ARŞİV
 
 

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme
Ulusal İlk Rapor
Türkiye-1999
Ankara

Önsöz

Türkiye:Profil

Giriş

1.Genel Uygulama Önlemleri

2.Çocuk Tanımı

3.Genel İlkeler

4.Medeni Hak Ve Özgürlükler

5.Aile Ortamı Ve Alternatif Bakım

6.Çocukların Temel Sağlık Ve Refahı

7.Eğitim, Boş Zaman Ve Kültürel Etkinlikler

8.Özel Koruma Önlemleri

 

2.Çocuk Tanımı


2.1. Genel Çocuk Tanımı
ÇHS’nin 1inci Maddesinde “çocuklara uygulanan kanunlar çerçevesinde daha önce rüşt yaşına erişilmedikçe onsekiz yaşını bitirmemiş kişiler” çocuk olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım Türk Medeni Kanunu’nda kullanılan “küçük” kavramını kapsamaktadır.
Türk hukuk sistemine göre, çocukların hakları, sorumlulukları ve korunması açısından kişiliğin kazanıldığı an büyük önem taşımaktadır. Türk Medeni Kanununun 27nci Maddesine göre, kişilik çocuğun tam ve sağ olarak doğduğu anda başlar.
Vasiyetname sahibi öldüğünde varisin sağ olması gerektiği için, kişiliğin kazanılması özellikle mirasla ilgili konular açısından çok önemlidir. Yeni doğan bebek doğumdan sonra çok kısa bir süre için yaşasa bile varis niteliği kazanmaktadır. Öte yandan ölü doğmuş bir bebek bu ayrıcalığa sahip değildir.
Türk Medeni Kanununun 8nci Maddesinde öngörülen ehliyet kavramı, 82nci Madde ile hukuk davalarında taraf olma hakkının verildiği Medeni Usul Kanununda da yer almaktadır.
Benzer biçimde, Medeni Usul Kanununun 58inci Maddesi ve Türk Medeni Kanununun 27(2)enci Maddesi, sonradan sağ olarak doğması koşuluyla cenine bile hukuk davalarında taraf olma hakkını vermektedir. Böylesi bir durumda cenin için tayin edilen vekil Türk Medeni Kanununun 298inci Maddesi ve Medeni Usul Kanununun 492nci Maddesi kapsamında cenin namına dava açabilmektedir. Ceninin sonradan ölü doğması halinde bu davalar hükümsüz sayılmaktadır. Öte yandan, davanın doğumdan önce sonuçlanması ve bebeğin sonradan ölü doğması halinde karar hükümsüz olmaktadır.
Kişilik doğum anında kazanılmakla birlikte, Türk Medeni Kanunu doğmamış bebeği de korumaktadır. Söz konusu kanunun 27(2)enci Maddesi “Çocuk sonradan sağ olarak doğduğu takdirde ana rahmine düştüğü andan itibaren medeni haklardan yararlanır” ifadesine yer vererek cenini genel olarak korumaktadır.
Bu hüküm çeşitli pratik sonuçlara yol açmaktadır. Esasen, varisler arasında doğmamış bir bebek bulunduğunda, Kanunun 584üncü Maddesinde belirtildiği gibi, miras konusu karara bağlanmadan önce bebeğin doğması beklenmektedir. Benzer biçimde, 296ncı Madde kapsamında, evlilik dışı gebeliklerde doğumdan önce mahkeme tarafından belirlenen vekil tarafından babalık davası açılabilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 11inci Maddesi on sekiz yaşının tamamlanmasını rüşt yaşının başlangıcı olarak belirlemekle birlikte, evlilikle veya mahkeme kararıyla on sekiz yaşından küçük olanların da reşit olduğu kabul edilebilmektedir.
15inci Madde kapsamında mahkeme kararıyla da reşit olunabilmektedir; bu maddeye göre 15 yaşında olan küçükler kendi rızalarıyla ve ana babalarının onayıyla reşit ilan edilebilmektedir. Küçüğün vesayet altında olması durumunda, konu hakkında vasinin görüşleri de alınmaktadır. Kanunun 12nci Maddesi kapsamında hakim çocuğun yüksek menfaatlerini dikkate alarak bir karara varmaktadır.
Türk Medeni Kanunu hükümleri ÇHS’nin 1inci Maddesinde yer alan genel ilkelerle benzerlik göstermektedir.

2.2 Evlenme Yaşı
Medeni Kanunda asgari evlenme yaşı 18 olarak belirlenmiştir. Ancak, ana babanın rızasıyla bu sınır erkekler için 17 yaşa ve kızlar için 15 yaşa indirilebilmektedir. Kanunda öngörülen bu yaş sınırlarına rağmen, Kanunun 88inci Maddesi kapsamında önemli gerekçelerle ve istisnai koşullarda yargıç 15 yaşında bir erkekle 14 yaşında bir kızın evlenmelerine izin verebilmektedir.

2.3. Hukuki Ehliyet Açısından Çocuk Tanımı
Hukuki ve tıbbi konularla ilgili kararlar hukuki ehliyet kavramıyla yakından bağlantılıdır.
Herhangi bir kişinin hukuki ehliyeti, o kişinin hak kazanma ve/veya kendi iradesiyle gerçekleştirdiği fiil ve eylemlerle yükümlülük altına girme yetkisidir. Bu nedenle, yalnızca belirli niteliklere sahip kişilerin hukuki ehliyeti olduğu varsayılır.
Bu ehliyet ayrıca hukuki fillerde bulunma, kanuna aykırı fiillerden sorumlu olma ve hukuk davalarında davalı veya davacı olarak taraf olma yeterliğini de içerir.
Medeni Kanunun 14üncü Maddesine göre, yalnızca muhakeme yeteneğine sahip olan, vasisi olmayan, reşit kişilerin hukuki ehliyete sahip oldukları kabul edilir.
18 yaşından küçük çocuklar idrak güçlerinin olup olmadığına bağlı olarak, kısmen veya tamamen ehliyetsiz kabul edilirler. Medeni Kanun çocuğun idrak gücünü ne zaman kazandığını belirtmemekte ve çocuğun idrak gücüne sahip olup olmadığının kararlaştırılmasını yargıcın takdirine bırakmaktadır.
Medeni Kanunun 262nci Maddesine göre “Çocuk ana babasının vesayeti altındadır ve hukuken geçerli nedenler olmadıkça ana babanın vesayet hakkı engellenemez”. 354üncü Madde vesayet altında olmayan çocuklar için bir vasi tayin edilmesini gerektirir.
İdrak gücünden yoksun olan ve vesayet veya kayyım yönetimi altında olmayan küçükler tümüyle ehliyetsiz kabul edildikleri için, bazı istisnalarla, kendi tasarruflarıyla hak veya yükümlülük yaratamazlar. Kanun yalnızca çocukları korumak amacıyla çocuklara hukuki ehliyet vermeyi reddeder. Tümüyle ehliyetsiz olan çocukların tüm hukuki filleri onlar adına vasileri veya kayyımları tarafından gerçekleştirilir.
Medeni Usul Kanununun 38inci Maddesine göre, tümüyle ehliyetsiz sayılan çocuklar dava açma hakkına da sahip değillerdir. Bu kategorideki çocuklar hukuk davalarında vasileri veya kayyımları tarafından temsil edilirler.
İdrak gücüne sahip küçükler hukuki temsilcilerinin rızasını alma gereği olmaksızın kendi başlarına bazı hukuki fillerde bulunabilirler:

