Önsöz
Türkiye:Profil
Giriş
1.Genel
Uygulama Önlemleri
2.Çocuk Tanımı
3.Genel İlkeler
4.Medeni Hak Ve Özgürlükler
5.Aile Ortamı Ve Alternatif Bakım
6.Çocukların Temel Sağlık Ve Refahı
7.Eğitim, Boş Zaman Ve Kültürel Etkinlikler
8.Özel Koruma Önlemleri |
|
Türkiye'nin
Profili
1.Coğrafya
Doğunun batıyla ve kuzeyin güneyle buluştuğu üç kıtanın
birleştiği noktada bulunan Türkiye aynı zamanda hem
Avrupa hem de Balkan, Kafkas, Orta Doğu, Akdeniz ve
Karadeniz ülkesidir.
774.815 kilometre kare yüzölçümüne sahip bir ülke
olan Türkiye’nin topraklarının yüzde 97’si Asya kıtasında,
geri kalan yüzde 3’ü ise Avrupa’dadır.
2.Tarih
1071 yılında Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu Yarımadasına
yerleşen Selçuk Türkleri yaklaşık iki yüz yıl burada
hüküm sürmüştür. On dördüncü yüzyılın başında Anadolu’da
kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu uzun süre çağının
başlıca güçlerinden biri olmuştur. Bu İmparatorluğun
çöküşünden sonra 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti
kurulmuştur. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün
başarılı reformlarıyla Türkiye modern bir devlet olarak
doğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan başlayarak
her zaman barışçı bir politika izlemiştir. Tüm ülkelerle
dostane ve karşılıklı çıkara dayalı ilişkiler sürdürülerek,
bölgesel ve uluslararası işbirliği programları desteklenerek,
uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözümlemeye çabalayarak,
bölgesel ve uluslararası barışa katkıda bulunularak,
istikrar ve refah Türk dış politikasını yönlendiren
temel ilkeler olmuştur.
Türkiye aynı zamanda hem NATO hem de Avrupa Konseyi,
OECD, OSCE, İslam konferansı Örgütü, Ekonomik İşbirliği
Örgütü ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü üyesidir.
Ayrıca tam üye olma amacıyla Avrupa Birliği ortak
üyesidir.
3.İdari Yapı
Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir
hukuk devletidir.
İdari yapısı güçlerin ayrılığı ilkesine göre yasama,
yürütme ve yargı organlarından oluşmaktadır. Yasama
yetkisi Türk ulusu adına (bundan böyle “Parlamento”
olarak anılacak olan) Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından kullanılır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı
ve Bakanlar Kurulu tarafından ve yargı yetkisi bağımsız
mahkemeler tarafından kullanılır. Anayasa hükümleri
yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını
ve diğer tüm organları ve bireyleri bağlayan temel
hukuk kurallarıdır.
Parlamento her beş yılda bir genel oyla seçilen beşyüzelli
milletvekilinden oluşur. Cumhurbaşkanı Parlamento
tarafından seçilir. Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından
Parlamento üyeleri arasından atanır. Bakanlar Başbakan
tarafından atanır ve Parlamento tarafından onaylanır.
Merkezi idare Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlardan
oluşur.
Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Hiç bir organ,
makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında
mahkemelere veya hakimlere emir veya talimat veremez.
Yargıtay temyiz mahkemesi görevi yapar. Çocuk Mahkemeleri
1979 yılında kurulmuştur.
4.Ekonomik Yapı
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren çeşitli
kalkınma stratejileri benimsemiştir. Cumhuriyetin
ilk yıllarında büyük ölçüde tarıma dayalı bir politika
izlenmiştir. Ancak, sanayileşme alanında başarılı
programlar Devlet ekonomik yaşama daha yoğun biçimde
müdahale etmeye başladığında uygulanmıştır.
Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı 1960 yılından sonra
uygulanmaya başlamış ve birinci ekonomik kalkınma
planı 1963 yılında yürürlüğe konmuştur. Bu nedenle
ithal ikamesi politikası izlenmiştir. Uluslararası
sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ve kamu
sektörünü yeniden yapılandırma hamlesi 1989 yılından
itibaren uygulanan belli başlı ekonomik politikalardır.
