Önsöz
Türkiye:Profil
Giriş
1.Genel
Uygulama Önlemleri
2.Çocuk Tanımı
3.Genel İlkeler
4.Medeni Hak Ve Özgürlükler
5.Aile Ortamı Ve Alternatif Bakım
6.Çocukların Temel Sağlık Ve Refahı
7.Eğitim, Boş Zaman Ve Kültürel Etkinlikler
8.Özel Koruma Önlemleri |
|
2.Çocuk
Tanımı
2.1. Genel Çocuk Tanımı
ÇHS’nin 1inci Maddesinde “çocuklara uygulanan kanunlar
çerçevesinde daha önce rüşt yaşına erişilmedikçe onsekiz
yaşını bitirmemiş kişiler” çocuk olarak tanımlanmaktadır.
Bu tanım Türk Medeni Kanunu’nda kullanılan “küçük”
kavramını kapsamaktadır.
Türk hukuk sistemine göre, çocukların hakları, sorumlulukları
ve korunması açısından kişiliğin kazanıldığı an büyük
önem taşımaktadır. Türk Medeni Kanununun 27nci Maddesine
göre, kişilik çocuğun tam ve sağ olarak doğduğu anda
başlar.
Vasiyetname sahibi öldüğünde varisin sağ olması gerektiği
için, kişiliğin kazanılması özellikle mirasla ilgili
konular açısından çok önemlidir. Yeni doğan bebek
doğumdan sonra çok kısa bir süre için yaşasa bile
varis niteliği kazanmaktadır. Öte yandan ölü doğmuş
bir bebek bu ayrıcalığa sahip değildir.
Türk Medeni Kanununun 8nci Maddesinde öngörülen ehliyet
kavramı, 82nci Madde ile hukuk davalarında taraf olma
hakkının verildiği Medeni Usul Kanununda da yer almaktadır.
Benzer biçimde, Medeni Usul Kanununun 58inci Maddesi
ve Türk Medeni Kanununun 27(2)enci Maddesi, sonradan
sağ olarak doğması koşuluyla cenine bile hukuk davalarında
taraf olma hakkını vermektedir. Böylesi bir durumda
cenin için tayin edilen vekil Türk Medeni Kanununun
298inci Maddesi ve Medeni Usul Kanununun 492nci Maddesi
kapsamında cenin namına dava açabilmektedir. Ceninin
sonradan ölü doğması halinde bu davalar hükümsüz sayılmaktadır.
Öte yandan, davanın doğumdan önce sonuçlanması ve
bebeğin sonradan ölü doğması halinde karar hükümsüz
olmaktadır.
Kişilik doğum anında kazanılmakla birlikte, Türk Medeni
Kanunu doğmamış bebeği de korumaktadır. Söz konusu
kanunun 27(2)enci Maddesi “Çocuk sonradan sağ olarak
doğduğu takdirde ana rahmine düştüğü andan itibaren
medeni haklardan yararlanır” ifadesine yer vererek
cenini genel olarak korumaktadır.
Bu hüküm çeşitli pratik sonuçlara yol açmaktadır.
Esasen, varisler arasında doğmamış bir bebek bulunduğunda,
Kanunun 584üncü Maddesinde belirtildiği gibi, miras
konusu karara bağlanmadan önce bebeğin doğması beklenmektedir.
Benzer biçimde, 296ncı Madde kapsamında, evlilik dışı
gebeliklerde doğumdan önce mahkeme tarafından belirlenen
vekil tarafından babalık davası açılabilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 11inci Maddesi on sekiz yaşının
tamamlanmasını rüşt yaşının başlangıcı olarak belirlemekle
birlikte, evlilikle veya mahkeme kararıyla on sekiz
yaşından küçük olanların da reşit olduğu kabul edilebilmektedir.
15inci Madde kapsamında mahkeme kararıyla da reşit
olunabilmektedir; bu maddeye göre 15 yaşında olan
küçükler kendi rızalarıyla ve ana babalarının onayıyla
reşit ilan edilebilmektedir. Küçüğün vesayet altında
olması durumunda, konu hakkında vasinin görüşleri
de alınmaktadır. Kanunun 12nci Maddesi kapsamında
hakim çocuğun yüksek menfaatlerini dikkate alarak
bir karara varmaktadır.
Türk Medeni Kanunu hükümleri ÇHS’nin 1inci Maddesinde
yer alan genel ilkelerle benzerlik göstermektedir.
2.2 Evlenme Yaşı
Medeni Kanunda asgari evlenme yaşı 18 olarak belirlenmiştir.
Ancak, ana babanın rızasıyla bu sınır erkekler için
17 yaşa ve kızlar için 15 yaşa indirilebilmektedir.
Kanunda öngörülen bu yaş sınırlarına rağmen, Kanunun
88inci Maddesi kapsamında önemli gerekçelerle ve istisnai
koşullarda yargıç 15 yaşında bir erkekle 14 yaşında
bir kızın evlenmelerine izin verebilmektedir.
2.3. Hukuki Ehliyet Açısından Çocuk
Tanımı
Hukuki ve tıbbi konularla ilgili kararlar hukuki ehliyet
kavramıyla yakından bağlantılıdır.
Herhangi bir kişinin hukuki ehliyeti, o kişinin hak
kazanma ve/veya kendi iradesiyle gerçekleştirdiği
fiil ve eylemlerle yükümlülük altına girme yetkisidir.
Bu nedenle, yalnızca belirli niteliklere sahip kişilerin
hukuki ehliyeti olduğu varsayılır.
Bu ehliyet ayrıca hukuki fillerde bulunma, kanuna
aykırı fiillerden sorumlu olma ve hukuk davalarında
davalı veya davacı olarak taraf olma yeterliğini de
içerir.
Medeni Kanunun 14üncü Maddesine göre, yalnızca muhakeme
yeteneğine sahip olan, vasisi olmayan, reşit kişilerin
hukuki ehliyete sahip oldukları kabul edilir.
18 yaşından küçük çocuklar idrak güçlerinin olup olmadığına
bağlı olarak, kısmen veya tamamen ehliyetsiz kabul
edilirler. Medeni Kanun çocuğun idrak gücünü ne zaman
kazandığını belirtmemekte ve çocuğun idrak gücüne
sahip olup olmadığının kararlaştırılmasını yargıcın
takdirine bırakmaktadır.