1. Hukuki fiilin çocuk için bir yükümlülük değil, yalnızca bir fayda yaratması halinde, Medeni Kanunun 16ncı Maddesi böyle bir duruma izin vermektedir.
2. Medeni Kanunun 16ncı Maddesine göre, idrak gücüne sahip küçükler benzer biçimde kişilikleriyle yakından ilgisi olan bazı fillerde bulunabilir ve dava açabilirler. Örneğin, babalık davası açabilir veya rüşt yaşında olma hakkı talep edebilirler.
3. Herhangi bir küçüğe vasisi veya kayyımlık söz konusu olduğunda yerel sulh mahkemesi tarafından bir mesleğe veya ticarete başlamak üzere izin verildiğinde, Medeni kanunun 283, 284, 396 ve 40(7)nci Maddeleri kapsamında doğan alacak ve borçların takibini yapabilir.
4. Küçüklerin ayrı ev kurmalarına ve bu evde yaşamalarına izin verildiğinde, bununla ilgili gereksinimleri karşılamak için her türlü faaliyette bulunmalarına ve hukuk davalarında şahsen hazır bulunmalarına izin verilir.
Medeni Kanunun 392nci Maddesi hükümleri kapsamında, idrak gücüne sahip olsalar bile, ne küçüklerin ne de hukuki temsilcilerinin küçüklere ait malları vasiyetle bir başkalarına bırakmalarına, vakıf kurmalarına ve kefil olmalarına izin verilmez.

Yukarıda belirtilmeyen ve küçükler için borç yükümlülüğü yaratmayan fiil ve eylemler küçüklerin vasileri veya kayyımları tarafından veya vasi veya kayyımın onayı ile şahsen küçükler tarafından gerçekleştirilebilir.
İdrak gücüne sahip olan küçükler Medeni Kanunun 16ncı Maddesi kapsamında gerçekleştirdikleri kanuna aykırı fiillerden doğan zarar ve hasarlardan sorumlu olurlar.
İdrak gücüne sahip küçüklere tıbbi müdahalede bulunulması gerektiğinde, bu müdahaleye rıza gösterme hakkı münhasıran şahsi olduğu için, ilke olarak vasilerinin veya kayyımlarının onayının alınması gerekli değildir. Ancak, Tıp Biliminin ve Dallarının Uygulanmasına ilişkin 1219 sayılı Kanunun 70inci Maddesi, çocuğun kısıtlı olup olmadığına bakmaksızın, bu tür müdahalelerden önce vasi veya kayyımın onayının alınmasını gerektirir.
Küçüklere yapılacak tıbbi müdahalelerde hukuki temsilcinin veya kayyımın rızasını alma şartının temelindeki neden, küçüklerin korunması ve menfaatlerinin hukuki temsilcileri tarafından savunulması gereğidir. Medeni Kanunun 263üncü Maddesi bu tür müdahalelerde ana babanın, bu konuda ana baba arasında uyuşmazlık olması durumunda 263üncü Madde kapsamında babanın, veya babanın ölmüş olması veya bulunamaması halinde annenin, ana ile babanın boşanmış olması durumunda 264üncü Madde kapsamında vesayet verilen tarafın rızasının alınmasını gerektirir. Nesebin babalık davası sonucunda mahkeme kararıyla belirlendiği durumlarda veya evlat edinme durumunda, 312nci Madde kapsamında velayet hakkına sahip ana babanın veya evlat edinen ana babanın rızası alınacaktır. Baba ile herhangi bir nesep ilişkisi olmayan küçükler söz konusu olduğunda, mahkeme tarafından annenin vasi olarak tayin edilmiş olması halinde, 311inci Maddeye göre bu tür tıbbi müdahalelerde annenin rızasının alınması şarttır. Evlat edinilmiş küçükler için 257nci Madde kapsamında evlat edinen ana babanın rızası alınacaktır.
Küçüğün Medeni Kanunun 354üncü Maddesi hükümlerine göre kayyım yönetiminde olması durumunda, kayyımın rızası alınacaktır.
Tıp Biliminin ve Dallarının Uygulanmasına ilişkin 1219 sayılı Kanunun 70inci Maddesinde “Herhangi bir vasi veya kayyım olmadığında veya bu kişiler bulunamadığında veya küçük beyanda bulunacak durumda olmadığında tıbbi müdahale için izin alınmayacaktır” ifadesi yer almaktadır.
Ancak, bu koşullarda doktorların Borçlar Kanununun 410uncu Maddesine göre görevlerini izinsiz olarak yapan şahıslar oldukları varsayılmaktadır.
Küçüğün hukuki temsilcisinin kayyım olması ve çocuğun sağlığı için gerekli görülen tıbbi bakıma izin vermeyi reddetmesi durumunda, Medeni Kanunun 272nci Maddesi kapsamında doktor çocuğun hastaneye yatırılması için karar aldırmak üzere mahkemeye başvurabilir.
Öte yandan, küçüğün hukuki temsilcisinin vasi olması durumunda, doktor 404üncü Madde kapsamında konuyu yetkili sulh mahkemesine bildirerek, çocuğun hastaneye yatırılması için 431inci Madde kapsamında mahkeme kararı aldırabilir.
Acil durumlarda, küçüğün hukuki temsilcisinin gerekli izni vermeyi reddetmesi Medeni Kanunun 2(2)enci Maddesine göre hakkın suistimalini oluşturacağı için,
doktorun uygun müdahaleyi yapmasını engellemeyecektir ve doktor bu nedenle herhangi bir sorumluluk üstlenmeyecektir. Esasen Tıbbi Deontoloji Yönetmeliğinin 3üncü Maddesi doktorları acil durumlarda gerekli müdahaleyi yapmakla sorumlu tutmaktadır.
Doğum Kontrolüne ilişkin 2827 sayılı Kanunun 6ncı Maddesi kürtaj için gebe kadının rızasının, ilgili şahsın rızasının ve hamile kadının reşit olmaması halinde vasisinin onayının alınmasını ve ayrıca vesayet altında olan hamile küçüğün idrak gücünden yoksun olması durumunda yetkili mahkeme tarafından karar alınmasını gerektirmektedir. Ancak, zihinsel özürü nedeniyle bilinçli bir karar alması mümkün olmayan hamile küçüğün rızası alınmayacaktır.İlgili şahsın yaşamının veya yaşamsal bir organının tehlikede olduğu acil durumlarda ve mahkemeden karar almanın uzun süreceği hallerde izin alınması şart değildir. 5inci Maddeye göre, yaşamsal bir riskin söz konusu olmaması şartıyla, ilgili şahsın rızası üzerine gebeliğin onuncu haftasına kadar kürtaj yapılacaktır. Öte yandan, gebeliğin onuncu haftasından sonra kürtaj yalnızca gebeliğin küçüğün yaşamını tehdit etmesi veya edecek olması veya doğacak çocuk veya daha sonraki nesiller için ciddi bozukluklara yol açması veya açacak olması durumunda doktor raporu ile yapılacaktır. Derhal müdahale gerektiren ve müdahale yapılmaması durumunda yaşamın veya yaşamsal organlardan birinin tehlikede olacağı acil durumlarda, hukuken gerekli sonuçlar beklenmeden uzman hekim tarafından düşük yaptırılacaktır.
Organ ve Doku Alınması, Korunması ve Nakli ile ilgili 2238 sayılı Kanunun 3üncü Maddesi kapsamında, kendisinden doku alınacak kişinin on sekiz yaşını doldurmuş olması ve idrak gücüne sahip olması gerekir.
İdrak gücüne sahip küçüklere tıbbi müdahale yapılmasına ilişkin mevcut hükümler ve kürtaj için küçüğün ve hukuki temsilcisinin izninin alınmasına ilişkin düzenlemeler ÇHS’nin 3üncü Maddesinde yer alan çocuğun menfaatine ilişkin kurallara ve ÇHS’nin 12nci Maddesinde belirtilen çocuğun görüşlerinin dikkate alınması ilkesine uygundur.