Türkiye ithal ikamesine dayalı içe dönük bir ekonomiden
hemen hemen tüm sektörlerde dünya ile bütünleşmiş
dışa dönük bir ekonomiye kayda değer bir dönüşümü
gerçekleştirmiştir. Bu çarpıcı dönüşüm sürecinde dış
ticaret rejimi tümüyle yeniden gözden geçirilmiş ve
basitleştirilmiştir. Dışalım kotaları tümüyle kaldırılmış
ve dışalımı kısıtlanan mal listesi savaş gereçleri
ve ilaçlarla sınırlandırılmıştır. Döviz kurlarının
günlük olarak belirlenmesi ilkesi benimsenerek dışsatım
teşvikleri yaygınlaştırılmıştır. Dış ticaret rejimindeki
etkili değişikliklere paralel olarak finans sektöründe
de esaslı reformlar başlatılmıştır.
Dış ticaret rejiminin serbestleştirilmesi Türkiye’nin
esas olarak komşularıyla ticaret yapan tarımsal mal
ihracatçısından esas olarak sanayi malları ihraç eden
dünya çapında bir tüccara dönüşmesinde önemli bir
rol oynamıştır.
1980 yılında 11 milyar Amerikan Doları olan ticaret
hacmi 1996 yılında 68 milyar Amerikan Doları’na çıkmıştır.
Türkiye öncelikle sanayi malları üreten bir ülke haline
gelmiştir.
Yeni dönemde ekonominin ortalama büyüme hızı da artmıştır.
1971-1980 döneminde ortalama GSMH büyüme hızı yılda
yüzde 4 olmuştur. 1981-1990 döneminde yüzde 5.3’e
yükselmiş ve 1991-1997 arasında yüzde 4.8 olmuştur.
Kişi başına milli gelir 1980 yılında 1200 USD iken
1997 yılında 3000 USD’ye yükselmiştir.
Yeni ekonomik program yüzde 3 reel GSMH büyüme oranı
ile enflasyon oranında 1998 yılı sonuna kadar yüzde
50 oranında önemli bir düşüş hedeflemektedir.
Ülkenin değişik bölgelerinde gözlenen farklı kabiliyetler,
özellikler ve sorunlar sektörel tercihlerin bölgesel
analizlerle birlikte düşünüleceği yeni yaklaşımlar
içeren modellerin planlanması ihtiyacını gündeme getirmiştir.
Bu bağlamda Devlet daha az gelişmiş bölgelerde refah
düzeyini yükselterek bölgelerarası farklılıkları azaltmayı
amaçlamaktadır.
5.Demografik Yapı
Türkiye’de ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış,
bunu 1935 yılında ikincisi izlemiştir. Bu tarihten
sonra beş yıllık aralarla tekrarlanmıştır. 1927 yılında
13 milyon olan nüfus 1990’da 56,5 milyona ve 1997
yılında 62.5 milyona ulaşmıştır. Türkiye nüfus açısından
Orta Doğuda birinci, Avrupa’da beşinci sıradadır ve
dünyada ilk yirmi ülke arasındadır. Nüfus artış hızı
1990-97 döneminde yüzde 1.51 olmuştur.
1960lı yıllarda uygulanmaya başlayan nüfus politikası
Sağlık Bakanlığını aile planlamasını teşvik etmekle
görevlendirmiştir. Bu nedenle gebeliğin tonlandırılmasına
izin verilmiş ve aile planlaması hizmetlerini anne
ve çocuk bakımı hizmetleriyle birleştiren yeni bir
yaklaşım uygulanmaya başlamıştır.
Hızlı nüfus büyüme oranı sonucunda Türkiye genç bir
nüfusa sahip olmuştur ve nüfusunun üçte birinden fazlası
15 yaşın altındadır.
Ancak, oranın 1960 yılında binde 48.9’dan 1997’de
binde 20.8’e düşmesiyle de kanıtlandığı gibi Türkiye’de
doğum oranında genel bir gerileme vardır.