Medeni Kanunun 262nci Maddesine göre “Çocuk ana babasının
vesayeti altındadır ve hukuken geçerli nedenler olmadıkça
ana babanın vesayet hakkı engellenemez”. 354üncü Madde
vesayet altında olmayan çocuklar için bir vasi tayin
edilmesini gerektirir.
İdrak gücünden yoksun olan ve vesayet veya kayyım
yönetimi altında olmayan küçükler tümüyle ehliyetsiz
kabul edildikleri için, bazı istisnalarla, kendi tasarruflarıyla
hak veya yükümlülük yaratamazlar. Kanun yalnızca çocukları
korumak amacıyla çocuklara hukuki ehliyet vermeyi
reddeder. Tümüyle ehliyetsiz olan çocukların tüm hukuki
filleri onlar adına vasileri veya kayyımları tarafından
gerçekleştirilir.
Medeni Usul Kanununun 38inci Maddesine göre, tümüyle
ehliyetsiz sayılan çocuklar dava açma hakkına da sahip
değillerdir. Bu kategorideki çocuklar hukuk davalarında
vasileri veya kayyımları tarafından temsil edilirler.
İdrak gücüne sahip küçükler hukuki temsilcilerinin
rızasını alma gereği olmaksızın kendi başlarına bazı
hukuki fillerde bulunabilirler:
1. Hukuki fiilin çocuk için bir yükümlülük
değil, yalnızca bir fayda yaratması halinde, Medeni
Kanunun 16ncı Maddesi böyle bir duruma izin vermektedir.
2. Medeni Kanunun 16ncı Maddesine göre, idrak gücüne
sahip küçükler benzer biçimde kişilikleriyle yakından
ilgisi olan bazı fillerde bulunabilir ve dava açabilirler.
Örneğin, babalık davası açabilir veya rüşt yaşında
olma hakkı talep edebilirler.
3. Herhangi bir küçüğe vasisi veya kayyımlık söz konusu
olduğunda yerel sulh mahkemesi tarafından bir mesleğe
veya ticarete başlamak üzere izin verildiğinde, Medeni
kanunun 283, 284, 396 ve 40(7)nci Maddeleri kapsamında
doğan alacak ve borçların takibini yapabilir.
4. Küçüklerin ayrı ev kurmalarına ve bu evde yaşamalarına
izin verildiğinde, bununla ilgili gereksinimleri karşılamak
için her türlü faaliyette bulunmalarına ve hukuk davalarında
şahsen hazır bulunmalarına izin verilir.
Medeni Kanunun 392nci Maddesi hükümleri kapsamında,
idrak gücüne sahip olsalar bile, ne küçüklerin ne
de hukuki temsilcilerinin küçüklere ait malları vasiyetle
bir başkalarına bırakmalarına, vakıf kurmalarına ve
kefil olmalarına izin verilmez.
Yukarıda belirtilmeyen ve küçükler
için borç yükümlülüğü yaratmayan fiil ve eylemler
küçüklerin vasileri veya kayyımları tarafından veya
vasi veya kayyımın onayı ile şahsen küçükler tarafından
gerçekleştirilebilir.
İdrak gücüne sahip olan küçükler Medeni Kanunun 16ncı
Maddesi kapsamında gerçekleştirdikleri kanuna aykırı
fiillerden doğan zarar ve hasarlardan sorumlu olurlar.
İdrak gücüne sahip küçüklere tıbbi müdahalede bulunulması
gerektiğinde, bu müdahaleye rıza gösterme hakkı münhasıran
şahsi olduğu için, ilke olarak vasilerinin veya kayyımlarının
onayının alınması gerekli değildir. Ancak, Tıp Biliminin
ve Dallarının Uygulanmasına ilişkin 1219 sayılı Kanunun
70inci Maddesi, çocuğun kısıtlı olup olmadığına bakmaksızın,
bu tür müdahalelerden önce vasi veya kayyımın onayının
alınmasını gerektirir.
Küçüklere yapılacak tıbbi müdahalelerde hukuki temsilcinin
veya kayyımın rızasını alma şartının temelindeki neden,
küçüklerin korunması ve menfaatlerinin hukuki temsilcileri
tarafından savunulması gereğidir. Medeni Kanunun 263üncü
Maddesi bu tür müdahalelerde ana babanın, bu konuda
ana baba arasında uyuşmazlık olması durumunda 263üncü
Madde kapsamında babanın, veya babanın ölmüş olması
veya bulunamaması halinde annenin, ana ile babanın
boşanmış olması durumunda 264üncü Madde kapsamında
vesayet verilen tarafın rızasının alınmasını gerektirir.
Nesebin babalık davası sonucunda mahkeme kararıyla
belirlendiği durumlarda veya evlat edinme durumunda,
312nci Madde kapsamında velayet hakkına sahip ana
babanın veya evlat edinen ana babanın rızası alınacaktır.
Baba ile herhangi bir nesep ilişkisi olmayan küçükler
söz konusu olduğunda, mahkeme tarafından annenin vasi
olarak tayin edilmiş olması halinde, 311inci Maddeye
göre bu tür tıbbi müdahalelerde annenin rızasının
alınması şarttır. Evlat edinilmiş küçükler için 257nci
Madde kapsamında evlat edinen ana babanın rızası alınacaktır.
Küçüğün Medeni Kanunun 354üncü Maddesi hükümlerine
göre kayyım yönetiminde olması durumunda, kayyımın
rızası alınacaktır.
Tıp Biliminin ve Dallarının Uygulanmasına ilişkin
1219 sayılı Kanunun 70inci Maddesinde “Herhangi bir
vasi veya kayyım olmadığında veya bu kişiler bulunamadığında
veya küçük beyanda bulunacak durumda olmadığında tıbbi
müdahale için izin alınmayacaktır” ifadesi yer almaktadır.
Ancak, bu koşullarda doktorların Borçlar Kanununun
410uncu Maddesine göre görevlerini izinsiz olarak
yapan şahıslar oldukları varsayılmaktadır.
Küçüğün hukuki temsilcisinin kayyım olması ve çocuğun
sağlığı için gerekli görülen tıbbi bakıma izin vermeyi
reddetmesi durumunda, Medeni Kanunun 272nci Maddesi
kapsamında doktor çocuğun hastaneye yatırılması için
karar aldırmak üzere mahkemeye başvurabilir.