2.4. Zorunlu Eğitim
İlköğretim Kanununda ilköğretimin tüm vatandaşlar için zorunlu ve ücretsiz olduğunu belirten Anayasa hükmü tekrarlanmakta ve 6 ile 14 yaş sınırı zorunlu ilköğretim süresi olarak tanımlanmaktadır.
İlköğretimi 11 yıla çıkarma girişiminin ilk aşaması olarak, ilköğretim 1997 yılında, Temel Milli Eğitim Kanununun 24üncü Maddesine göre 5 yıldan 8 yıla çağırtılmıştır. Bu yeniden örgütlenme derslik başına düşen öğrenci sayısının azaltılmasını, spor altyapısının geliştirilmesini, bilgisayar destekli eğitimin tüm okullara yaygınlaştırılmasını ve diğer yöntemlerin yanı sıra görsel-işitsel lisan laboratuarları kullanılarak dördüncü sınıftan itibaren en azından bir yabancı dil öğretiminin başlamasını içermektedir. Eğitim programının son iki yılı medeni haklar ve insan hakları derslerini içermektedir. Yaklaşık 10 milyon öğrenciyi kapsayan bu proje çok büyük mali kaynağın ve insan kaynağının seferber edilmesini gerektirmiştir.İlgili yönetmelikte öngörülen finansman dışında, önemli miktarda finansman gereksinimi doğmuş ve vatandaşların, kurumların ve özel sektörün gönüllü katkılarıyla karşılanmıştır. Bu projeye Dünya Bankası da mali destek sağlamıştır.

2.5.İş Mevzuatında Çocuğun Tanımı
1.Genel

Çocukların çalışma yaşına ilişkin mevzuat çeşitli kanunlarda yer almaktadır.
İş Kanununun 67nci Maddesine göre, 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklanmıştır; ancak 13 yaşındaki çocukların, sağlıklarını okul ve mesleki eğitimlerini olumsuz yönde etkilememesi koşuluyla, hafif işlerde çalıştırılmalarına izin verilebilir. Öte yandan, Umumi Hıfzısıhha Kanununun 173üncü Maddesinde çalışma yaşının alt sınırı 12 olarak belirlenmiştir. Bu farklılıkları düzeltme girişimleri başlamıştır.
Benzer biçimde, Temel Milli Eğitim Kanunu’nun 59(1)inci Maddesine göre, ilkokul çağında olup, herhangi bir eğitim kurumuna devam etmeyen çocuklar kamu teşebbüslerinde, özel teşebbüslerde veya başka kurumlarda ücretli veya ücretsiz olarak çalıştırılamazlar. Ancak, Madde 59(2), okula devam durumunun belge ile kanıtlanması ve çalışmanın okul saatleri dışında olması koşuluyla, ilkokula devam eden çocukların çalıştırılmasına izin vermektedir.

