
- Genetik bozuklukları engellemek amacıyla aile hekimliği uzmanları tarafından verilecek evlilik öncesi eğitim ve genetik danışmanlık hizmetleri için pilot faaliyetler devam etmektedir.
- Ana ve çocuk sağlığı ve aile planlama merkezleri, anne ve çocuk sağlığı ile hamile kadınlarla bebeklerin beslenmesi açısından çok sayıda doğumun tehlikelerini ve risklerini açıklamak için halka yönelik eğitim programları kapsamında ülke çapında yoğun bir bilgilendirme kampanyası başlatmışlardır. Bu programlar 1996 yılında 32,162,802 kişiye ulaşmıştır.
- Sağlık Bakanlığı bünyesinde faaliyette bulunan hastaneler ve rehabilitasyon merkezleri tarafından sunulan hizmetlere ek olarak, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu engellileri engellerinin niteliğine ve yaşa göre sınıflandırmakta ve bu kişilere Türkiye’nin pek çok yerinde bulunan gözetim ve gündüz bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde rehabilitasyon desteği sağlamaktadır.
6.3.10. Mesleki Rehabilitasyon veİş Bulma Hizmetleri
Anayasa, 573 Sayılı Kanun, Özel Eğitimle ilgili Kanun Hükmünde Kararname, 3308 Sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu, 1475 Sayılıİş Kanunu, Engellilerinİşe Yerleştirilmesine ilişkin Yönetmelikler ve 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kanunu özürlü kişilerin rehabilitasyonu ve işe yerleştirilmesi ile ilgili bazı hükümler içermektedir.
Anayasa’da Devletin, özürlü kişileri sosyal ve mesleki faaliyetlerinde koruyacağı belirtilmektedir.
Diğer bazı kanunlarda, eldeki kaynaklar oranında özürlü kişilerin çalıştırılması öngörülmektedir.
1475 Sayılıİş Kanunu çerçevesinde yayınlanan yönetmelikte, istihdam danışmanlığı, mesleki yönlendirme ve rehabilitasyon görevlerininİş veİş Bulma Kurumu tarafından yerine getirilebileceği belirtilmektedir. Bu karara uymayan işverenlerden tahsil edilen para cezalarıİş Bulma Kurumu fonunda biriktirilmekte ve özürlü çocukların rehabilitasyonunda kullanılmaktadır.
Özürlülerin durumlarını değerlendirme ve ihtiyacı olanlara etkin bir danışmanlık hizmeti sunma görevlerinin daha iyi yerine getirilmesini sağlamak için, çeşitli bakanlıklarca sunulan mesleki rehabilitasyon hizmetlerinin birleştirilmesi önerilmektedir.
Devletin, Devlet Memurları Kanunu veİş Kanunu kapsamında olmayan özürlü çocuklara kulaklık ve diğer tıbbi cihazları temin etmesini sağlamak için ilgili yasalarda değişiklikler yapılmıştır.
1.Sağlık Hizmetlerinin Hukuki Dayanağı (Madde 24)
Anayasa’nın 56ncı Maddesi aşağıdaki hükmü içermektedir:
“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak hakkına sahiptir.
Doğal çevreyi geliştirmek ve çevre kirliliğini önlemek Devletin ve vatandaşların görevidir.
Devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; tasarruf ve verimi artırarak insan ve malzeme kaynaklarında işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık hizmetlerinin tek elden planlanmasını ve hizmet vermesini düzenler.”
Anayasanın 41(2)nci Maddesi, “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli önlemleri alır, teşkilatları kurar” hükmünü içermektedir.
Zaruri Sağlık Hizmetleri Kanunu’nun 3üncü Maddesinin (j) paragrafına göre, “Vatandaşların hastalıklardan korunma, sağlıklı çevre, beslenme, ana-çocuk sağlığı, aile planlaması ve diğer konularda eğitilmesi devlet kurumu olarak kabul edilen profesyonel kuruluşlarla özel ve gönüllü kuruluşların işbirliği ile gerçekleştirilir”
Yukarıda anılan Kanun’un 13üncü Maddesine göre, Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü’nün başlıca görevleri aşağıda belirtildiği gibidir:
a) Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlama servislerinin amaçlarını belirlemek, bu amaçlara uygun olarak plan ve program hazırlamak ve bu planları uygulamak;
b) Anne ve çocuğun bedensel ve ruhsal sağlığını koruyacak hizmetler sunmak.
Bölgelerde Sağlık Hizmeti Temin Edilmesine ilişkin Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmış olan 154 Sayılı Alt-Yönetmelik anne ve çocuk bakımı ve aile planlaması konularını kapsamaktadır. Bu Alt-Yönetmeliğin ilgili hükümleri aşağıda belirtildiği gibidir:
“Hamile kadınlara, doğum yapmış kadınlara ve emziren annelere çocuk bakımı ve kendi sağlıklarının korunması konusunda gerekli bilgiler verilmelidir.
Hamile kadınlara bebeklerinin doğumunda en uygun olanakların sağlanması için önlemler alınır.