Öte yandan, küçüğün hukuki temsilcisinin vasi olması
durumunda, doktor 404üncü Madde kapsamında konuyu
yetkili sulh mahkemesine bildirerek, çocuğun hastaneye
yatırılması için 431inci Madde kapsamında mahkeme
kararı aldırabilir.
Acil durumlarda, küçüğün hukuki temsilcisinin gerekli
izni vermeyi reddetmesi Medeni Kanunun 2(2)enci Maddesine
göre hakkın suistimalini oluşturacağı için,
doktorun uygun müdahaleyi yapmasını engellemeyecektir
ve doktor bu nedenle herhangi bir sorumluluk üstlenmeyecektir.
Esasen Tıbbi Deontoloji Yönetmeliğinin 3üncü Maddesi
doktorları acil durumlarda gerekli müdahaleyi yapmakla
sorumlu tutmaktadır.
Doğum Kontrolüne ilişkin 2827 sayılı Kanunun 6ncı
Maddesi kürtaj için gebe kadının rızasının, ilgili
şahsın rızasının ve hamile kadının reşit olmaması
halinde vasisinin onayının alınmasını ve ayrıca vesayet
altında olan hamile küçüğün idrak gücünden yoksun
olması durumunda yetkili mahkeme tarafından karar
alınmasını gerektirmektedir. Ancak, zihinsel özürü
nedeniyle bilinçli bir karar alması mümkün olmayan
hamile küçüğün rızası alınmayacaktır.İlgili şahsın
yaşamının veya yaşamsal bir organının tehlikede olduğu
acil durumlarda ve mahkemeden karar almanın uzun süreceği
hallerde izin alınması şart değildir. 5inci Maddeye
göre, yaşamsal bir riskin söz konusu olmaması şartıyla,
ilgili şahsın rızası üzerine gebeliğin onuncu haftasına
kadar kürtaj yapılacaktır. Öte yandan, gebeliğin onuncu
haftasından sonra kürtaj yalnızca gebeliğin küçüğün
yaşamını tehdit etmesi veya edecek olması veya doğacak
çocuk veya daha sonraki nesiller için ciddi bozukluklara
yol açması veya açacak olması durumunda doktor raporu
ile yapılacaktır. Derhal müdahale gerektiren ve müdahale
yapılmaması durumunda yaşamın veya yaşamsal organlardan
birinin tehlikede olacağı acil durumlarda, hukuken
gerekli sonuçlar beklenmeden uzman hekim tarafından
düşük yaptırılacaktır.
Organ ve Doku Alınması, Korunması ve Nakli ile ilgili
2238 sayılı Kanunun 3üncü Maddesi kapsamında, kendisinden
doku alınacak kişinin on sekiz yaşını doldurmuş olması
ve idrak gücüne sahip olması gerekir.
İdrak gücüne sahip küçüklere tıbbi müdahale yapılmasına
ilişkin mevcut hükümler ve kürtaj için küçüğün ve
hukuki temsilcisinin izninin alınmasına ilişkin düzenlemeler
ÇHS’nin 3üncü Maddesinde yer alan çocuğun menfaatine
ilişkin kurallara ve ÇHS’nin 12nci Maddesinde belirtilen
çocuğun görüşlerinin dikkate alınması ilkesine uygundur.
2.4. Zorunlu Eğitim
İlköğretim Kanununda ilköğretimin tüm vatandaşlar
için zorunlu ve ücretsiz olduğunu belirten Anayasa
hükmü tekrarlanmakta ve 6 ile 14 yaş sınırı zorunlu
ilköğretim süresi olarak tanımlanmaktadır.
İlköğretimi 11 yıla çıkarma girişiminin ilk aşaması
olarak, ilköğretim 1997 yılında, Temel Milli Eğitim
Kanununun 24üncü Maddesine göre 5 yıldan 8 yıla çağırtılmıştır.
Bu yeniden örgütlenme derslik başına düşen öğrenci
sayısının azaltılmasını, spor altyapısının geliştirilmesini,
bilgisayar destekli eğitimin tüm okullara yaygınlaştırılmasını
ve diğer yöntemlerin yanı sıra görsel-işitsel lisan
laboratuarları kullanılarak dördüncü sınıftan itibaren
en azından bir yabancı dil öğretiminin başlamasını
içermektedir. Eğitim programının son iki yılı medeni
haklar ve insan hakları derslerini içermektedir. Yaklaşık
10 milyon öğrenciyi kapsayan bu proje çok büyük mali
kaynağın ve insan kaynağının seferber edilmesini gerektirmiştir.İlgili
yönetmelikte öngörülen finansman dışında, önemli miktarda
finansman gereksinimi doğmuş ve vatandaşların, kurumların
ve özel sektörün gönüllü katkılarıyla karşılanmıştır.
Bu projeye Dünya Bankası da mali destek sağlamıştır.
2.5.İş Mevzuatında Çocuğun Tanımı
1.Genel
Çocukların çalışma yaşına ilişkin
mevzuat çeşitli kanunlarda yer almaktadır.
İş Kanununun 67nci Maddesine göre, 15 yaşından küçük
çocukların çalıştırılması yasaklanmıştır; ancak 13
yaşındaki çocukların, sağlıklarını okul ve mesleki
eğitimlerini olumsuz yönde etkilememesi koşuluyla,
hafif işlerde çalıştırılmalarına izin verilebilir.
Öte yandan, Umumi Hıfzısıhha Kanununun 173üncü Maddesinde
çalışma yaşının alt sınırı 12 olarak belirlenmiştir.
Bu farklılıkları düzeltme girişimleri başlamıştır.
Benzer biçimde, Temel Milli Eğitim Kanunu’nun 59(1)inci
Maddesine göre, ilkokul çağında olup, herhangi bir
eğitim kurumuna devam etmeyen çocuklar kamu teşebbüslerinde,
özel teşebbüslerde veya başka kurumlarda ücretli veya
ücretsiz olarak çalıştırılamazlar. Ancak, Madde 59(2),
okula devam durumunun belge ile kanıtlanması ve çalışmanın
okul saatleri dışında olması koşuluyla, ilkokula devam
eden çocukların çalıştırılmasına izin vermektedir.