Türkiye’de ölüm oranında da bir gerileme gözlenmektedir.
1960 yılında binde 19.8 olan bu oran 1997 yılında
binde 6.5’e düşmüştür. Devlet İstatistik Enstitüsü
(DİE) tarafından 1989 yılında yapılan Türkiye Demografik
Araştırmasına göre, bebek ölüm oranı da gerilemiştir.
Hane halkı nüfusunun ortalama büyüklüğü 4.5 kişidir.
1996 yılı verilerine göre evlenme oranı yüzde 7.76’dır.İlk
evlilikte ortalama yaş erkeklerde 25.8, kadınlarda
22.1’dir. Türkiye’de evliliklerin büyük bir bölümü
(yüzde 84.92’si) hem resmi hem de dini nikahla gerçekleşmektedir.
Yalnızca dini nikahla gerçekleşen evlilikler hukuken
geçersiz olduğu için, idari ve adli önlemlerle resmi
nikah teşvik edilmiştir.
Son 55 yıl içinde okur yazarlık oranı erkeklerde yaklaşık
üç katı ve kadınlarda yedi katı artmıştır. Zorunlu
ilköğretim bu sonuçta doğrudan etkili olmuştur. 1990
yılında okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 19.5’dir.
1945 ile 1950 arasındaki dönem kırsal alanlardan İstanbul,İzmir
ve Adana gibi büyük ticari merkezlere ve kentlere
ve başkent Ankara’ya ilk büyük akına tanık olmuştur.İkinci
göç dalgası 1965 ile 1979 arasında yaşanmıştır. Bununla
birlikte, 1975’den sonra uygulanan tarımsal sübvansiyon
politikaları ve kentlerde daha fazla hissedilen yüksek
enflasyonist eğilim bu hareketi yavaşlatmıştır.
1997 verilerine göre, yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının
sayısı 1.3 milyondur; bunların bakmakla yükümlü oldukları
kişiler dikkate alındığında bu sayı 3.4 milyona çıkmaktadır.
6.İşçi İşveren İlişkileri
1996 verilerine göre 22.2 milyon kişi olan toplam
işgücünün yüzde 6.1’i işsizdir. Çoğunlukla kentsel
alanlarda eğitim görmüş gruplar arasında işsizlik
oranındaki artış erkekler arasında yüzde 27.0 ve kadınlar
arasında yüzde 35.8 olmakla birlikte, bu rakam 1995
yılı rakamlarıyla karşılaştırıldığında, işsizlik oranının
yüzde 6.9’dan yüzde 6.1’e düştüğünü göstermektedir.
Türkiye genelinde işgücüne katılım oranı yüzde 49.9’dur
(erkeklerde yüzde 70.6 ve kadınlarda yüzde 29.4).
Tarımsal işgücünün yüzde 58’i kadınların yüzde 72’sini
oluşturduğu ailede ücretsiz çalışanlar grubundandır.
1994 yılında Devlet Planlama Teşkilatı tarafından
hazırlanmış olan Cinsiyet İstatistikleri Dizisi aile
reisinin kadın olduğu ailelerin oranının yüzde 7.9
olduğuna işaret etmektedir. Bu oranlar kırsal kesimde
yüzde 8 ve kentsel kesimde yüzde 7.9’dur.
Türkiye’de sosyal güvenlik planları
çalışanları ve bakmakla yükümlü oldukları kişileri
destekler. Kamu ve özel sosyal sigorta sistemleri
son on yılda, işsiz olmalarına rağmen düzenli olarak
prim ödeyenler için sosyal güvenlik programları uygulamaya
başlamıştır. Bu sosyal sigorta sistemlerinden ev kadınları
da yararlanabilmektedir.
Sosyal güvenlik hizmetleri işyerinin niteliğine bağlı
olarak dört sosyal güvenlik kuruluşu tarafından temin
edilmektedir: Emekli Sandığı (ES), Sosyal Sigortalar
Kurumu (SSK), Bağımsız Çalışanların Sosyal Sigorta
Kuruluşu (Bağ-Kur) ve özel sigorta kuruluşları.