Anne ve bebekler doğumdan sonra izlenir ve muayene edilir.
Çocukların sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişimlerinin sağlanması için gerekli önlemler alınır.
Hamile kadınlar doğum öncesi ve doğum sonrası dönemlerde sağlık bakım hizmetlerinden yararlanırlar.İzleme kontrolları yeni doğan bebeklerin bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı biçimde büyümelerini sağlar.”
Genel Sağlık Koruma Kanunu’nun 1inci Maddesinde, “Ülkede sağlık koşullarının geliştirilmesi, hastalıklarla ve toplumun sağlığını tehdit eden diğer zararlı etkenlerle mücadele edilmesi, gelecek nesillerin sağlıklı olmasının sağlanması ve vatandaşlara tıbbi ve sosyal yardım sağlanması Devletin genel sağlık hizmetlerini oluşturur” hükmü yer almaktadır. 3üncü Maddede “Doğumdan sonra anne sağlığının korunması, çocukların ve gençlerin sağlığını koruyacak önlemlerin alınması ve çocukların korunması ile ilgili diğer tüm hizmetlerin temin edilmesi gibi hizmetler doğrudan Sağlık Bakanlığı tarafından yerine getirilir” denilmektedir. 151inci Maddede, “Sağlık Bakanlığı çocukların korunması ve çocuk ölüm oranlarının azaltılması için gerekli kurumları kurar ve yönetir ve halkın çocuk sağlığının korunmasının yararlarını öğrenmesine yardımcı olacak önlemleri alır” ifadesi yer almaktadır.
Sağlık hizmetleri ile ilgili Türk mevzuatı ÇHS’nin gereklerine uygundur.
Anayasa’nın 56ncı Maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak hakkına sahip olduğu vurgulanmaktadır. 1984 yılında, sağlık hizmetlerini yaygınlaştırma faaliyetleri tüm illeri kapsamıştır. Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda, genel sağlık düzeyini yükseltmek için herkese eşit, sürekli ve etkin biçimde hizmet verilmesi temel ilke olarak kabul edilmiştir. Sağlıkla ilgili devlet harcamaları GSMH’nin yaklaşık yüzde 3.75’ini oluşturmaktadır.
Doğum öncesinde sağlık muayenesinden geçen hamile kadınların oranı artmaktadır. Etkin doğum kontrol yöntemi kullananların oranı Anadolu’nun doğu ve kuzey bölgelerinde batı bölgelerinde olduğundan daha düşüktür. Kadınların eğitim düzeyi ile sağlık kurumlarını veya doğum kontrol yöntemlerini kullanma arasında güçlü bir bağlantı olduğu belirlenmiştir.
Halihazırda uygulanmakta olan sağlık sisteminde, tüm hamile kadınlar anne ve çocuk bakım hizmetlerinden yararlanabilmektedir. Hamilelik döneminde sağlık bakım hizmetlerinden yararlanan hamile kadınların oranının yalnızca yüzde 63 olduğu belirlenmiştir.
1983-1988 arasında binde 81.5 olan bebek ölüm oranı 1993 yılında binde 52.6’ya düşmüştür. Bebek ölümlerinin büyük bir bölümü birinci yılda meydana gelmektedir. Türkiye’de 5 yaşını doldurmamış çocuklarda ölüm oranı binde 60.9’dur.
1.Sağlık Hizmetlerinin Uygulanması
Türkiye’de 1985 yılında başlatılan yaygın aşılama programı, birinci kademe sağlık kurumlarının yakın işbirliğiyle, sağlık merkezleriyle, sağlık yurtlarıyla, ana ve çocuk bakım merkezleriyle ve aile planlama birimleriyle birleştirilmiştir. 1994 yılı ortasında, yeni doğan bebeklerde tetanozu yok etme programı başlatılmış, bunu 1995 yılında başlatılan ve hedef nüfusun yüzde 85’ine ulaşılan çocuk felcini yok etme programı izlemiştir.
Diyare hastalığının denetim altına alınması için tasarlanan program 1986 yılında uygulamaya konmuştur. Diyare vakalarını ve vücutta suyun azalmasına bağlı ölümleri önlemek için bu programda oral rehidrasyon terapisi uygulanmıştır. Bu tedavi yöntemini kullanma oranı 1988’de yüzde 44 iken, 1993 yılında yüzde 57 olmuştur. Oral rehidrasyon tuz paketleri Sağlık Bakanlığınca imalatçılardan satın alınarak hastalara ücretsiz dağıtılmaktadır.
Akut solunum yolu enfeksiyonlarını ve zatürre hastalığını azaltmak için ücretsiz ilaç dağıtımı, Sağlık Bakanlığı denetimindeki tüm sağlık kuruluşlarında etkin biçimde uygulanmaktadır.
“Anne Sütüyle Beslemede Başarının On Adımı” başlıklı WHO/UNICEF ortak bildirisinde yer alan ilkelere uygun olarak bebeklerin anne sütüyle beslenmesinin desteklenmesi ve bebek-dostu hastanelerin yaygınlaştırılması için uygulanan programlar vardır. Bu faaliyeti destekleme çabasıyla, anne sütü ile beslenmenin kolay erişilebilir bu tür yöntemlerle engellenmemesi için, doğum koğuşlarında ücretsiz veya düşük fiyatla bebek maması dağıtımını yasaklamak üzere bebek maması imalatçılarıyla bir protokol imzalanmıştır.