2.Tehlikeli İş Açısından Çocuk tanımı
1.Gece Çalışılan İşler
Sanayiye ait işlerde 18 yaşını doldurmamış erkek çocukların
ve her yaştaki kadınların gece çalıştırılmaları yasaktır.
İş Kanunu kapsamında olmayan işlere Umumi Hıfzısıhha
kanunu’nun 174üncü Maddesi hükümleri uygulanmaktadır.
Söz konusu Madde 12 ile 16 yaş arasındaki çocukların
gece çalıştırılmalarını yasaklamaktadır.
Bu iki hükümden çıkartılan sonuca göre, 16 ile 18
yaş arasındaki çocuklar İş Kanunu’na tabi olup olmadığına
bakılmaksızın, sanayi dışı işlerde çalıştırılabilirler.
6 Sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesinin
2(1)inci Maddesi ve 90 Sayılı ILO Sözleşmesi’nin 3(1)inci
Maddesi 18 yaşını doldurmamış işçilerin sanayi teşebbüslerinde
gece çalıştırılmalarını yasaklamaktadır. Ancak bu
kuralın bazı istisnaları vardır. 6 Sayılı Sözleşmenin
2, 4 ve 7nci Maddeleri işyerinde arıza olduğunda veya
kamu menfaati için gerekli görüldüğünde 18 yaşından
küçüklerin çalıştırılmasına izin vermektedir. 90 Sayılı
Sözleşmenin 3(2)nci Maddesine göre, çıraklık veya
mesleki eğitim için gerekli olduğunda 16 yaşından
büyük çocukların gece vardiyasında çalıştırılmasına
izin verilmektedir.
79 Sayılı ILO Sözleşmesinin 3(1)inci Maddesi 18 yaşını
doldurmamış işçilerin gece çalıştırılmasını yasaklamaktadır.
Türk İş Kanunu’nun 69uncu Maddesi hükümlerinin çocuk
işçiler bağlamında, çocuklara sağlanan koruma açısından
6 ve 90 Sayılı ILO Sözleşmelerinde yer alan kurallara
uygun olduğu ve hatta bu kurallardan daha ileri olduğu
belirtilmelidir.
Ancak, çocukların çalıştığı sanayi dışı işlerle ilgili
Türk mevzuatı 79 Sayılı ILO Sözleşmesinde yer alan
standartlara ulaşılacak biçimde daha fazla geliştirilebilir.
2.Ağır ve Tehlikeli İşlerde Çalıştırma
Yasağı
İş Kanunu’nun 78inci Maddesine göre
16 yaşını doldurmamış çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde
çalıştırılamaz. Aynı Maddede, bu hükmün yanı sıra,
16 ile 18 yaş arasındaki işçilerin çalıştırılabileceği
ağır ve tehlikeli işlerin özel bir yönetmelikte ayrıntılı
biçimde tanımlanacağı da belirtilmektedir. Bu Kanun
uyarınca düzenlenmiş Ağır ve Tehlikeli İşlere ilişkin
Yönetmeliğin 2(2)nci Maddesi 16 yaşını doldurmamış
çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını
yasaklamaktadır. Ayrıca aynı Maddenin 1inci alt-maddesi
16 ile 18 yaş arasındaki genç işçilerin söz konusu
yönetmelik ekindeki tabloda belirtilen işlerde çalıştırılmasını
yasaklamaktadır. Ancak, ona ltı yaşını doldurmuş olan,
mesleki eğitim ve ihtisas eğitimi veren okullardan
mezun olan ve bu eğitim konusunda deneyim kazanmak
isteyen genç işçiler 3 ve 4üncü alt-maddelere göre,
listenin 35inci satırı ile 62nci satırı arasında belirtilen
işlerde çalıştırılabilirler.
Denizde çalışılan işlerle ilgili olarak, 25 Mayıs
1959 tarihinde Türkiye tarafından onaylanmış olan
15 sayılı ILO Sözleşmesi ve Deniz İş Kanunu’nun 6(2)nci
Maddesi 18 yaşını doldurmamış olanların gemi bordasında
istifleyici ve ateşçi olarak çalıştırılmasını yasaklamaktadır.
Çocuk işçilerle ilgili programların eşgüdümünden,
yeni program kavramlarının geliştirilmesinden ve mevzuatın
iyileştirilmesinden sorumlu olan Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Çocuk İşçilerle ilgili
Birim seçilen bir grup müfettişe çocuk işçiler konusunda
eğitim vermiştir. Teftiş sistemi yeniden gözden geçirilmiş
ve çocukların çalışma koşullarının iyileştirilmesi
için müfettişler tarafından önerilen önlemler geliştirilmiş
iletişim teknikleri kullanılarak uygulanmıştır. Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı özellikle deri sektöründe
kullanılan çözücülerin kötü etkilerine maruz kalmış
çocuklar için, kimyasal maddelerin deri sanayinde
çalışan çocuklar üzerindeki etkilerini araştırmaya
başlamıştır.
Eğitim Bakanlığı Çıraklık Eğitim Merkezlerinde görevli
öğretmenler ve okul müdürleri ile birlikte bilinçlendirmeyi
artıracak faaliyetlerde bulunmuş ve mevcut sistemleri
iyileştirmek amacıyla çıraklık eğitiminin etkinliği
konusunda kapsamlı bir araştırma yapmıştır.
Devlet İstatistik Enstitüsü çocukların kanuna aykırı
biçimde çalıştırılmasının engellenmesi için gerekli
önlemlerin alınması amacıyla Hükümete doğru bilgi
temin edebilmek için bu sorunla ilgili istatistiki
verileri derlemek üzere ulusal düzeyde hane halkı
anketi yapmıştır.
Türkiye’de Çocuk İşçiliğinin Engellenmesine ilişkin
Uluslararası Programın iki yıllık birinci döneminde
kurulmuş olan ve Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesinde
faaliyette bulunan Sokaklarda Çalışan Çocuklarla ilgili
Merkez çalışan çocuklara sağlık ve eğitim desteği
ile psiko-sosyal destek sağlamıştır. Türkiye İşverenler
Sendikası Konfederasyonu küçük ölçekli işletme işverenlerini
bilinçlendirmek için Çıraklık Eğitimi veren Okullarla
işbirliği yaparak sanayi bölgelerinde seminerler düzenlemiş
ve çalışan çocuklara sağlık, eğitim ve psiko-sosyal
hizmetler sunmak üzere İstanbul’da bir sanayi bölgesinde
Çocuk Emeği Birimi kurmuştur.
Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu üyelerine
çocuk emeği konusunda eğitim verecek çekirdek eğitmenler
grubuna eğitim sağlamıştır. Konfederasyon ayrıca çalışan
çocukların ana babalarına gelir sağlamak için işe
nasıl başlanacağı ve işin nasıl geliştirileceği konusunda
eğitim sağlamaktadır.
Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler ve Meslek
Merkezleri Araştırma Enstitüsü Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar
Konfederasyonu için çocukların yasaya aykırı olarak
çalıştırılmasını engelleyecek eğitim programları geliştirmektedir.
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu İstanbul’da
deri sektöründeki küçük ölçekli işletmelerde çocuk
emeği sorunlarını belirlemek ve ele almak amacıyla
üyelerini bilinçlendirmiş ve çocuk emeğine karşı ulusal
ve 6 adet bölgesel eylem bölgesi oluşturmuştur. Ayrıca,
çalışan çocukların ve ana babalarının yaşam kalitesini
yükseltmek için çocuk hakları, çocuk emeğinin etkisi,
sağlık, beslenme, ilk yardım, işçi sağlığı ve emniyeti
konularında üyelerine ve çalışan çocuklara eğitim
vermektedir.
Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Vakfı çalışan çocukların
işyerinde eğitimi için en önemli grup olan ustabaşı
eğitmenlerine eğitim sağlamıştır. Ayrıca, Türkiye’nin
güneydoğu bölgesinde sokaklarda çalışan çocuklar için
mesleki eğitim düzenlemiştir.
Türkiye Kalkınma Vakfı kırsal kesimde çocuk emeği
için bir model geliştirmiş ve bu model çerçevesinde
ilkokul derslerini tamamlayıcı nitelikte mesleki eğitim
vermiş ve gelir sağlayıcı faaliyetler yürütmüştür.Şimdi
ise ülkenin iki bölgesinde gelir sağlamak için işe
nasıl başlanacağı ve işin nasıl geliştirileceği konusunda
çalışan çocukların ana babalarına eğitim vermektedir.
Fişek Enstitüsü, Çalışan Çocuklar Vakfı, Bilgi ve
Eylem Merkezi metal ve otomotiv sanayiinde, deri sanayiinde
ve özellikle ayakkabı imalatı sektöründe çalışan çocuklara
sağlık hizmetleri temin etmiştir. Çıraklık Okulları
ile işbirliği yapılarak, Ankara ve İstanbul’da metal
ve otomotiv sanayii sitelerinde çalışan çocukların
düzenli olarak sağlık kontroluna tabi tutulması için
gezici bir klinik kurulmuştur.
Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Vakfı Doğu Anadolu’da
göçmen çocuklar ve sokaklarda çalışan çocuklar için
eğitim kursları düzenlemiştir.
İnsan Kaynakları Geliştirme Vakfı ilkokul müdürlerine
çocuk emeği konusunda eğitim vermiştir.
Kadın Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı kız çocukların
ev işlerinde çalıştırılmasının geçmişteki ve halihazırdaki
durumu konusunda bir araştırma yapmıştır.
Ankara’da belli başlı Üniversiteler öğrencilerini
çocuk emeği konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapmışlardır.
Emniyet Genel Müdürlüğü, Asayiş Daire Başkanlığı,
Küçükleri Koruma Bölümü çocuklara daha iyi hizmet
verebilmek için kapasitesini geliştirmiştir.
Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 179(4)üncü Maddesinde
12 ile 16 yaş arasındaki çocukların çalıştırılamayacağı
sağlıksız işlerin İş Kanunu’nda belirtileceği ifade
edilmektedir. Bu hüküm ağır ve tehlikeli işler konusunda
İş Kanunu’na gönderme yaptığı için,İş Kanunu’nun 78inci
Maddesi ile Ağır ve Tehlikeli İşlere ilişkin Yönetmelik
Borçlar Kanunu kapsamında genç işçilere de uygulanmaktadır.
Ancak, genç işçilerin ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması
konusunda İş Kanunu’nda yer alan kurallar 12 ile 16
yaş arasındaki çocuklarla ilgili özel herhangi bir
hüküm öngörülmeden Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda benimsenmiştir.
Avrupa Sosyal Şartı’nın 7(2)nci Maddesi tehlikeli
ve sağlıksız olarak tanımlanan işlerde çalışmak için
alt yaş sınırının 15 yaşın üzerine çıkartılmasını
gerektirmektedir. Türkiye Avrupa Sosyal Şartı’nı henüz
onaylamamış olmakla birlikte,İş Kanunu’nun 78(1)inci
Maddesi ile ağır ve tehlikeli işler için alt yaş sınırı
16 yaş olarak belirlenmiş olup, Avrupa Sosyal Şartı’na
uymaktadır.
Bazı ILO sözleşmelerinde ve tavsiyelerinde ağır ve
tehlikeli işlerle ilgili geçici hükümler yer almaktadır.
Türkiye tarafından 7 Mart 1968 tarihinde onaylanmış
olan 115 Sayılı ILO Sözleşmesi 18 yaşını doldurmamış
genç işçilerin iyonlaştırıcı radyasyonun söz konusu
olduğu işlerde çalıştırılmasını yasaklamakta ve bu
tür işlerde belirli şartlarla 18 yaşını doldurmuş
olanların çalıştırılmasına izin vermektedir. Ağır
ve Tehlikeli İşlere ilişkin Yönetmelik de 16 yaşını
doldurmamış genç işçilerin bu tür işlerde çalıştırılmasını
yasaklamaktadır.
Türkiye tarafından 30 Kasım 1972 tarihinde onaylanmış
olan 117 Sayılı ILO Sözleşmesi genç işçilerin fiziksel
olarak taşıdığı ağır yüklere sınırlama getirmektedir.
Ağır ve Tehlikeli İşlere ilişkin Yönetmelik hükümleri
bu sınırlamalara uymaktadır.