1996 yılı sonunda ES kapsamında 10.9 milyon kişi,
SSK kapsamında 28 milyon kişi, Bağ-Kur kapsamında
13.7 milyon kişi ve özel sigorta kuruluşları kapsamında
308,000 kişi bulunmaktadır. Böylece, toplam nüfusun
yüzde 83.6’sını oluşturan yaklaşık 52.6 milyon kişi
sosyal güvence kapsamındadır.
Sosyal sigorta kapsamında olan çocuklar genellikle
on sekiz yaşını bitirene kadar veya 18 yaşından büyük
olduklarında eğitimlerini tamamlayana kadar desteklenmektedir.
On sekiz yaşından büyük kızlar ise evlenene kadar
sigorta kapsamında kalmaktadır. Evlenmemeleri durumunda
yaşamları boyunca sosyal sigortadan yararlanabilmektedirler.
ES emeklilik, sakatlık ve ölüm halinde devlet memurlarını,
diğer kamu çalışanlarını ve eşleriyle çocuklarını
desteklemektedir. Emekli, dul ve yetimler yüzde 9.6,
bakmakla yükümlü oldukları kişiler yüzde 72.3 oranındadır.
1986 yılında uygulanmaya başlayan bir hüküm erkek
ve kadınların sırasıyla 60 ve 55 yaşlarında emekli
olmalarına olanak sağlamıştır. Bunun yanı sıra, 27Şubat
1992 tarihinde kanunlaştırılan 3774 sayılı Kanunla
yapılan değişiklik erkek ve kadınların sırasıyla 25
ve 20 yıl çalıştıktan sonra emekli olmalarına izin
vermektedir.
Aktif olarak çalışanların yüzde 16.5’i, emekli, özürlü,
dul ve yetimlerin yüzde 9.1’i ve bakmakla yükümlü
oldukları kişilerin yüzde 69.7’si SSK güvencesi kapsamındadır.İsteğe
bağlı sigortalılar ve tarım işçileri SSK güvencesi
kapsamında olanların yaklaşık yüzde 4.6’sını oluşturmaktadır.
SSK güvencesi kapsamındaki bir işçi aşağıda belirtilen
hallerde emekli aylığı almaya hak kazanmaktadır:
a.işçinin 55 veya 50 yaşını tamamlaması ve en az 5000
gün prim ödemesi,
b.yukarıdaki şartlara ek olarak, işçinin en az on
beş yıl ve en az 3600 gün sigortalı olması, veya
c.yukarıda (a)’da belirtilen şartlara ek olarak işçinin
25 veya 20 yıl süreyle sigortalı olması ve en az 5000
gün süreyle sakatlık, yaşlılık ve ölüm riski sigorta
primlerini ödemiş olması.
Bağımsız Çalışanlara ait Özel Sigorta Kuruluşu (Bağ-Kur)
esnaf, küçük tüccar ve bağımsız çalışanlar ile eşlerine
ve çocuklarına hastalık, yaşlılık, sakatlık ve ölüm
rizikosu halinde sosyal sigorta sağlayan bir kurumdur.
Bu bağlamda, sigortalıların yüzde 12.9’u aktif olarak
çalışmaktadır, yüzde 8.1’i emekli, özürlü, dul ve
yetimdir ve yüzde 72.6’sı bunların bakmakla yükümlü
oldukları kişilerdir. Bu Kuruluşun sigortalıları açısından
emekli maaşı için bir yaş sınırı yoktur. Sırasıyla
25 ve 20 yıl süreyle prim ödemiş her erkek ve kadın
ile 15 yıl süreyle prim ödemiş 55 yaşından büyük her
erkek ve 50 yaşından büyük her kadın başvuru halinde
kısmi emeklilik maaşına hak kazanmaktadır.
Özel sigorta şirketlerinde ise güvence kapsamında
olanların yüzde 23.1’i aktif çalışanlardan, yüzde
19.2’si emeklilerden, özürlülerden, dul ve yetimlerden
ve yüzde 57.8’i bunların bakmakla yükümlü oldukları
kişilerden oluşmaktadır.