İyot eksikliğine bağlı hastalıkları önlemek için, Türkiye’de 1953 yılından bu yana iyotlu tuz üretilmektedir.İyotlu tuzun daha fazla kullanılmasını desteklemek için, 1995 yılında bir program başlatılmıştır. Tuz imalatçıları Sağlık Bakanlığı ile bir anlaşma imzalayarak, 2000 yılına kadar yalnızca iyotlu tuz imalatına başlamayı taahhüt etmişlerdir.
Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Hastanesi ile işbirliği yapılarak 1987 yılında Fenilketonuria taraması başlatılmış ve 22 ilde yeni doğan bebekler taramaya tabi tutulmuştur. 1996 yılında yeni doğmuş 480.908 bebek fenilketonuria taramasından geçirilmiştir.
Emniyetli annelik ve çocuk bakım programının amacı, tüm hamileliklerin belirlenmesi ve izlenmesi, uygun önlemleri alabilmek için riskli hamileliklerin belirlenmesi, hamile annelerin beslenme ve aşılama konularında eğitilmesi, demir folyat preparatlarıyla anemik vakaların desteklenmesi, hamile annelerin steril koşulların temin edildiği sağlık bakım kurumlarına havale edilmesi, anne ve aile bireylerinin doğum öncesi bakım, doğum sonrası komplikasyonların erken tanısı ve tedavisi (sepsis, meme inflamasyonu, anemi proflaksi, vb.) ve aile planlama yöntemleri konusunda eğitilmeleridir.
Kalıtımla geçen bozuklukları engellemek amacıyla, geleceğin anne babalarını risk faktörleri konusunda bilgilendirmek ve genetik danışmanlık hizmetleri sunmak için, beş pilot bölgede aile sağlığı ile ilgili bir program başlatılmıştır. Halk sağlığı programları ile birleştirilmiş olan, ana ve çocuk sağlığı ile aile planlamasını içeren, ana ve çocuk bakım ve aile planlaması merkezleri, çok sayida doğum yapmanın anne ve çocuk sağlığı açısından olumsuz yönleri ve hamile kadınlarla yeni doğan bebeklerin beslenmesi gibi konuları da kapsamaktadır.
Sağlık Bakanlığı genetik kan hastalıklarını azaltmak için, 3960 Sayılı Kanun kapsamında, talasemi hastalığının yaygın olduğu Antalya,İçel, Muğla ve Hatay gibi illerde, bu hastalığı yok etmek için bir program uygulamaktadır. Bu yörelerde Talasemi tanı ve tedavi merkezleri kurulmuştur.
Gençler, anneler ve diğer gruplar tarafından uyuşturucu ilaç kullanımna bağlı bozuklukları engellemek için yoğun bir eğitim girişimi başlatılmıştır.
2.Sosyal Güvenlik (Madde 26)
Anayasa’nın 60ıncı Maddesi ile, “Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin sosyal güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri alacağı ve teşkilatı kuracağı” onaylanmaktadır.
1451 Sayılı Kanunla 29 Temmuz 1971 tarihinde Türkiye tarafından onaylanmış olan, Asgari Sosyal Güvenlik Standartlarına ilişkin 102 Sayılı ILO Sözleşmesi, imza sahibi Devletlerce en az dört sosyal güvenlik sisteminin uygulanmasını gerektirmektedir; bu sosyal güvenlik sistemlerişunlardır: iş kazaları, meslek hastalıkları, analık, sakatlık, yaşlılık ve ölüm sigortası.
Emeklilik Sigortası ile ilgili 8 Haziran 1949 tarih, 5434 Sayılı Kanun’un 1 ve 2nçi Maddelerine göre, Devlet memurlarına, emeklilere, engellilere ve yetimlere yeterli aylık maaş ve sağlık hizmeti aracılığıyla güvence sağlamak Devletin sorumluluğudur.
17 Temmuz 1964 tarih, 506 sayılı Kanun’un 1 ve 2nci Maddeleri, Sosyal Sigortalar Kurumu’nu, bir veya birkaç işveren tarafından iş akdi kapsamında çalıştırılan herkese iş kazası ve meslek hastalıkları, analık, sakatlık, yaşlılık ve ölüm sigortası temin etmekle yükümlü kılmaktadır.
Bağımsız veya Serbest Çalışanlar Sosyal Sigorta Kuruluşu, çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın herkesin sigortalanmasına olanak sağlamaktadır.
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 20nci Maddesi uyarınca, bankalar, sigorta ve reasüransşirketleri, ticaret ve sanayi odaları, borsalar ve emekli sandıkları üyelerine aynı olanakları sağlamaları koşuluyla, Sosyal Sigorta Kurumu gibi faaliyette bulunma hakkına sahiptirler. Bu sandıkların ana sözleşmelerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından onaylanması gerekmektedir.
Sonuç olarak, anne babadan birinin sigorta kapsamında olması bile çocukların aynı güvenceden yararlanmasına olanak sağlamaktadır.
Ancak, Türk sosyal güvenlik sistemi herkesi sosyal güvenlik risklerine karşı sosyal güvenlikşemsiyesi altına alma hedefine henüz ulaşamamıştır ve nüfusun yaklaşık yüzde 20’si hala sosyal güvenlikten yoksundur.