Sonuç olarak,İş Kanunu’nda yer alan hükümlerin ve
bu Kanuna uygun olarak yayınlanan yönetmeliklerin
ILO Sözleşmelerine uygun olduğu söylenebilir.
3.Yeraltında ve Sualtında Çalıştırma Yasağı
İş Kanunu’nun 68inci Maddesine göre 18 yaşını doldurmamış
olanlar yeraltında ve sualtında çalışılacak işlerde
çalıştırılamazlar. Bu hüküm niteliğine bakılmaksızın,
yeraltında ve sualtında gerçekleştirilen tüm faaliyetleri
kapsamaktadır.
Ereğli Kömür Madenlerinde Çalışan Maden İşçilerinin
Haklarına ilişkin 51 Sayılı Kanunun 2nci Maddesi 18
yaşını doldurmamış olanların madende çalıştırılamayacağını
belirtmektedir. Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 173(1)inci
Maddesinde 12 yaşından küçük çocuklar için benzer
bir hüküm yer almaktadır.
Yeraltında ve sualtında çalışma konusu İş Kanunu’nun
5inci Maddesi kapsamı dışında bırakılmamıştır. Bu
nedenle, bu tür işler İş Kanunu’nun 68inci Maddesine
tabidir. 151 Sayılı Kanun ile Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun
173(1)inci Maddesi uygulamada değerini yitirmiştir.
İş Kanunun 68inci Maddesinde yeraltında çalışılan
işler için öngörülen 18 yaş sınırı, yaş sınırını 16
olarak belirleyen 123 Sayılı ILO Sözleşmesi hükümlerinden
daha ileridir.
4.Eğlence Sektöründe Çalıştırma Yasağı
Yerel belediyeler Umumi Hıfzısıhha
Kanunu’nun 176ncı Maddesi ile kendilerine verilen
yetki çerçevesinde 18 yaşını doldurmamış çocukların
bar, kabare, dans salonları, kahve, gazino ve hamamlarda
çalıştırılmasını yasaklayacaklardır. Burada listelenen
işyerleri sınırlandırılmamıştır. Bu hüküm her türlü
eğlence merkezinde 18 yaşını doldurmamış olanların
çalıştırılmasını yasaklamaktadır. 2559 sayılı Polis
Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 12(2)nci Maddesinde
bu yaş sınırı 21 olarak öngörülmektedir. Bu geçici
bir hüküm olduğu için, Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda
öngörülen 18 yaş sınırından daha üstün olacaktır.
3.İşin Düzenlenmesi
2.5.3.1. Çalışma Saatleri
İş Kanunun 61inci Maddesi kapsamında iş süresi genelde
haftada 45 saattir ve bu süre haftada altı gün çalışılan
işyerlerinde günde 7 ½ saat olarak uygulanır. Cumartesi
günleri kısmen veya tamamen tatil olan işyerlerinde
günlük iş süresi 45 saat iş günlerine bölünerek belirlenecektir.
Örneğin, haftada beş gün çalışılan bir işletmede günlük
çalışma süresi dokuz saat olacaktır.
Bu genel hükme ek olarak,İş Kanunu’nun 67(3)üncü Maddesi
okula devam edenlerin çalışma günlerini okul saatlerine
engel olmayacak şekilde düzenlemekte ve ders saatlerini
7 ½ saatlik çalışma süresinin içinde saymaktadır.
Aynı Kanunun 1 ve 2nci Maddeleriyle birlikte değerlendirildiğinde,
13 ile 15 yaş arasındaki çocukların azami çalışma
süresi 7 ½ saat olmakta ve tüm ders saatleri çalışma
süresinin içinde sayılmaktadır.
Umumi Hıfzısıhha Kanununun 173/IInci Maddesine göre,
12-16 yaşları arasındaki çocukların en fazla çalışma
süresi günde 8 saate geçemez. Bu Madde öncelikle İş
Kanunu’na tabi olmayan işlerde çalışan çocuklara uygulanacaktır.
Buna ek olarak, bu Madde İş Kanunu’na tabi olan 15-16
yaşlarındaki çalışan çocuklara da uygulanabilir. Umumi
Hıfzısıhha Kanunu’nun 173üncü Maddesinin çocuklar
ve gençler için iş güvencesi sağlayan koruyucu genel
bir ilke olduğu sonucuna varılabilir.
Bu nedenle, 16 yaşını doldurmamış çocuklar için günlük
çalışma süresi en fazla 7 ½ saat ve İş Kanunu’na tabi
olan işlerde çalıştırılan tüm genç işçiler için yine
7 ½ saattir. 16 yaşından büyük tüm genç işçiler çalıştıkları
işyerinin günlük standart çalışma süresine tabidir.
İş Kanunu’na tabi olmayan genç işçileri korumak için
Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun 173üncü Maddesi İş Kanunu’nun
67nci Maddesi ile birlikte dikkate alınmalıdır.
ILO Anlaşmalarında genç işçilerin çalışma saatleri
konusunda genel bir düzenleme yapılmamıştır. Yalnızca
153 Sayılı Tavsiyede genç deniz işçilerinin normal
çalışma saatlerinin günde 8 saati ve haftada 40 saati
aşmaması tavsiye edilmektedir.
Denizİş Kanunun 26ncı Maddesinde düzenlemeye gidilerek
çalışma süresinin günde 8 saat ve haftada 48 saat
olması hükme bağlanmıştır, ancak genç deniz işçileri
ile ilgili özel bir düzenleme yapılmamıştır. Deniz
İş Kanununda gerekli düzenlemenin olmadığı durumlarda
genel bir kanun olan Borçlar Kanunu ve Umumi Hıfzısıhha
Kanunu geçerli olacaktır. Türkiye tarafından onaylanmış
olan 58 Sayılı ILO Anlaşması’na göre, 15 yaşını doldurmamış
çocuklar gemilerde çalıştırılamaz. Bu Anlaşma ve kanunlar
birlikte değerlendirildiğinde, 15-18 yaş arasındaki
gençlerin gemilerde yalnızca günde 8 saat çalıştırılabileceği
sonucuna varılabilir.
2.5.3.2. Fazla Mesai
Fazla Mesai Yönetmeliğinin 4/a Maddesine göre, 15
yaşını doldurmamış çocukların fazla mesai yapmasına
izin verilmemektedir. 15 yaşını doldurmuş gençlerin
yasal sınırlar içinde fazla mesai yapmasına izin verilmektedir.