2.Tehlikeli İş Açısından Çocuk tanımı

1.Gece Çalışılan İşler
Sanayiye ait işlerde 18 yaşını doldurmamış erkek çocukların ve her yaştaki kadınların gece çalıştırılmaları yasaktır.
İş Kanunu kapsamında olmayan işlere Umumi Hıfzısıhha kanunu’nun 174üncü Maddesi hükümleri uygulanmaktadır. Söz konusu Madde 12 ile 16 yaş arasındaki çocukların gece çalıştırılmalarını yasaklamaktadır.
Bu iki hükümden çıkartılan sonuca göre, 16 ile 18 yaş arasındaki çocuklar İş Kanunu’na tabi olup olmadığına bakılmaksızın, sanayi dışı işlerde çalıştırılabilirler.
6 Sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesinin 2(1)inci Maddesi ve 90 Sayılı ILO Sözleşmesi’nin 3(1)inci Maddesi 18 yaşını doldurmamış işçilerin sanayi teşebbüslerinde gece çalıştırılmalarını yasaklamaktadır. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır. 6 Sayılı Sözleşmenin 2, 4 ve 7nci Maddeleri işyerinde arıza olduğunda veya kamu menfaati için gerekli görüldüğünde 18 yaşından küçüklerin çalıştırılmasına izin vermektedir. 90 Sayılı Sözleşmenin 3(2)nci Maddesine göre, çıraklık veya mesleki eğitim için gerekli olduğunda 16 yaşından büyük çocukların gece vardiyasında çalıştırılmasına izin verilmektedir.
79 Sayılı ILO Sözleşmesinin 3(1)inci Maddesi 18 yaşını doldurmamış işçilerin gece çalıştırılmasını yasaklamaktadır.
Türk İş Kanunu’nun 69uncu Maddesi hükümlerinin çocuk işçiler bağlamında, çocuklara sağlanan koruma açısından 6 ve 90 Sayılı ILO Sözleşmelerinde yer alan kurallara uygun olduğu ve hatta bu kurallardan daha ileri olduğu belirtilmelidir.
Ancak, çocukların çalıştığı sanayi dışı işlerle ilgili Türk mevzuatı 79 Sayılı ILO Sözleşmesinde yer alan standartlara ulaşılacak biçimde daha fazla geliştirilebilir.