7.İnsan Hakları
7.1.Genel Bilgi
Türkiye demokratik değerleri paylaşmakta olup, Birleşmiş
Milletlerdin ve Avrupa Konseyi’nin temel uluslararası
belgelerinin çoğuna taraftır.
7.2.Türk Politika Amaçları
Türk Hükümetinin Programı demokratik uygulamaların
daha fazla geliştirilmesini, yönetimde şeffaflığın
sağlanmasını, etkin adalet sisteminin gerçekleştirilmesini
ve ifade özgürlüğünün daha fazla yaygınlaştırılmasını
içermektedir.
Türk Hükümeti bu taahhütleri izlemede,
o14 Ağustos 1997 tarihinde kanunlaştırılmış olan,
terörizm propagandası içeren makale yayınlamak nedeniyle
hüküm giymiş editörlerin mahkumiyetlerinin ertelenmesine
ilişkin kanunu parlamentoya sunmuştur;
o6 Ağustos 1997 tarihinde kanunlaştırılmış olan, cezaevlerinde
reform yapılmasına ve yeni mali kaynakların kullanılmasına
ilişkin bir başka yasayı parlamentoya sunmuştur;
o3 Aralık 1997 tarihinde, ilgili makamlarca dikkatle
izlenecek olan ve yasaların uygulanmasında insan haklarına
kesinlikle uymanın önemini belirten bir genelge yayınlamıştır;
Türk Ceza Kanununun yerini alacak
yeni taslağı Ocak 1998’de Parlamentoya sunmuştur.
Yeni taslakla 1984 yılından bu yana fiilen kaldırılmış
olan ölüm cezası kaldırılmakta ve ifade özgürlüğünü
yöneten hükümler yeniden yazılmaktadır;
Parlamento tarafından 21 Ocak 1998 tarihinde kanunlaştırılmış
olan ve terör vahşetinin sonuçlarından zarar görmüş
doğu ve güneydoğu illerinde özel teşvik ve istihdam
yaratıcı önlemler uygulanmasına içeren kapsamlı bir
kanunu sunmuştur;
Türk Ceza Kanununun 17, 159 ve 312nci Maddelerinde
ve ifade özgürlüğünü yöneten Terörle Mücadele Kanununun
8inci Maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin bir
başka tasarıyı Şubat 1998’de Parlamentoya sunmuştur;
Kamu görevlileri aleyhindeki cezai takibatları kolaylaştıran
bir kanun tasarısını Parlamentoya sunmuştur.
7.3.Mevcut Durumla İlgili Düşünceler
Hükümet başkanlığını insan haklarından sorumlu Devlet
Bakanının yaptığı bir İnsan Hakları Yüksek Koordinasyon
Komitesi kurmuştur. Bu Yüksek Komite bazıları gerekli
işlemlerin yapılması için Bakanlar Kuruluna sunulmuş
olan, insan hakları ile ilgili başka yasal ve idari
düzenlemelere ilişkin teklifler üzerinde çalışmaktadır.
Parlamentoya gönderilmiş olan değişikliklerden bazıları
henüz yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte,İnsan Hakları
Yüksek Koordinasyon Komitesince yapılan yoğun çalışmalar,
medyanın insan hakları ile ilgili konulardaki hassasiyeti
ve çeşitli devlet kuruluşlarının insan hakları ile
ilgili yoğun eğitim ve öğretim programları toplumun
tüm kesimlerinde insan haklarına karşı duyarlılığı
artırmıştır.
- Türkiye toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine yönelik
en hırçın terör kampanyalarından biri ile mücadele
ederken hak ve özgürlükleri daha fazla artırmak için
her türlü çabayı gösteren az sayıda ülkeden biridir.
- Terör yalnızca uluslararası bir felaket değil, ancak
aynı zamanda tüm dünyada masum çocuklar da dahil olmak
üzere insanların temel haklarına, bir başka deyişle
yaşama haklarına doğrudan bir saldırıdır. Terörün
bastırılması uluslararası toplumun ortak çabasını
gerektirir. Türkiye bu konuda BM’de önemli çabalarda
bulunmaktadır.
|