2.5.3.3. Dinlenme Süreleri
Mola işçilere yasal günlük çalışma saatleri içinde
tanınan dinlenme süresidir. Yönetmelikte çocukların
ve genç işçilerin dinlenme süreleriyle ilgili özel
bir hüküm bulunmamaktadır.İş Kanunu’na tabi olan çocuk
ve genç işçiler İş Kanunu’nun dinlenme süreleriyle
ilgili 64üncü Maddesi hükümlerinden yararlanırlar.
İş Kanunu’na tabi olmayan çocuk ve genç işçilere Borçlar
Kanunu’nun 334/Iinci Maddesini uygulamak mümkündür.
Bu Maddeye göre, “işveren alışılmış saat ve günlerde
işçilerin dinlenmesine izin vermek zorundadır.”
2.5.3.4. Hafta Sonu Tatilleri, Ulusal Bayramlar ve
Genel Tatil Günleri
Hafta Sonu Tatillerine ilişkin 394 Sayılı Kanuna veİş
Kanunu’nun 41inci Maddesine göre, haftada 6 gün çalışan
işçilere en az bir gün izin verilmektedir.
İş Kanunu’na tabi olmayan genç işçilerin hafta sonu
tatilleri için Borçlar Kanunu’nun 334/Iinci Maddesi
uygulanabilir. Hafta sonu Tatillerine ilişkin 394
sayılı Kanun Borçlar Kanunu’na tabi çocuk ve genç
işçilere de uygulanabilir. Ancak, Borçlar Kanunu’na
tabi olan genç işçiler İş Kanunu’nun 41inci Maddesinde
belirtilen hafta sonu tatili ücretinden yararlanamazlar.
Ulusal ve Genel Tatil Günlerine ilişkin 2429 Sayılı
Kanun İş Kanunu’na veya Borçlar Kanunu’na tabi olan
genç işçilere uygulanabilir.İş Kanunu’nun 42nci Maddesine
göre, bu Kanuna tabi olan işçiler genel tatil ücretinden
yararlanırlar. Ancak,İş Kanunu’na tabi olmayan işçiler
bu haktan yararlanamazlar.
Türkiye tarafından 11.02.1946 tarihinde onaylanmış
olan, Sanayi Tesislerinde Hafta Sonu Tatillerine ilişkin
14 Sayılı ILO Anlaşması 7 günlük çalışma süresi için
24 saat hafta sonu tatili öngörmektedir (Madde 2/I).
Türk mevzuatı bu konuda bu Anlaşma ile uyumludur.
2.5.3.5. Yıllık Ücretliİzin
İş kanunu’nun 49/IIIüncü Maddesine göre, 18 yaşında
veya daha küçük yaştaki işçilere en az 18 gün yıllık
ücretli izin verilir. Deniz İş Kanunun’da veya Basınİş
Kanunu’nda genç işçilerin yıllık ücretli izinleri
ile ilgili özel bir hüküm bulunmamakla birlikte, genç
işler yıllık ücretli izinle ilgili olanİş Kanunu’nun
40ıncı Maddesinden ve Basınİş Kanunu’nun 21inci Maddesinden
de yararlanırlar.
Borçlar Kanunu’na tabi olan genç işçilerin yıllık
ücretli izin haklarıyla ilgili herhangi bir hüküm
yoktur.
Anayasa’nın 50/III ve IVüncü Maddesine göre, “Dinlenmek
çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili
ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla
düzenlenir.” Anayasa bu Madde ile yıllık ücretli izin,
ücretli hafta tatili ve bayram tatillerini sosyal
haklar olarak kabul etmiştir.
Kanunları yapan Millet Meclisi ücretli tatil haklarını
iş kanunlarıyla düzenlemiş, ancak Borçlar Kanunu’na
tabi olan işçiler için bu konuda herhangi bir hüküm
öngörmemiştir. Ücretli tatil hakkından yararlanmanın
ön-koşulu iş kanunları kapsamında çalışıyor olmaktır
(İş Kanunu, Madde 4). Bu nedenle, Borçlar Kanunu’na
tabi olan genç işçiler yıllık ücretli izin ve ücretli
tatil hakkından yararlanamamaktadır.
Borçlar Kanunu’na tabi olan çocuk ve genç işçiler
teknik olarak, yıllık ücretli izin, ücretli hafta
tatili ve ulusal tatillerden yararlanma hakkına sahip
olmamakla birlikte, yıllık izin hakkına sahiptirler.
Dinlenmenin çalışanların hakkı olduğu Anayasa’nın
50/IIIüncü Maddesiyle belirlenmiştir.
2.5.3.6. Cinsel Sömürü
“Irza geçme” ve “cinsel taciz” suçları Türk Ceza Kanunu’nun
414-416ncı Maddeleri ile düzenlenmektedir. Ceza Kanunu
mağdurun 15 yaşını doldurmuş olup olmadığına veya
mağdurun 15 yaşından büyük ve 18 yaşından küçük olup
olmadığına bağlı olarak çeşitli cezalar öngörmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 414üncü Maddesi 15 yaşını doldurmamış
küçüklere karşı ırza geçme suçu işleyenler için ve
415inci Maddesi cinsel taciz suçu işleyenler için
ceza öngörmektedir. 15 yaşını doldurmamış küçüklerin
isteyerek cinsel ilişkide bulunmuş olması suç iddiasından
vazgeçilmesini veya cezanın engellenmesini gerektirmemektedir.
416ncı maddenin üçüncü paragrafı küçüğün iradesine
karşı gerçekleşen cinsel ilişki ile karşılaştırıldığında,
15 yaşını doldurmamış ve cinsel ilişkiye rıza göstermiş
küçüklerle cinsel ilişkiye girenler için daha hafif
bir ceza öngörmektedir. Ancak, bu durum yalnızca mağdurun
15 ile 18 yaş arasında olması durumunda geçerlidir.
2.5.3.7. Zorunlu Askerlik Yaşı
1111 Sayılı Askeri Kanun’un 2nci Maddesine göre askerlik
yaşı ilgili kişinin 20 yaşını doldurduğu yılın Ocak
ayının birinci günü başlamaktadır. Bu hüküm 18 yaşını
doldurmamış olanların askere alınamayacağını açıkça
ortaya koymaktadır. 20 yaşını doldurmuş erkek çocuklar
eğitimlerine devam ettiklerini belgelemeleri durumunda
askerlik hizmetini erteletebilmektedirler.