2.Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalıştırma Yasağı

İş Kanunu’nun 78inci Maddesine göre 16 yaşını doldurmamış çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamaz. Aynı Maddede, bu hükmün yanı sıra, 16 ile 18 yaş arasındaki işçilerin çalıştırılabileceği ağır ve tehlikeli işlerin özel bir yönetmelikte ayrıntılı biçimde tanımlanacağı da belirtilmektedir. Bu Kanun uyarınca düzenlenmiş Ağır ve Tehlikeli İşlere ilişkin Yönetmeliğin 2(2)nci Maddesi 16 yaşını doldurmamış çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını yasaklamaktadır. Ayrıca aynı Maddenin 1inci alt-maddesi 16 ile 18 yaş arasındaki genç işçilerin söz konusu yönetmelik ekindeki tabloda belirtilen işlerde çalıştırılmasını yasaklamaktadır. Ancak, ona ltı yaşını doldurmuş olan, mesleki eğitim ve ihtisas eğitimi veren okullardan mezun olan ve bu eğitim konusunda deneyim kazanmak isteyen genç işçiler 3 ve 4üncü alt-maddelere göre, listenin 35inci satırı ile 62nci satırı arasında belirtilen işlerde çalıştırılabilirler.
Denizde çalışılan işlerle ilgili olarak, 25 Mayıs 1959 tarihinde Türkiye tarafından onaylanmış olan 15 sayılı ILO Sözleşmesi ve Deniz İş Kanunu’nun 6(2)nci Maddesi 18 yaşını doldurmamış olanların gemi bordasında istifleyici ve ateşçi olarak çalıştırılmasını yasaklamaktadır. Çocuk işçilerle ilgili programların eşgüdümünden, yeni program kavramlarının geliştirilmesinden ve mevzuatın iyileştirilmesinden sorumlu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Çocuk İşçilerle ilgili Birim seçilen bir grup müfettişe çocuk işçiler konusunda eğitim vermiştir. Teftiş sistemi yeniden gözden geçirilmiş ve çocukların çalışma koşullarının iyileştirilmesi için müfettişler tarafından önerilen önlemler geliştirilmiş iletişim teknikleri kullanılarak uygulanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı özellikle deri sektöründe kullanılan çözücülerin kötü etkilerine maruz kalmış çocuklar için, kimyasal maddelerin deri sanayinde çalışan çocuklar üzerindeki etkilerini araştırmaya başlamıştır.
Eğitim Bakanlığı Çıraklık Eğitim Merkezlerinde görevli öğretmenler ve okul müdürleri ile birlikte bilinçlendirmeyi artıracak faaliyetlerde bulunmuş ve mevcut sistemleri iyileştirmek amacıyla çıraklık eğitiminin etkinliği konusunda kapsamlı bir araştırma yapmıştır.
Devlet İstatistik Enstitüsü çocukların kanuna aykırı biçimde çalıştırılmasının engellenmesi için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Hükümete doğru bilgi temin edebilmek için bu sorunla ilgili istatistiki verileri derlemek üzere ulusal düzeyde hane halkı anketi yapmıştır.
Türkiye’de Çocuk İşçiliğinin Engellenmesine ilişkin Uluslararası Programın iki yıllık birinci döneminde kurulmuş olan ve Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyette bulunan Sokaklarda Çalışan Çocuklarla ilgili Merkez çalışan çocuklara sağlık ve eğitim desteği ile psiko-sosyal destek sağlamıştır. Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu küçük ölçekli işletme işverenlerini bilinçlendirmek için Çıraklık Eğitimi veren Okullarla işbirliği yaparak sanayi bölgelerinde seminerler düzenlemiş ve çalışan çocuklara sağlık, eğitim ve psiko-sosyal hizmetler sunmak üzere İstanbul’da bir sanayi bölgesinde Çocuk Emeği Birimi kurmuştur.
Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu üyelerine çocuk emeği konusunda eğitim verecek çekirdek eğitmenler grubuna eğitim sağlamıştır. Konfederasyon ayrıca çalışan çocukların ana babalarına gelir sağlamak için işe nasıl başlanacağı ve işin nasıl geliştirileceği konusunda eğitim sağlamaktadır.
Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler ve Meslek Merkezleri Araştırma Enstitüsü Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu için çocukların yasaya aykırı olarak çalıştırılmasını engelleyecek eğitim programları geliştirmektedir.
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu İstanbul’da deri sektöründeki küçük ölçekli işletmelerde çocuk emeği sorunlarını belirlemek ve ele almak amacıyla üyelerini bilinçlendirmiş ve çocuk emeğine karşı ulusal ve 6 adet bölgesel eylem bölgesi oluşturmuştur. Ayrıca, çalışan çocukların ve ana babalarının yaşam kalitesini yükseltmek için çocuk hakları, çocuk emeğinin etkisi, sağlık, beslenme, ilk yardım, işçi sağlığı ve emniyeti konularında üyelerine ve çalışan çocuklara eğitim vermektedir.
Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Vakfı çalışan çocukların işyerinde eğitimi için en önemli grup olan ustabaşı eğitmenlerine eğitim sağlamıştır. Ayrıca, Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde sokaklarda çalışan çocuklar için mesleki eğitim düzenlemiştir.
Türkiye Kalkınma Vakfı kırsal kesimde çocuk emeği için bir model geliştirmiş ve bu model çerçevesinde ilkokul derslerini tamamlayıcı nitelikte mesleki eğitim vermiş ve gelir sağlayıcı faaliyetler yürütmüştür.Şimdi ise ülkenin iki bölgesinde gelir sağlamak için işe nasıl başlanacağı ve işin nasıl geliştirileceği konusunda çalışan çocukların ana babalarına eğitim vermektedir.
Fişek Enstitüsü, Çalışan Çocuklar Vakfı, Bilgi ve Eylem Merkezi metal ve otomotiv sanayiinde, deri sanayiinde ve özellikle ayakkabı imalatı sektöründe çalışan çocuklara sağlık hizmetleri temin etmiştir. Çıraklık Okulları ile işbirliği yapılarak, Ankara ve İstanbul’da metal ve otomotiv sanayii sitelerinde çalışan çocukların düzenli olarak sağlık kontroluna tabi tutulması için gezici bir klinik kurulmuştur.
Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Vakfı Doğu Anadolu’da göçmen çocuklar ve sokaklarda çalışan çocuklar için eğitim kursları düzenlemiştir.
İnsan Kaynakları Geliştirme Vakfı ilkokul müdürlerine çocuk emeği konusunda eğitim vermiştir.
Kadın Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı kız çocukların ev işlerinde çalıştırılmasının geçmişteki ve halihazırdaki durumu konusunda bir araştırma yapmıştır.
Ankara’da belli başlı Üniversiteler öğrencilerini çocuk emeği konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapmışlardır.
Emniyet Genel Müdürlüğü, Asayiş Daire Başkanlığı, Küçükleri Koruma Bölümü çocuklara daha iyi hizmet verebilmek için kapasitesini geliştirmiştir.
Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 179(4)üncü Maddesinde 12 ile 16 yaş arasındaki çocukların çalıştırılamayacağı sağlıksız işlerin İş Kanunu’nda belirtileceği ifade edilmektedir. Bu hüküm ağır ve tehlikeli işler konusunda İş Kanunu’na gönderme yaptığı için,İş Kanunu’nun 78inci Maddesi ile Ağır ve Tehlikeli İşlere ilişkin Yönetmelik Borçlar Kanunu kapsamında genç işçilere de uygulanmaktadır. Ancak, genç işçilerin ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması konusunda İş Kanunu’nda yer alan kurallar 12 ile 16 yaş arasındaki çocuklarla ilgili özel herhangi bir hüküm öngörülmeden Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda benimsenmiştir.
Avrupa Sosyal Şartı’nın 7(2)nci Maddesi tehlikeli ve sağlıksız olarak tanımlanan işlerde çalışmak için alt yaş sınırının 15 yaşın üzerine çıkartılmasını gerektirmektedir. Türkiye Avrupa Sosyal Şartı’nı henüz onaylamamış olmakla birlikte,İş Kanunu’nun 78(1)inci Maddesi ile ağır ve tehlikeli işler için alt yaş sınırı 16 yaş olarak belirlenmiş olup, Avrupa Sosyal Şartı’na uymaktadır.
Bazı ILO sözleşmelerinde ve tavsiyelerinde ağır ve tehlikeli işlerle ilgili geçici hükümler yer almaktadır. Türkiye tarafından 7 Mart 1968 tarihinde onaylanmış olan 115 Sayılı ILO Sözleşmesi 18 yaşını doldurmamış genç işçilerin iyonlaştırıcı radyasyonun söz konusu olduğu işlerde çalıştırılmasını yasaklamakta ve bu tür işlerde belirli şartlarla 18 yaşını doldurmuş olanların çalıştırılmasına izin vermektedir. Ağır ve Tehlikeli İşlere ilişkin Yönetmelik de 16 yaşını doldurmamış genç işçilerin bu tür işlerde çalıştırılmasını yasaklamaktadır.
Türkiye tarafından 30 Kasım 1972 tarihinde onaylanmış olan 117 Sayılı ILO Sözleşmesi genç işçilerin fiziksel olarak taşıdığı ağır yüklere sınırlama getirmektedir. Ağır ve Tehlikeli İşlere ilişkin Yönetmelik hükümleri bu sınırlamalara uymaktadır.
Sonuç olarak,İş Kanunu’nda yer alan hükümlerin ve bu Kanuna uygun olarak yayınlanan yönetmeliklerin ILO Sözleşmelerine uygun olduğu söylenebilir.
3.Yeraltında ve Sualtında Çalıştırma Yasağı
İş Kanunu’nun 68inci Maddesine göre 18 yaşını doldurmamış olanlar yeraltında ve sualtında çalışılacak işlerde çalıştırılamazlar. Bu hüküm niteliğine bakılmaksızın, yeraltında ve sualtında gerçekleştirilen tüm faaliyetleri kapsamaktadır.
Ereğli Kömür Madenlerinde Çalışan Maden İşçilerinin Haklarına ilişkin 51 Sayılı Kanunun 2nci Maddesi 18 yaşını doldurmamış olanların madende çalıştırılamayacağını belirtmektedir. Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 173(1)inci Maddesinde 12 yaşından küçük çocuklar için benzer bir hüküm yer almaktadır.
Yeraltında ve sualtında çalışma konusu İş Kanunu’nun 5inci Maddesi kapsamı dışında bırakılmamıştır. Bu nedenle, bu tür işler İş Kanunu’nun 68inci Maddesine tabidir. 151 Sayılı Kanun ile Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 173(1)inci Maddesi uygulamada değerini yitirmiştir.
İş Kanunun 68inci Maddesinde yeraltında çalışılan işler için öngörülen 18 yaş sınırı, yaş sınırını 16 olarak belirleyen 123 Sayılı ILO Sözleşmesi hükümlerinden daha ileridir.