Sosyal Güvenlik Kanunu’nun 60(g) Maddesine göre, yaşlılık veya emeklilik sigortasında dikkate alınması gereken sigorta süresi, işle ilgili sigorta primlerinin havale edilip edilmediğine bakılmaksızın, onsekiz yaşında başlayacaktır.
6.6. Çocuk Bakım Hizmetleri ve Olanakları (Madde 18, paragraf 3)
Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir. “Sosyal Devlet” kavramı, çocukların okul öncesi dönemde bakımı ve eğitimi konusunda devlete bazı yükümlülükler getirmektedir. Anayasa’nın 41inci Maddesinde, ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve Devletin anne ile çocuğu korumak için aile planlaması uygulamasını yaygınlaştırmak üzere uygun önlemeleri alacağı ve bunlar için gerekli kurumları kuracağı belirtilmektedir.
Türkiye’de sanayileşme ile köylerden kentlere bir akın olmuş, geniş aileden çekirdek aile yapısına geçilmiş ve okul öncesi eğitime olan talep artmıştır. 1960lardan sonra, bazı kanun ve yönetmeliklerle kreş ve ana okulları kurulmuştur.
Çeşitli kurumlarca 0-6 yaş grubundaki çocuklara eğitim ve bakım hizmetleri sunulmaktadır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı Kreş ve Gündüz Bakımevi, gerçek kişiler, tüzel kişiler ve üniversiteler tarafından kurulmuş olan kreş ve ana okulları, Milli Eğitim bakanlığı’na bağlı Çocuk Yurtları, ilkokulların ana sınıfları, ortaokulların uygulama sınıfları ile devlet kurumları ve vakıfları tarafından kurulmuş ana okulları bunlar arasında yer almaktadır.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde 0-6 yaş grubuna bakım ve eğitim hizmeti veren resmi Kreş ve Gündüz Bakımevleri 1983 tarihli “Kreş ve Gündüz Bakımevleri Yönetmeliği”ne göre hizmet vermektedir. 2828 Sayılı Kanuna istinaden “Özel Çocuk Kulüplerinin Kurulmasına ve Faaliyetİlkelerine ilişkin Yönetmeliğe” ve “Özel Kreş ve Gündüz Bakımevlerinin Kurulmasına ve Faaliyetİlkelerineİlişkin Yönetmeliğe” göre, gerçek veya tüzel kişiler tarafından 0-12 yaş grubundaki çocuklara hizmet vermek üzere oluşturulan kurumların kurulması, işletilmesi ve denetlenmesi Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün sorumluluğundadır. 2.533 çocuk kapasiteli 23 resmi ana okul ve 46.848 çocuk kapasiteli 1.070 özel ana okul faaliyet göstermektedir.
3797 Sayılı Kanunla Milli Eğitim Bakanlığının himayesinde Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş olmakla birlikte, Bakanlığın değişik genel müdürlükleri tarafından okul öncesi eğitim hizmetleri sunulmaktadır. Özel ana okulları Özel Eğitim Genel Müdürlüğüne bağlıdır.
Kamu organları ve kuruluşları da, 1987 yılında kabul edilen Ana Okulları Yönetmeliği kapsamında çalışanlarının çocukları için bu tür tesisler kurabilmektedir. Ayrıca, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 108inci Maddesi uyarınca devlet memurları doğum sonrası 6 hafta ücretli izin ve kendi istemleri üzerine, bir yıla kadar ücretsiz izin hakkına sahiptirler.
1475 Sayılıİş Kanunu’na uygun olarak düzenlenmiş olan “Hamile ve Emziren Annelerin Çalışma Koşullarına ve Emzirme Odaları ile Bebek Bakım Yurtlarınaİlişkin Yönetmelik” çerçevesinde de bebek bakım merkezleri ve ana okulları kurulabilmektedir. 150’den fazla kadın çalıştıran işletmeler, çalışanlarının (0-6 yaş arasındaki) çocuklarına bakım hizmeti vermek ve annelerin çocuklarını emzirmelerine yardımcı olmak üzere, işyerinde veya civarında ayrı bir bebek bakım merkezi kurmakla yükümlüdürler. Aynı İş Kanunu’na göre, kadınlar doğumdan sonra 8 hafta ücretli izin hakkına ve bu süre içinde çalışmayı tercih ettikleri takdirde emzirme saatlerinde izinli sayılma hakkına sahiptirler.
1580 ve 1593 Sayılı Kanunlarla yerel yönetimler için de benzer yükümlülükler öngörülmüştür.
Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ile diğer devlet kurumları ve vakıflar tarafından kurulan okul öncesi eğitim kurumları arasında eğitim programı, araç, öğretmen ve diğer personelin nitelikleri açısından işbirliği yapılması ve standartlaşmaya gidilmesi gerekmektedir.
Çocukların okul saatleri dışında güvenle kalabilecekleri ve sosyal gereksinimlerini karşılayabilecekleri çocuk kulüpleri yalnızca özel şahıslar veya kuruluşlar tarafından kurulmaktadır. Bu kurumlar dışında, evlerde bakıcılar tarafından okul öncesi ve okul saatleri dışında bakım hizmeti verilmektedir. Ancak, hala geniş aile özelliklerinin bazılarını korumakta olan Türk ailelerinde, çok sayıda çalışan anne babanın çocuğuna gönüllü olarak akrabalar tarafından ücretsiz bakılmaktadır.