2.5.3.8. Mahkemede İsteğe Bağlı Tanıklık
Etme
Mahkemede tanıklık etme konusu Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun 45 ve daha sonraki Maddeleriyle düzenlenmektedir.İlke
olarak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 45/Iinci
Maddesine göre, tanık yazılı bir davetle çağrılmaktadır
ve aynı Kanunun 46ncı Maddesine göre tanık herhangi
bir mazareti olmadan mahkemede hazır bulunmadığı takdirde,
zorla mahkemeye getirilmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 47/IIIüncü Maddesine
göre, “Sanığın doğal akrabaları veya kanuni akrabaları
(…) tanıklık etmekten vazgeçebilirler.” Bu hak tanıklık
etmeden önce tanıklara açıklanmaktadır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 52/Iinci Maddesine
göre, “15 yaşını doldurmamış olanlar mahkemede yemin
etmeden dinlenir”. Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun
247/Iinci Maddesinde de 15 yaşını doldurmamış olanların
tanıklık etmeden önce yemin etmeyecekleri belirtilmektedir.
Herkes tanıklık etmeyi kabul etmekle yükümlüdür (Hukuk
Muhakemeleri Usulü Kanunu, Madde 253). Bu nedenle,
bu yükümlülük reşit olmayan tanıklar için de geçerlidir.
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun tanıkların tanıklıktan
çekilmesini düzenleyen maddeleri reşit olmayanlara
da uygulanmaktadır.
Okur yazar olan sağır ve dilsiz kişiler ve çocuklar
yazılı olarak sorgulanır ve cevapları da yazılı olarak
kaydedilir. Bu kişilerin okur yazar olmaması durumunda,
sorguları profesyonel kişilerce yapılır (Hukuk Muhakemeleri
Usulü Kanunu, Madde 270).
2.5.3.9. Cezai Sorumluluk
Türk Ceza Kanunu’na göre tam cezai sorumluluğa geçiş
yaşı 18’dir.Bununla birlikte, Çocuk Mahkemeleri Kanunu’na
göre, Çocuk Mahkemelerinde yargılanma yaşının alt
sınırı 15 yaştır.
2.5.3.10. Özgürlüğün Kısıtlanması ve Hapsetme
11 yaşından küçük çocuklar hapsedilemez; bu çocuklara
karşı yalnızca güvenlik önlemleri alınabilir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri yalnızca
konunun Çocuk Mahkemeleri Kanunu’nun 18inci Maddesi
kapsamında ele alınmamış olması durumunda uygulanır.
Bu nedenle, Çocuk mahkemeleri Kanunu’nda tutuklama,
gözaltı ve hapsetme ile ilgili hüküm bulunmadığında
Türk Ceza Kanunu’na ve diğer temel mevzuata başvurulacaktır.
Gözaltı, tutuklama ve hapsetme konuları olası hatalara
ve keyfi harekete karşı hukuki telafi yöntemlerini
içeren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 127’den
131’e ve 104’den 121’e kadar olan Maddelerinde yer
alan belirli kurallara tabidir. Gözaltı, tutuklama
ve hapsetme yöntemlerinin kullanılması çocuklar söz
konusu olduğunda daha da zorlaştırılmıştır ve en son
başvurulacak çare olarak kabul edilir. Çocukların
göreceği zararın en aza indirgenebilmesi için kurallar
ve mekanizmalar uygulanmaya başlamalıdır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 19(2)nci Maddesi
kapsamında, alt ceza sınırının üç yılı geçmediği hafif
suçlar için soruşturma ve yargılama aşamalarında çocuğun
tutuklanması ve gözaltına alınması mümkün değildir.
Öte yandan 37nci Maddede gözaltına alınan veya tutuklanan
küçüklerin küçüklere ayrılmış cezaevlerinde veya bu
tür cezaevleri olmadığında yetişkinlere ait cezaevlerinin
ayrı bölümlerinde alıkonmaları gerektiği belirtilmektedir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 138inci Maddesine
göre, yargılanan çocuklara danışma hizmetlerinin sağlanması
zorunludur.
2.5.3.11. Alkol ve Benzeri Madde Tüketimi
Türk Ceza Kanunu’nun 403 ve daha sonraki Maddeleri
uyuşturucularla ilgili suçları ele almakta ve işlenen
bu tür suçlarda 18 yaşını doldurmamış veya cezai sorumluluğu
olmayan kişilerin kullanılmasını ağırlaştırıcı koşul
olarak kabul etmektedir.
18 yaşını doldurmamış kişilere uyuşturucu verilmesi
de 104üncü Madde kapsamında ağırlaştırıcı birşarttır.
Türk Ceza Kanunu’nun alkollü içki satışı ile ilgili
574(2)nci Maddesinde “18 yaşını doldurmamış olanlara
veya zihinsel veya psikolojik bozukluk nedeniyle normal
durumda olmadıkları açıkça belli olanlara nerede olursa
olsun alkollü içki verenler iki aya kadar hapis cezası
ile cezalandırılacaktır” hükmü yer almakta ve buna
ek olarak “mal sahibinin alkollü içki satıcısı olması
durumunda, işini/mesleğini yapması yasaklanabilir”
ifadesine yer verilmektedir.
Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 12nci Maddesi
uyarınca genç kızların ve kadınların gazino, bar,
müzikhol ile alkollü içki içilen benzer yerlerde ve
hamam, plaj gibi yerlerde çalıştırılması o bölgenin
en yüksek idari görevlisinin onayına bağlıdır.
21 yaşını doldurmamış erkek ve kadınlar hiç bir şekilde
bu tür yerlerde çalıştırılamazlar.
Polis 18 yaşını doldurmamış olanların, yanlarında
vasi veya velileri bulunsa bile, barlara, müzikhollere
ve alkollü içki içilen yerlere girmelerini engelleyecektir.
18 yaşını doldurmamış olanlara alkol ve tütün satışı
valilik kararıyla yasaklanmıştır. Bu yasak yerel makamlarca
denetlenmektedir.
|