4.Eğlence Sektöründe Çalıştırma Yasağı

Yerel belediyeler Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 176ncı Maddesi ile kendilerine verilen yetki çerçevesinde 18 yaşını doldurmamış çocukların bar, kabare, dans salonları, kahve, gazino ve hamamlarda çalıştırılmasını yasaklayacaklardır. Burada listelenen işyerleri sınırlandırılmamıştır. Bu hüküm her türlü eğlence merkezinde 18 yaşını doldurmamış olanların çalıştırılmasını yasaklamaktadır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 12(2)nci Maddesinde bu yaş sınırı 21 olarak öngörülmektedir. Bu geçici bir hüküm olduğu için, Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda öngörülen 18 yaş sınırından daha üstün olacaktır.

3.İşin Düzenlenmesi

2.5.3.1. Çalışma Saatleri
İş Kanunun 61inci Maddesi kapsamında iş süresi genelde haftada 45 saattir ve bu süre haftada altı gün çalışılan işyerlerinde günde 7 ½ saat olarak uygulanır. Cumartesi günleri kısmen veya tamamen tatil olan işyerlerinde günlük iş süresi 45 saat iş günlerine bölünerek belirlenecektir. Örneğin, haftada beş gün çalışılan bir işletmede günlük çalışma süresi dokuz saat olacaktır.
Bu genel hükme ek olarak,İş Kanunu’nun 67(3)üncü Maddesi okula devam edenlerin çalışma günlerini okul saatlerine engel olmayacak şekilde düzenlemekte ve ders saatlerini 7 ½ saatlik çalışma süresinin içinde saymaktadır. Aynı Kanunun 1 ve 2nci Maddeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, 13 ile 15 yaş arasındaki çocukların azami çalışma süresi 7 ½ saat olmakta ve tüm ders saatleri çalışma süresinin içinde sayılmaktadır.
Umumi Hıfzısıhha Kanununun 173/IInci Maddesine göre, 12-16 yaşları arasındaki çocukların en fazla çalışma süresi günde 8 saate geçemez. Bu Madde öncelikle İş Kanunu’na tabi olmayan işlerde çalışan çocuklara uygulanacaktır. Buna ek olarak, bu Madde İş Kanunu’na tabi olan 15-16 yaşlarındaki çalışan çocuklara da uygulanabilir. Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 173üncü Maddesinin çocuklar ve gençler için iş güvencesi sağlayan koruyucu genel bir ilke olduğu sonucuna varılabilir.
Bu nedenle, 16 yaşını doldurmamış çocuklar için günlük çalışma süresi en fazla 7 ½ saat ve İş Kanunu’na tabi olan işlerde çalıştırılan tüm genç işçiler için yine 7 ½ saattir. 16 yaşından büyük tüm genç işçiler çalıştıkları işyerinin günlük standart çalışma süresine tabidir.
İş Kanunu’na tabi olmayan genç işçileri korumak için Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 173üncü Maddesi İş Kanunu’nun 67nci Maddesi ile birlikte dikkate alınmalıdır.
ILO Anlaşmalarında genç işçilerin çalışma saatleri konusunda genel bir düzenleme yapılmamıştır. Yalnızca 153 Sayılı Tavsiyede genç deniz işçilerinin normal çalışma saatlerinin günde 8 saati ve haftada 40 saati aşmaması tavsiye edilmektedir.
Denizİş Kanunun 26ncı Maddesinde düzenlemeye gidilerek çalışma süresinin günde 8 saat ve haftada 48 saat olması hükme bağlanmıştır, ancak genç deniz işçileri ile ilgili özel bir düzenleme yapılmamıştır. Deniz İş Kanununda gerekli düzenlemenin olmadığı durumlarda genel bir kanun olan Borçlar Kanunu ve Umumi Hıfzısıhha Kanunu geçerli olacaktır. Türkiye tarafından onaylanmış olan 58 Sayılı ILO Anlaşması’na göre, 15 yaşını doldurmamış çocuklar gemilerde çalıştırılamaz. Bu Anlaşma ve kanunlar birlikte değerlendirildiğinde, 15-18 yaş arasındaki gençlerin gemilerde yalnızca günde 8 saat çalıştırılabileceği sonucuna varılabilir.
2.5.3.2. Fazla Mesai
Fazla Mesai Yönetmeliğinin 4/a Maddesine göre, 15 yaşını doldurmamış çocukların fazla mesai yapmasına izin verilmemektedir. 15 yaşını doldurmuş gençlerin yasal sınırlar içinde fazla mesai yapmasına izin verilmektedir.
2.5.3.3. Dinlenme Süreleri
Mola işçilere yasal günlük çalışma saatleri içinde tanınan dinlenme süresidir. Yönetmelikte çocukların ve genç işçilerin dinlenme süreleriyle ilgili özel bir hüküm bulunmamaktadır.İş Kanunu’na tabi olan çocuk ve genç işçiler İş Kanunu’nun dinlenme süreleriyle ilgili 64üncü Maddesi hükümlerinden yararlanırlar.
İş Kanunu’na tabi olmayan çocuk ve genç işçilere Borçlar Kanunu’nun 334/Iinci Maddesini uygulamak mümkündür. Bu Maddeye göre, “işveren alışılmış saat ve günlerde işçilerin dinlenmesine izin vermek zorundadır.”
2.5.3.4. Hafta Sonu Tatilleri, Ulusal Bayramlar ve Genel Tatil Günleri
Hafta Sonu Tatillerine ilişkin 394 Sayılı Kanuna veİş Kanunu’nun 41inci Maddesine göre, haftada 6 gün çalışan işçilere en az bir gün izin verilmektedir.
İş Kanunu’na tabi olmayan genç işçilerin hafta sonu tatilleri için Borçlar Kanunu’nun 334/Iinci Maddesi uygulanabilir. Hafta sonu Tatillerine ilişkin 394 sayılı Kanun Borçlar Kanunu’na tabi çocuk ve genç işçilere de uygulanabilir. Ancak, Borçlar Kanunu’na tabi olan genç işçiler İş Kanunu’nun 41inci Maddesinde belirtilen hafta sonu tatili ücretinden yararlanamazlar.
Ulusal ve Genel Tatil Günlerine ilişkin 2429 Sayılı Kanun İş Kanunu’na veya Borçlar Kanunu’na tabi olan genç işçilere uygulanabilir.İş Kanunu’nun 42nci Maddesine göre, bu Kanuna tabi olan işçiler genel tatil ücretinden yararlanırlar. Ancak,İş Kanunu’na tabi olmayan işçiler bu haktan yararlanamazlar.
Türkiye tarafından 11.02.1946 tarihinde onaylanmış olan, Sanayi Tesislerinde Hafta Sonu Tatillerine ilişkin 14 Sayılı ILO Anlaşması 7 günlük çalışma süresi için 24 saat hafta sonu tatili öngörmektedir (Madde 2/I). Türk mevzuatı bu konuda bu Anlaşma ile uyumludur.
2.5.3.5. Yıllık Ücretliİzin
İş kanunu’nun 49/IIIüncü Maddesine göre, 18 yaşında veya daha küçük yaştaki işçilere en az 18 gün yıllık ücretli izin verilir. Deniz İş Kanunun’da veya Basınİş Kanunu’nda genç işçilerin yıllık ücretli izinleri ile ilgili özel bir hüküm bulunmamakla birlikte, genç işler yıllık ücretli izinle ilgili olanİş Kanunu’nun 40ıncı Maddesinden ve Basınİş Kanunu’nun 21inci Maddesinden de yararlanırlar.
Borçlar Kanunu’na tabi olan genç işçilerin yıllık ücretli izin haklarıyla ilgili herhangi bir hüküm yoktur.
Anayasa’nın 50/III ve IVüncü Maddesine göre, “Dinlenmek çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.” Anayasa bu Madde ile yıllık ücretli izin, ücretli hafta tatili ve bayram tatillerini sosyal haklar olarak kabul etmiştir.
Kanunları yapan Millet Meclisi ücretli tatil haklarını iş kanunlarıyla düzenlemiş, ancak Borçlar Kanunu’na tabi olan işçiler için bu konuda herhangi bir hüküm öngörmemiştir. Ücretli tatil hakkından yararlanmanın ön-koşulu iş kanunları kapsamında çalışıyor olmaktır (İş Kanunu, Madde 4). Bu nedenle, Borçlar Kanunu’na tabi olan genç işçiler yıllık ücretli izin ve ücretli tatil hakkından yararlanamamaktadır.
Borçlar Kanunu’na tabi olan çocuk ve genç işçiler teknik olarak, yıllık ücretli izin, ücretli hafta tatili ve ulusal tatillerden yararlanma hakkına sahip olmamakla birlikte, yıllık izin hakkına sahiptirler. Dinlenmenin çalışanların hakkı olduğu Anayasa’nın 50/IIIüncü Maddesiyle belirlenmiştir.
2.5.3.6. Cinsel Sömürü
“Irza geçme” ve “cinsel taciz” suçları Türk Ceza Kanunu’nun 414-416ncı Maddeleri ile düzenlenmektedir. Ceza Kanunu mağdurun 15 yaşını doldurmuş olup olmadığına veya mağdurun 15 yaşından büyük ve 18 yaşından küçük olup olmadığına bağlı olarak çeşitli cezalar öngörmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 414üncü Maddesi 15 yaşını doldurmamış küçüklere karşı ırza geçme suçu işleyenler için ve 415inci Maddesi cinsel taciz suçu işleyenler için ceza öngörmektedir. 15 yaşını doldurmamış küçüklerin isteyerek cinsel ilişkide bulunmuş olması suç iddiasından vazgeçilmesini veya cezanın engellenmesini gerektirmemektedir.
416ncı maddenin üçüncü paragrafı küçüğün iradesine karşı gerçekleşen cinsel ilişki ile karşılaştırıldığında, 15 yaşını doldurmamış ve cinsel ilişkiye rıza göstermiş küçüklerle cinsel ilişkiye girenler için daha hafif bir ceza öngörmektedir. Ancak, bu durum yalnızca mağdurun 15 ile 18 yaş arasında olması durumunda geçerlidir.
2.5.3.7. Zorunlu Askerlik Yaşı
1111 Sayılı Askeri Kanun’un 2nci Maddesine göre askerlik yaşı ilgili kişinin 20 yaşını doldurduğu yılın Ocak ayının birinci günü başlamaktadır. Bu hüküm 18 yaşını doldurmamış olanların askere alınamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. 20 yaşını doldurmuş erkek çocuklar eğitimlerine devam ettiklerini belgelemeleri durumunda askerlik hizmetini erteletebilmektedirler.