 
 
 

 

 

GÜNDEMDEKİ PROJE

"Mustafa Demircioğlu Yaşam Okulu" Projesi

Derneğimizin MUSTAFA DEMİRCİOĞLU YAŞAM OKULU projesi, Çatalca Çakılköyünde Bulunan 27.000 metre kare arazi üzerinde 7.000 metre kare kullanım alanı olan...


 

 

KİTAP

Umut Çocukları
Derleyen: Müjde BİRDER

Umut çocuk ve gençlerinin kendi şiir ve resimlerinden oluşan kitabı okudunuz mu ? Bu kitabın bütün gelirleri Umut Çocukları Derneği’ne bırakılmıştır. D&R Satış Mağazalarında .

 

   

   

     
     

  Sokak Çocuğu Kimdir ?  

 

Sokakta Çalışan Ve Yaşayan Çocuklar Üzerine Araştırma

Umut Çocukları Yaz Kampı Deneyimleri

Sokakta Yaşayan Çocuklara Yönelik Koruyucu, Önleyici ve Rehabilite Edici Hizmet Modeli

 

 

Eğitim Hakkı Ve Okula Gidemeyen Çocuklar Sempozyumu Bildirisi

Yoksulluk Ve Sokak Çocuklar ( Yoksulluk Sempozyumu Bildirisi )

 
     

 

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Ulusal İlk Rapor Türkiye 1999 Ankara

Sokak Çocukları Sorunu Konusunda Alınabilecek Önlemler

 

 

B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi

 

 

Çocuk Koruma Kanunu

 

  Sık kullanılanlara ekle!


E-Posta : info@umutcocuklari.org.tr
Tel : +90 (212) 297 49 11 Fax : + 90 (212) 251 25 38
Adres : Kalyoncukulluk Cad.No:23 Kat:1 Tarlabaşı istanbul / TURKEY

 

Copyright © 2005 Umut Çocukları Derneği

 

Tasarım Ve Uygulama : www.pekel.name