2.5.3.8. Mahkemede İsteğe Bağlı Tanıklık Etme
Mahkemede tanıklık etme konusu Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 45 ve daha sonraki Maddeleriyle düzenlenmektedir.İlke olarak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 45/Iinci Maddesine göre, tanık yazılı bir davetle çağrılmaktadır ve aynı Kanunun 46ncı Maddesine göre tanık herhangi bir mazareti olmadan mahkemede hazır bulunmadığı takdirde, zorla mahkemeye getirilmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 47/IIIüncü Maddesine göre, “Sanığın doğal akrabaları veya kanuni akrabaları (…) tanıklık etmekten vazgeçebilirler.” Bu hak tanıklık etmeden önce tanıklara açıklanmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 52/Iinci Maddesine göre, “15 yaşını doldurmamış olanlar mahkemede yemin etmeden dinlenir”. Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 247/Iinci Maddesinde de 15 yaşını doldurmamış olanların tanıklık etmeden önce yemin etmeyecekleri belirtilmektedir.
Herkes tanıklık etmeyi kabul etmekle yükümlüdür (Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, Madde 253). Bu nedenle, bu yükümlülük reşit olmayan tanıklar için de geçerlidir. Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun tanıkların tanıklıktan çekilmesini düzenleyen maddeleri reşit olmayanlara da uygulanmaktadır.
Okur yazar olan sağır ve dilsiz kişiler ve çocuklar yazılı olarak sorgulanır ve cevapları da yazılı olarak kaydedilir. Bu kişilerin okur yazar olmaması durumunda, sorguları profesyonel kişilerce yapılır (Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, Madde 270).
2.5.3.9. Cezai Sorumluluk
Türk Ceza Kanunu’na göre tam cezai sorumluluğa geçiş yaşı 18’dir.Bununla birlikte, Çocuk Mahkemeleri Kanunu’na göre, Çocuk Mahkemelerinde yargılanma yaşının alt sınırı 15 yaştır.
2.5.3.10. Özgürlüğün Kısıtlanması ve Hapsetme
11 yaşından küçük çocuklar hapsedilemez; bu çocuklara karşı yalnızca güvenlik önlemleri alınabilir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri yalnızca konunun Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 18inci Maddesi kapsamında ele alınmamış olması durumunda uygulanır. Bu nedenle, Çocuk mahkemeleri Kanunu’nda tutuklama, gözaltı ve hapsetme ile ilgili hüküm bulunmadığında Türk Ceza Kanunu’na ve diğer temel mevzuata başvurulacaktır.
Gözaltı, tutuklama ve hapsetme konuları olası hatalara ve keyfi harekete karşı hukuki telafi yöntemlerini içeren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 127’den 131’e ve 104’den 121’e kadar olan Maddelerinde yer alan belirli kurallara tabidir. Gözaltı, tutuklama ve hapsetme yöntemlerinin kullanılması çocuklar söz konusu olduğunda daha da zorlaştırılmıştır ve en son başvurulacak çare olarak kabul edilir. Çocukların göreceği zararın en aza indirgenebilmesi için kurallar ve mekanizmalar uygulanmaya başlamalıdır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 19(2)nci Maddesi kapsamında, alt ceza sınırının üç yılı geçmediği hafif suçlar için soruşturma ve yargılama aşamalarında çocuğun tutuklanması ve gözaltına alınması mümkün değildir. Öte yandan 37nci Maddede gözaltına alınan veya tutuklanan küçüklerin küçüklere ayrılmış cezaevlerinde veya bu tür cezaevleri olmadığında yetişkinlere ait cezaevlerinin ayrı bölümlerinde alıkonmaları gerektiği belirtilmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 138inci Maddesine göre, yargılanan çocuklara danışma hizmetlerinin sağlanması zorunludur.
2.5.3.11. Alkol ve Benzeri Madde Tüketimi
Türk Ceza Kanunu’nun 403 ve daha sonraki Maddeleri uyuşturucularla ilgili suçları ele almakta ve işlenen bu tür suçlarda 18 yaşını doldurmamış veya cezai sorumluluğu olmayan kişilerin kullanılmasını ağırlaştırıcı koşul olarak kabul etmektedir.
18 yaşını doldurmamış kişilere uyuşturucu verilmesi de 104üncü Madde kapsamında ağırlaştırıcı birşarttır.
Türk Ceza Kanunu’nun alkollü içki satışı ile ilgili 574(2)nci Maddesinde “18 yaşını doldurmamış olanlara veya zihinsel veya psikolojik bozukluk nedeniyle normal durumda olmadıkları açıkça belli olanlara nerede olursa olsun alkollü içki verenler iki aya kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır” hükmü yer almakta ve buna ek olarak “mal sahibinin alkollü içki satıcısı olması durumunda, işini/mesleğini yapması yasaklanabilir” ifadesine yer verilmektedir.
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 12nci Maddesi uyarınca genç kızların ve kadınların gazino, bar, müzikhol ile alkollü içki içilen benzer yerlerde ve hamam, plaj gibi yerlerde çalıştırılması o bölgenin en yüksek idari görevlisinin onayına bağlıdır.
21 yaşını doldurmamış erkek ve kadınlar hiç bir şekilde bu tür yerlerde çalıştırılamazlar.
Polis 18 yaşını doldurmamış olanların, yanlarında vasi veya velileri bulunsa bile, barlara, müzikhollere ve alkollü içki içilen yerlere girmelerini engelleyecektir. 18 yaşını doldurmamış olanlara alkol ve tütün satışı valilik kararıyla yasaklanmıştır. Bu yasak yerel makamlarca denetlenmektedir.

 
 
 

 

 

GÜNDEMDEKİ PROJE

"Mustafa Demircioğlu Yaşam Okulu" Projesi

Derneğimizin MUSTAFA DEMİRCİOĞLU YAŞAM OKULU projesi, Çatalca Çakılköyünde Bulunan 27.000 metre kare arazi üzerinde 7.000 metre kare kullanım alanı olan...


 

 

KİTAP

Umut Çocukları
Derleyen: Müjde BİRDER

Umut çocuk ve gençlerinin kendi şiir ve resimlerinden oluşan kitabı okudunuz mu ? Bu kitabın bütün gelirleri Umut Çocukları Derneği’ne bırakılmıştır. D&R Satış Mağazalarında .

 

   

   

     
     

  Sokak Çocuğu Kimdir ?  

 

Sokakta Çalışan Ve Yaşayan Çocuklar Üzerine Araştırma

Umut Çocukları Yaz Kampı Deneyimleri

Sokakta Yaşayan Çocuklara Yönelik Koruyucu, Önleyici ve Rehabilite Edici Hizmet Modeli

 

 

Eğitim Hakkı Ve Okula Gidemeyen Çocuklar Sempozyumu Bildirisi

Yoksulluk Ve Sokak Çocuklar ( Yoksulluk Sempozyumu Bildirisi )

 
     

 

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Ulusal İlk Rapor Türkiye 1999 Ankara

Sokak Çocukları Sorunu Konusunda Alınabilecek Önlemler

 

 

B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi

 

 

Çocuk Koruma Kanunu

 

  Sık kullanılanlara ekle!


E-Posta : info@umutcocuklari.org.tr
Tel : +90 (212) 297 49 11 Fax : + 90 (212) 251 25 38
Adres : Kalyoncukulluk Cad.No:23 Kat:1 Tarlabaşı istanbul / TURKEY

 

Copyright © 2005 Umut Çocukları Derneği

 

Tasarım Ve Uygulama : www.pekel.name